“Malları kaydediyorlar”

“Ankara, mallar konusunda uzmanlar tarafından araştırma yapıyor ve ilerliyor. Şimdi başlamayan bu araştırma, genel ve özel kategorilerdeki malların haritalanmasıyla ilgilidir.

(Kostas Venizelos- Fileleftheros Gazetesi)

“Ankara, mallar konusunda uzmanlar tarafından araştırma yapıyor ve ilerliyor. Şimdi başlamayan bu araştırma, genel ve özel kategorilerdeki malların haritalanmasıyla ilgilidir. Yani, hali arazi, kilise ve EVKAF’ın kime (Kıbrıslı Rum veya Türk) ait olduğuyla ilgilidir.
Bu araştırma, çeşitli düzeylerde ve aşamalarda yapıldı. Son günlerde, bu konu Türk Zaman gazetesinin haberiyle gündeme geldi. Gazeteye göre, Türk araştırma grubu, ‘Kıbrıslıların AİHM’deki iddialarına yanıt verebilmek için’ malların kaydına başladı. Elde ettiğimiz bilgilere göre, Türkiye Vakıflar Genel Müdürlüğünün temsilcileri, halihazırda özgür bölgelerdeki EVKAF malını kaydettiler. Ayni kaynaklar, Türk Dışişleri Bakanlığındaki planlamanın, daha geniş bölgede ülkenin politikasıyla ilgili olan daha geniş hedeflere sahip olduğunu, fakat bu kısa vadeli planlamanın Kıbrıs Rum başvurularının üstesinden gelinmesiyle ilişkili olduğunu belirttiler. Ayrıca, işgal rejiminin sözde Mal Tazmin Komisyonu da yardım ediyor.EVKAF Müdürlüğünün, özgür bölgelerde bulunan ve Kıbrıslı Türklere ait olan camilere, okullara, ve mezarlıklara odaklandığı uzun zamandan beridir bilinmektedir. Verilerin ve bulguların toplanmasının tamamlanmasının ardından, bunlar, kitap halinde basılacaklar ve yurt dışında bilgilendirme faaliyetleri için kullanılacaklar.Daha önceki yıllarda gelen, özgür bölgeleri haritalandıran ve Kıbrıs Türk mallarını kaydeden Türkiye’den uzmanlar, Kıbrıs Türk tarafının doğrudan müzakerelerde sunduğu tezin şekillenmesine yardımcı olan malzemeyi sağladılar. Daha çok, tazminatlar ve takas olanaklarıyla ilgili kaynak bulunması için malların değerlendirilmesine ilişkin ortak kalkınma şirketinin kurulmasıyla ilgili BM tarafından kabul edilen tez ile ilgiliydi. Türk tarafının, Mağusa’daki, daha spesifik olarak kapalı bölgedeki, malların Kıbrıslı Rum mal sahiplerine değil, EVKAF’a ait olduğu yönünde iddiada bulunduğu belirtiliyor. Ancak bu iddia, 13 Kıbrıs Rum başvrusunu haklı çıkaran ve Türkiye’yi kullanım kaybına ilişkin tazminat ödemeye mahkum eden AİHM tarafından da çürütüldü.EVKAF Müdürlüğünün, güya Kıbrıs’ın topraklarının %25’inin Osmanlı dönemindeki vakıfa ait olduğunu ve malların ‘yasadışı’ Kıbrıslı Rumlara devredildiği zaman oranın %8’e düştüğünü belirterek, AİHM’e başvuru yapma niyetinde olduğunu bildirdiği hatırlatılıyor. Başvuru hiç yapılmadı.Güvenli bilgilere göre, Türk Dışişleri Bakanlığında, Trakya, Oniki adalar ve Bulgaristan’da azınlık malların, bireylerin ve vakıfların bir dosyası bulunuyor. Türk Dışişleri Bakanlığının hukuki kuruluşu, benzer bilgiler ifade ediyor.

KIBRIS RUM MALLARININ İPOTEK VERİLMESİ
İşgal rejimi, Kıbrıs Rum mallarının Türk bankalarına nasıl ipotek verilebileceğini sağlama girişiminde bulunuyor. Bu, yeni bir gelişmedir ve hem siyasi hem de ekonomik çıkarlarla ilişkilidir. Bilindiği üzere, Ankara ve sahte devlet Türkiye’de yasanın ilerlemesini görüşüyor, buna göre (Türk) bankaları Kıbrıs Rum mallarını ipotek olarak kabul edebilecek. Belirtildiği üzere, bu, sahte devletin ekonomik sorunlarının üstesinden gelinmesi için yapılacak.”


“Devlet kayıplarla ilgili sektör kurdu”

(MakariosDrusiotis-Politis Gazetesi)

“Lefkoşa Kaza Mahkemesi Yargıcı Mihail Papamihail, geçtiğimiz Çarşamba günü Kıbrıs sorununun kayıplar sektörü aleyhinde tokat gibi bir karar verdi. AndrullaPalmas ve onun iki kızı, eşinin ve babalarının 1974 Ağustos’unda AgiosPavlos’ta Türk ordusu tarafından öldürüldüğü, devletin de söz konusu kişinin öldürüldüğünü bildiği, onu Lakadamya mezarlığına gömdüğü ancak propaganda yapmak amacıyla bunu onlardan gizlediği için, Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine dava açtı.

Kıbrıs Cumhuriyeti bugün 300.000 Euro tazminat ödemeye çağrılıyor.

Dava ile ilgili olarak verilen kararda, 1974 savaşının sonuçlarına ilişkin olarak yaşanan insanlık dramı gözler önüne seriliyor.

Kararda belirtildiği üzere, 1974 yılında Palmas’ın öldürülmesinden kesinlikle Türkiye sorumludur. Ancak cesetlerin toplanmasından, söz konusu davanın sonuçlanmasına kadar, Kıbrıs Cumhuriyeti şikayette bulunanlara sorumsuz, katı ve hakaret edici bir şekilde davrandı. Bu olaylar, tazminatın miktarının belirlenmesinde en büyük etken oldu.

Propaganda

HaralambusPalmas, Milli Muhafız Ordusunda erdi ve 6 Ağustos tarihinde AyosPavlos’ta ‘Pappukia’ nöbetçi kulübesinde görev yapıyordu. Palmas ve diğer beş arkadaşının çevresiTürk ordusu tarafından sarıldığı zaman, teslim olmaktan başka seçenekleri yoktu. Türk askerleri onları oldukları yerde infaz ettiler ve onları bir çukura attılar. Daha sonra Palmas’ınki de dahil, altı ceset Lakadamya askeri mezarlığına taşındı. Hiç kimse ne onları teşhis etti, ne de içlerinde kimliklerinin bulunduğu ceplerini boşalttı.

Savaş kaosu içinde normal süreçler izlenemeyebilir ancak Mahkeme, Palmas’ın ölmüş ve Lakadamya mezarlığına gömülmüş olduğu konusunda sahip olduğu bilgileri aileden gizlediği için, verdiği kararda oldukça sertti.

Kıbrıs Cumhuriyeti Palmas’ın ailesine öldüğünü ve Lakadamya’da gömülü olduğunu bildirmek yerine, tıpkı diğer ‘kayıp’ yakınlarına yaptığı gibi, onları da, esirleri elinde tutan ve serbest bırakmayı reddeden Türkiye aleyhine protesto eylemlerine sürükledi. O dönemler devletin, insani acıları dikkate almaksızın, propaganda maksadıyla kayıpların sayısını şişirmek gibi aptalca bir fikri vardı.

Tam bir trajediydi

Yargıç, Palmas’ın eşinin verdiği mülakatı da kararına ekledi: ‘Eşimin ölü olduğunu o zamandan bilseydim yaşantım farklı olacaktı. Ölü eşi olmak başka, kayıp eşi olmak başka bir şey… O zamanlar 27 yaşındaydım. Çocuklarıma destek çıkacak birisiyle evlenebilirdim. Olayların aldığı şekil itibarıyla yaşantım sürekli bir trajediye dönüştü. Bu trajediyi kaçınılmaz olarak çocuklarıma da yansıttım.’

Yargıç kararına bu röportajın yanı sıra kendi yorumunu da ekledi:

‘Yetkili olan ya da olmayan kişilerin sert davranışlarına maruz kaldı. Bunun dışında, reşit olmayan üç çocukla hayata göğüs gerdi. Eşinin ölü olduğu ya da olabileceği hiçbir zaman kendilerine söylenmedi. 20 yıl sonra 1994 yılında kayıplar konusuyla ilgilenen polis memuru HristakisEvstatiu’dan gayrı resmi olarak kocasının ölü olduğunu öğrendi.’

HaralambusPalmas’ın kızı Kalliopis’in ifadesi de sarsıcıydı. Kalliopis babasının dönmesini beklerken yaşadığı içler acısı çocukluluk anılarını anlattı. Mahkemenin kararına göre annesi Evstatiu’dan babasının ölü olduğu bilgisini öğrendiği zaman, Evstatiu’yu, konuyu konuşmak üzere evlerine davet ettiler. Evstatiu kendilerine onlara bunu söylemek istediğini ancak kendisine izin vermediklerini ifade etti.

Delilleri gizlediler

‘1969 suç’ kitabının yazarı kitabı mahkemeye delil olarak sundu. Söz konusu kitapta Palmas’la aynı nöbetçi kulübesinde görev yapan ve Palmas’ın öldürülüşünü uzaktan seyreden LukasLingis’in tanıklığı kayıtlıdır.

Karara göre sorgu sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti, araştırmanın güvenirliğini yaralamaya çalıştı. Söz konusu güvenirliği yaralama çabasında Lingis’in kitabında söz ettiği tanıklıkların olmadığı ileri sürüldü’

Lingis mahkemeye, Ağustos 1975 tarihinde hala Milli Muhafız Ordusuna hizmet ederken, AyosPavlos’ta ölenler anısına yapılan anma törenine katıldığını ve kendisi ile görev yapan ve ölen 6 askerin isimlerini anma töreni sırasında duymayınca protestoda bulunduğunu söyledi. Ertesi günü onu 211. Piyade taburunun ikinci ofisinden çağırdılar. İfadesini verdi ve onlara ‘Pallukia’ nöbetçi kulübesinde, aralarında HaralambusPalmas’ın da bulunduğu altı askerin öldürüldüğünü bildiğini söyledi.

Tanık, 1990 yılında bir programda HaralambusPalmas’ın karısının kayıp eşi olarak takdim edildiğini duyduğu zaman, kayıplar birimi ile irtibata geçti. LingisCID’ın subayına ifade vererek, altı askerin öldürülme şeklini yazmış olduğu not defterini de verdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin avukatı Th. Mavromustakis, Lingis’in ifadesine karşı çıktı. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti bir kez daha bu tür delilleri saklama çabasında olduğunu gösterdi.’

Devlet tahrik edici

Yargıç M. Papamihail sadece davanın özü ile ilgili olarak değil, aynı zamanda mahkeme süreci ile ilgili olarak da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin davranışını tahrik edici olarak nitelendirdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin davranışını yorumlayan yargıç ‘bu davranışın, konuyla ilgili verileri saklamak amacıyla kayıplarla ilgili arşiv tutma ve kayıp yakınlarının derhal ulaşabileceği dosyaları tamamlama önündeki ihmalkarlığını ortaya koymaktadır’ ifadelerini kullandı.

Nöroloji ve Genetik Enstitüsünde çalışan tanık MariosKariolos’un, savaşta ölen bir insandan değil de, bir eşyadan söz edermiş gibi, söz konusu şahsı oradan toplayıp oraya gömdüklerini söylemesi, olumsuz bir izlenime neden oldu.

Karara göre Kıbrıs Cumhuriyeti, bu yükümlülüklerini zamanında yerine getirmedi ve davacı tarafı en az 22 yıl bilgisiz bıraktı. Kıbrıs Cumhuriyeti, şu anda bile bu pasifliği hakkında bir gerekçe göstermemiştir. Palmas hiçbir zaman kayıp olmadı.’

Mahkeme Kıbrıs Cumhuriyetini 300.000 Euro, ayrıca davanın açıldığı 2001 yılından beri bu miktarın faizlerini ödeme yönünde ciddi bir tazminat ödemeye mahkum etti.


Sonuç

Bu dava, 1974 trajedisinin insani acılarını istismar eden devlet rejimine yönelik bir tokattır. Karar, Palmas ailesinin avukatı AhilleasDimitriadis için bir başarıdır.

Kayıplar konusunu propagandanın dişlilerinden çıkarıp bu soruna insani bir konu olarak yaklaşılması konusunda mücadele verip kazanan, Kayıpları Araştırma Komitesinin Kıbrıslı Rum üyesinin danışmanı KsenofonKallis’tir.

Ona bu yolu, Kliridis’in Cumhurbaşkanlığı döneminde, İnsani Konulardan Sorumlu Komiser LeandrosZahariadis açmıştı. Kayıplarla ilgili izlenen politikaya ilk önce karşı çıkan oydu, medya onu milli davanın altını oymakla eleştiriyordu.

Diplomatik düzeyde diplomat TassosConis’in katkısı önemliydi. Sorunun gerçek boyutlarını ortaya çıkarma sorumluluğunu üstlenen bazı gazeteciler de vardı.

Kıbrıs Rum tarafı, delillerin çalınacağı bahanesiyle Kayıpları Araştırma Komitesine kayıplarla ilgili dosyaları sunmayı reddediyordu. Bu saçma bahane, milli politika haline geldi. Tüm icraatlar, düzenlenen etkinliklerde ve yurtdışında yapılan temaslarda, Türkiye’nin işbirliği yapmamasının kınanmasına ilişkin açıklamalardan ibaretti. Hem de Kıbrıs Cumhuriyeti kayıpların akıbetlerinin belirlenmesi konusunda üzerine düşen en küçük bir şeyi dahi yapmazken…

Bu saçmalıkta bardağı taşıran son damla, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, ‘gizli’ olduğu gerekçesi ile kayıpların isimlerini içeren resmi listeyi kamuoyuna açıklamamasıydı. Türkiye’den kayıpları talep ettiği ancak yıllardır bu kayıpların isimlerini vermeyi reddettiği için Kıbrıs Cumhuriyeti uluslar arası alanda rezil edildi.

Kayıpların sayısı 3.000’le başladı, 2.200’e düşrü. Sonra da 1.619 oldu.

Mahkeme verdiği kararla siyasi açıdan elverişsiz bir çevrede resmi politikalara karşı çıkan az sayıda insanı haklı çıkardı.

Ancak kayıp sektörüne sponsor olan kanallar mahkeme kararını görmezden geldiler.”

Bu haber 374 defa okunmuştur
  • uzulmemek elde degil ince  NY - 04.12.2012 Kadina ve cocuklarina uzulmedim dersem yalan olur. Koca bir hayat sirf birilerinin keyfi icin kullanilmis.

:

:

:

: