Kıbrıs Türk Edebiyatından…

Sizlerle, yine bu gün gazetem STAR KIBRIS’ın pazar sayısında buluştuk . Bildiğiniz gibi “ Kıbrıs Türk Edebiyatından” dizisinin de 18. haftasındayız. Geriye dönüp baktığımda, zamanın bu kadar hızlı geçişine inanmak gelmiyor içimden. Ama takvimler öyle söylemiyor…

Harid FEDAİ
Özker YAŞIN
Fikret Demirağ
Osman TÜRKAY
Mehmet Tahir DOLUNER
Süleyman ULUÇAMGİL
Mehmet KANSU
Neriman CAHİT
Ali NESİM
Özden SELENGE
Mustafa GÖKÇEOĞLU
Feriha ALTIOK
Ayşen DAĞLI
Mahmut İSLAMOĞLU
Bekir KARA
Bülent Fevzioğlu
Fatma AKİLHOCA

Sizlerle, yine bu gün gazetem STAR KIBRIS’ın pazar sayısında buluştuk . Bildiğiniz gibi “ Kıbrıs Türk Edebiyatından” dizisinin de 18. haftasındayız. Geriye dönüp baktığımda, zamanın bu kadar hızlı geçişine inanmak gelmiyor içimden. Ama takvimler öyle söylemiyor…
Emek verdiğiniz her şeyin daha uzun yıllar yaşamasını istiyorsunuz elde olmadan. Dolayısıyla da kalıcılığını sorguluyorsunuz. Aklınız takılıyor bir yerlere… Ne yapabilirim’i düşünüyorsunuz.
Dün LTL’den öğrencim Devlet Kütüphanesi Müdürü Sevgili UmureÖRS’le bende filizlenen düşünceyi paylaşıyorum. Yazdıklarımı kalıcı hale getirmenin yolu elbette kitaplaştırmak… Fikir alışverişinde bulunuyoruz. Kitabın basılması konusunda,Kültür Dairesine başvurmaya karar veriyoruz.
Elbette önce matbaamdan teklif almalıyım. Son yıllarda çalıştığım Dilhan Matbaası… Son üç kitabımı onlar bastılar. Latife Hanımla çok uyumlu çalışıyoruz. Oğulları Naim DİLHAN, Yakın Doğu Kolejinden öğrencim. Ben de huysuz değilim açıkçası… Onlar da bana son derece sıcak yaklaşıyorlar. Emekçinin de istediği bu değil mi?
Şimdi farklı bir sürece giriyorum. Planlı ve dikkatli çalışmalıyım. Önümde bu yazıdan ayrı olarak 3 haftalık sürem kalıyor. Niyetim 2012 sonunda yazı dizisine bir süre ara vermek… Daha sonra yine devam edebilirim.
Ben başarılarımdaki en önemli etkenin zamanı iyi ve doğru kullanmak olduğunu düşünüyorum. Doğru zamanda, doğru kişilerle birlikte çalışmak… Zamanı da verimli kullanmak… Düşünceler geldiği anda görünür hale getirilmeli, diye düşünenlerdenim ben.
Sadece bir şey aklıma takılıyor. Özel bir düşünceyle hareket etmeden yazmaya başladım. Bu kitapta yer almayanlar umarım bana gücenmez. Onları da ikinci cilde alırım, diyorum. Ne dersiniz?
FATMA AKİLHOCA

Bu haftan ADA Tv.de konuğum Fatma Akilhoca… Program cumartesi oluyor, Pazar gazetesinde de tanıtımı var. Aslında güzel bir denk geliş…
Onu yıllar önce sevgili Şirin Zaferyıldızı’nıngörev yaptığı okulda şair- yazar buluşmasında tanıdım. Çok içten, çok sıcak davranışları ilgimi çekti. Ardından dinlediğim şiirleri beni etkiledi. Elbette KIBATEK’te ortak alan çalışmaları da bizi karşılaştırdı. Kıbrıs çok büyük bir coğrafya değil ama Lefkoşa’da yahut Girne’de buluşmak daha kolaydır da iş Mağusa olunca bize uzak gelir nedense…
Fatma Akilhoca, 1965’te Lefkoşa’da dünyaya gelir. Sekiz yaşındayken 1974 savaşının tüm acı ve travmalarına tanık olur. Uzun yıllar, savaşın sesi kulaklarından gitmez.
ÇOCUKLUĞUM ISLANIR

burnumda
mis gibi tereyağ kokusu
üzerinde şeker
reçel işi zor o zamanlar
istemek zor
yağmurla toprak dansa başlamış
akşam olmuş
hava soğumuş ne çıkar
çocukluğum yüreğimde ıslanır
kızarmış soğanlar konacak
mercimeğe az sonra
ve ben yine mızmızlanacağım yemekte
ciğerler donacak tabağımda
annem kızacak
doktorlara taşınacağım yine
tümvitaminlara
iştah şuruplarına inat!

Gazi Mağusa Ticaret Lisesini bitirir. Ardından AÖF’de Yönetim ve Organizasyon Bölümünden mezun olur. Doğu Akdeniz Üniversitesinde Büro yöneticiliği yapar. 2012’de işinden ayrılır. Kendi deyimiyle kendini ŞİİRe adar.
Akilhoca’nın şiirleri, yazıları, röportajları ve öyküleri önceleri yerel gazete ve dergilerde yayınlanır. Daha sonra kitaplaşmaya başlar. Halen AFRİKA Gazetesinin Pazar ekinde yazmayı sürdürmektedir. Eserlerine gelince…
İSTERSEM GÜNEŞİ TUTABİLİRİM: (Eylül 2001)
Şairin ilk kitabıdır. Kitabın arka kapağında asla unutamadığı SAVAŞı yazar. Kendisiyle ilgili şunları söyler:
“ Ciğerlerine barut kokusunu doldurdular doğar doğmaz ama o, ne dünya çocuklarının ne de kendi çocuklarının savaşı yaşamamasını hep diledi dualarında… Barışı sevdi, insanları sevdi, eşini ve iki oğlunu, tüm sevenlerini üç kat daha fazla sevdi. Hele de doğduğu toprakları, Kıbrıs’ını hiçbir şeye değişmedi
Yüreğindeki bu kocaman, bitimsiz sevgi mayasıyla iki oğlundan sonra bolca şiirler doğurdu. Çalışan bir kadındır o, bir ana, bir Kıbrıslıdır o, bir Akdenizli’dir. Yüreğinde Akdeniz’in dalgaları salınır durur hep…”
Bu kitabındaki şiirleri 4 ana başlıkta toplamış şair.
İLK GÖZ AĞRILARIM (1992) :Bu bölümde ilk yazdıklarından seçtiği şiirler yer alır.
ERTELEME, BIRAK YEŞİLLENSİN
erteleme sevincini be kardeşim
erteleme
bırak,
gülücüklerinle ısınsın dünya
erteleme yaşını be kardeşim
erteleme
bırak,
aktışükçadururlsun
duruldukça yeşillensin dünya
(25 Şubat 1992)

ALTI ADIM (1993- 1998): Bu yıllar arasında kaleme aldıklarından seçilmiş şiirler…

BİR KADIN

bir kadın
günün hep gecesini yaşayan
gözleri bir çığ
noktadan çoğalan
bir kadın
kızıla doymuş
insanlığın
dipsiz kuyularında
Bosna’da
Somali’de
Doğu’da
bir kadın
darmadağın
ve bir kadın
ne yüreği kalan
aşka dair
ne parlayan tek bir yıldızı
(12 Ocak 1993)

Kitabın sonlarına doğru 3. Bölüm başlar. YAKIN GEÇMİŞ der bu bölüme (1999- 2000)

SEN BİLMEZSİN

-di’li geçmiş zamanda taşıdığım her
kelime terke başlar beni
konuşmalarımızda
dilim donar
söyleyemem
ne çok düşündüğümü seni
nasılsınlar, havadan sudan haberler
Yüreğim/iz yok
Ondan söz olmaz
Sormazsın
Hep yıkanmalar olur bir yerlerde
Hep engeller
Ya birileri vardır ya da ben öyle hissederim
Eski yaralarmı düşer gözüme ne
Susarım
Ama sen bilmezsin…
4 Ekim 1999
Kitabın dördüncü bölümü KISA KISALAR’a ayrılmış. Ben çok sevdim. Paylaşmak isterim…

en güzel gülüşlerini tak dudaklarına
ve
resmini çek yalnızlığının
korkma kimseler anlamaz…
-----------

insanlar sevildikçe
güzelleşir
onlara sevgim bu yüzdendir…
-------------
bana benzediğin kadar
seviyorum seni belki de…
---------------

Fatma Akilhoca’nın ikinci kitabı RÜZGARINDA SEVGİNİN, Kasım 2005’te çıkagelir saklandığı yerlerden… Kitabın arkasında şöyle der şair yüreği:
“Sımsıcak yürekten dökülenler, sürekli ele veriyor beni. Rahatsız mıyım bundan? Kesinlikle HAYIR. Ters yüz oluyorum, içim dışıma, dışım içime düşüyor sürekli. Beble, onların çarpışmasından doğan toz bulutu ve bu bulutun evrende hızla dönmesinden doğan yeni dünyalar oluşuyor, inanıyorum. O dünyalarda toprak, su, yeşiller renk renk çiçekler, güneş, en önemlisigüzel, sevgi dolu yürekler büyüyecek…”

2001- 2003 arası şiirlerini seçer bu kez… Kitap iki bölümden oluşur bu kez… Şiirlerin sonunda KISA KISALAR yer alır yine…
Bu kitabını çok sevdiği abisine ithaf eder şu sözlerle:
“ Her yağmurdan sonra yüreğinde ebemkuşağını, sevgiyi çoğaltan insanıma ve sevgili abim Aziz’e…”

YAŞAMAK YALNIZLAŞMAK MI?

“hele yaşlanmaya dursun insan…”
acıtan yükü omuzların
ayak sesleri taşımayan gün ağarışları
kavgaya hasret geceler
yalnızdır can
toprak kokusu taşınırken
geniz etine
ürperir
bir ince yoldur oysa
kayar
dölden toprağa…
19 Aralık 2001

DİNLETEMİYORUM

Çoğalan çatlaklardan oluşur
Yokedici depremler
Yüreğime de diyorum
Aynını
Dinletemiyorum…
14 Haziran 2002

SU(S) ÖLDÜ: 2008

Fatma Akilhoca, şiirlerini demlendire demlendire getirip koyuyor önümüze. Bu kitabı ilk iki kitabına göre daha kapsamlı… Sanki daha bir olgun döneme kapı açış gibi… İddiasız, son derece sade grileşen bir kapak…
Arka kapakta bu kez sadece kısa bir şiir var…

CAN ŞEKERLERİM

kozalarım uçarken
rüzgarda
ateşe tutunur
kelebek ellerim
cam şekerlerim
yapış yapış
odacığımda…

Kitabın içindeki ilk şiiri çok sevdim. Hepimizin gölgesinde oyunlar oynadığımız bir ağacımız vardır hani… Kimimizin badem, kimimizin erik ağacıdır… Çocukluk dendi mi ilk akla gelendir. Akilhoca’da da bu bir çınar ağacıdır…

GÜN- AYDINIM OLSUN İSTEDİM

küçük küçük kofetiler topladım
yol kenarlarından anlık
kurşun hızıyla geçip gittiler
günkara kaldım
gün- aydın olsun isterdim oysa
karanın ayağına bastım

burnuma çektim
özlemli kokuyu çocukluğumun
farklıydı
erimiş lolipoptu cebimde artık

o yaşlı çınar gölgesinden
kah hüzün
kah gülücükle iftiharla kalktım…”

YILDIZ

bir yıldız sökülse
göğün derisinden
boş kalır mı yerciği
yoksa
kapışır mı çok çabuk
birileri?
(s. 67)

Sanatçılar ne üretirlerse üretsinler, üretim aşamasında tıpkı doğurgan kadınlar gibi, alabildiğine sancı çekerler. Eser ortaya çıkıncaya kadar didinirler. Bu alabildiğine zorlu bir dönemdir. Elbette biri bitmeden yenisi için kaygılanmalar başlar… Her yeni adım bir öncekinden daha iyi, daha sağlam ve daha güzel olmalıdır da… Yine de ne mutlu, eserini yaratana…

Son kitabını programıma gelirken getirme inceliğinde bulundu. Elinize aldığınızda henüz matbaa kokusu buram buramdı… Bu kokuya bayılırız biz… Adı ATEŞ DİLİ: (2012)
Bir önceki kitabı gibi son derece yalın bir kapak… Stilinden belli… Kapak tasarım Ümit İNATÇI’ya ait… Kitabı şöyle imzalamış:
“ Sevgili Ayşe TURAL,
Her şey bir ateşle başlar.
Ateşiniz hiç eksilmesin…” demiş.
Evet, yaratmanın ateşi yüreğe kor gibi düştükçe yürek yanar, küllerinden de ŞİİR doğar.
Bu kitaptaki şiirler daha kapsamlı… Dizeler de şiirler de bayağı uzun… Bu da şairin farklı bir yazı- şiire doğru yaklaştığının kanıtı… Yer yer açık anlamlı anlatımlar sürerken imgelere de yer veriyor, şair…
MARAZEMEKÇİSİ
boş bir beşik kaldı içimde sallanan
göç yolundaki maraemekçi umuttan
“ sallanmasın boşsa durdur” der öksüz bir ses
Hani kaybetmişti her şeyini o da
Daim dillenen ateşte

Burun direğimden önce
Tatsız et kokusu kırar avuçlarımdakini
Kan sızar kollarımdan
Tutsam vay
Tutmasam vay!...
14 Ocak 2011

DAĞINIK ODAM VE DARBE

Kim tertipler içimdeki dağınık odamı
Ellerimden başka bol damarlı
İlişecek yer bulamaz dizelerim
Söylendiğimde
Çek bir sandalye ve otur!
Haziran 2009

Sevgili Akilhoca’ya sağlıklı ve huzur dolu bir yaşam dilerken nice şiir ve yazılarında buluşmak dileğiyle diyorum…
Bu haber 387 defa okunmuştur

:

:

:

: