Devlet adamlığının iflası

Kıbrıs’ta bir “iflas” durumu yaşanıyor. Kıbrıs sorununa yönelik her iki tarafında tezleri kaybetti.
Kıbrıs’ta bir “iflas” durumu yaşanıyor.
Kıbrıs sorununa yönelik her iki tarafında tezleri kaybetti.
Ve aslında belki de bir farkında olmama durumu var ama işin esasında adanın her iki tarafındaki Kıbrıslılar kaybetti.
Bugün güneyde de, kuzeyde de özellikle ekonomik anlamda sıkıntılar var.
Her iki tarafın da çözüm önceliği ekonomi.
Bu noktadaki sıkıntıları yazımın girişinde de belirttiğim gibi iflas olarak özetleyebiliriz.
Adanın her iki tarafında da kemer sıkma politikaları ve programları tartışılıyor.
Bu noktada elbette farklılıklar da var.
Güney Kıbrıs yönetimi alınacak ekonomik tasarruf önlemlerine vekil maaşlarından kesintiyi de ekledi.
Rum vekillerin maaşlarından %28 oranında kesinti yapılacak.
Kıbrıs’ın kuzeyinde böyle bir olay mümkün değil.
KKTC’de yönetim anlamında da iflas var.
İşte bundan dolayıdır ki “Güzel günler yakında, kendi kendimize yetecek bir düzen kurmak için bu adımları atıyoruz, biraz fedakârlık” söylemleri samimi değil.
Gelinen aşamada;
Dileyen dilediğini yapıyor.
Herkes kendi adaletini uygulama noktasında.
Kangren olan sorunlar gün ve gün büyüyor.
Sorunlar çözülmedikçe, sorun olan yerlerde özelde yöneticilere genelde devlete karşı bir güvensizlik ve saygı kaybı var.
Bir devlet kendi elektrik kurumuna borçlu ise ve bu borcunu ödeyemiyorsa, kendi kurumu da ödenmeyen borçtan dolayı devletin elektriğini kesiyorsa o devlet batmıştır.
Borcunu ödemeyen bir şirketin elektrik enerjisi kurum tarafından kesiliyor ve bir bakanlık elektrik kurumundan intikam almak için tüm ülkeyi karanlığa gömecek şekilde adımlar atıyorsa bu devlette ciddiyetsizlik var.
Aylar geçmesine rağmen bir belediye ve ülkenin başkenti harabe olmaktan kurtarılamıyorsa bu devlette beceriksizlik var.
Bir ülkede adaletin savunucuları eylem yapıyorsa, devletin bir ayağı olan “Yargı” grev yapma ihtiyacı duyuyorsa o ülkede adalet çökmüştür.
Bir ülkede insanlar trafik kazalarından ölüyorsa ve bunu herkes seyrediyorsa bu ülkede insanın değeri yoktur.
Bir ülkede aydınlığın öğreticisi olan öğretmenler her gün sokaktaysa, öğretmen adayları eylemde, bakanlık kapılarında polisle karşı karşıya getiriliyorsa o ülke de demokrasi yoktur.
Bir ülkede ekonomik program imzalanmışsa ve bu programı biz hazırladık denmesine rağmen ülkenin her kesimi farklı düşüncelere sahipse o ülkede yalan vardır.
Bir ülkede engelli insanlar tedavi olmak, eğitim almak, kamusal alanda kendi ihtiyacını karşılamak ve insanca yaşamak için gerekli altyapıyı bulamıyor ve bundan mahrum bırakılıyorsa o ülkede insana saygı yoktur.
Bir ülkede hükümet, icraatları nedeniyle mahkemelerden dönmüşse, iktidar partisi ikiye bölünmüş mahkeme koridorlarında zaman harcıyorsa ve genel başkanı yoksa o ülke siyasetinde dibe vuruş vardır.
İnsanlar çalıştıkları işe, doğdukları yere ve siyasi tercihlerine göre ayrıştırılıyor, ötekileştiriliyor, baskı altına alınıp fişleniyorsa o ülkede milli değer ve birlik yoktur.
Bir ülkede iktidar erkini popülizm, çıkar, bencilik, neme lazımcılık ve bireysellik tayin ediyorsa o ülkeden hiç bir şey olmaz demektir.
Devlet düzeni, devlet mekanizması yönetenlerin keyfine göre, adaletsizce, hukuksuz, düzensiz, hesap vermeden, yapanın yanına kar kalarak işletiliyorsa o devlet aslında devlet değildir.
Fransa eski Cumhurbaşkanlarından George Pompidou’un siyasetçi ile ilgili tanımlaması şöyledir;
“Kendini ulusuna hizmet etmeye adayan siyasetçiye devlet adamı denir. Ulusunun kendisine hizmet etmesi gerektiğini düşünen devlet adamına ise siyasetçi denir”.
KKTC Meclisi elli kişiden oluşuyor.
Meclis yeni döneme başlayalı kaç tane yasa üretti?
Veya şöyle soralım;
Bu meclis kaç defa toplanabildi?
Bu mecliste kendini ulusuna adayan kaç kişi var?
Kaç vekile “devlet adamı” veya “siyasetçi” denilebilir?
Ya da ulusunun kendisine hizmet etmesi gerektiğini düşünen kaç vekil var?
Yaşadığımız;
Siyasetin, yöneticiliğin, saygının, becerinin, güvenin, devlet adamlığının ve en sonunda da devletin iflasıdır.
Tüm bunların yaşandığı ülkede koltuk kavgası ön palanda ise en başta “devlet adamlığı” değil “siyasetçi” olmak söz konusudur.
Zaman artık perdeyi kapatma zamanı.
Işıkları söndürmeyin, nasılsa borcunuzdan dolayı elektriğiniz de yok.
Bu haber 698 defa okunmuştur

:

:

:

: