“İnanılmaz bir paradoks”

“Mayıs 2004’te Kıbrıs diğer yedi ülkeyle birlikte (Estonya, Letonya, Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Polonya, Macaristsan ve Malta) Avrupa Birliği’ne katıldı.
(Nikos Rolandis-Politis Gazetesi)

“Mayıs 2004’te Kıbrıs diğer yedi ülkeyle birlikte (Estonya, Letonya, Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Polonya, Macaristsan ve Malta) Avrupa Birliği’ne katıldı. O zamanlar yeni katılan ülkelerin krallığında mücevherdik, ekonomik açıdan güçlüler ve zenginler.
8 yıl sonra, bugün, diğer 7 ülke, zorluklara karşın memorandumsuz yaşamını idame ettiriyor. Biz, bir zamanların güçlüleri, ne yazık ki, Moskova’dan Pekin’e ve nihayetinde Troyka’nın misafirperver olmayan yolunda dilencilik parası yalvarıyoruz.
Cumhurbaşkanı Hristofyas’ın ‘adil toplumu’ işleyemedi. Doğal olarak, Cumhurbaşkanının evrenin, ne şimdi ne de hiçbir zaman ‘Toprak Canaan’, ‘Vadedilmiş Toprak’ olmadığını bilmesi gerekirdi. Tanrının cennetten atalarımızı kovduğundan bu yana, insanlar sert, insanlık dışı, gerçekçi ve acımasız, Wolfgang Schauble modeli oldu.
Böylece, 2008 yılında, ilk beş yılında her şeyin iyi gideceğine inanan güler yüzlü, eski dost Dimitris, 2012 yılının sonunda ağlayan bir Cumhurbaşkanına dönüştü. Hükümetin sorumluluklarına, kimin suçlu olup olmadığına ilişkin binlerce makaleyi kapsayan bankaların ve diğerlerinin büyük sorumluluklarına ilişkin ayrıntılara girmeyeceğim. Fakat şüphesiz, bir ülkenin liderinin, her şeyin kendi çevresinde çöktüğü zaman, sorumlulukları vardır. Özellikle, Maliye Bakanının, felaketin korkutucu tehlikesini önlememiz için resmi çağrıda bulunduğu zaman (7 Aralık 2012 tarihli açıklama). Aynı zamanda, Hükümetin 17 Aralık 2012’de, iflasın önlenmesi için Yarı Devlet Kuruluşlarının Emeklilik Fonlarından kredi istediği zaman.
Petrol üretici cübbesi giyerek ve aynı zamanda dilencilik parasını elde tutarak, başta Avrupa Cumhurbaşkanı tacıyla Avrupa’nın ‘sokaklarında’ dolanıyoruz. Görüntümüz, bu tuhaf gezegende neredeyse güçlükle karşılaşılan bir çelişki ve bir paradoks oluşturuyor.
Biz çok küçük bir ülkeyiz. Ekonomimizin büyüklüğü (17 milyar euro veya 22 milyar dolar) Avrupa ekonomisinin(20 trilyon dolar) binde birinden biraz fazlaya ve dünya ekonomisinin(60 trilyon dolar) on binde üçüne eşdeğerdir. Dünya ve Avrupa ekonomisine katkımız neredeyse yoktur..
Fakat, Küçük çapımıza rağmen, yine maruz kaldık. Tahrip edici ve şiddetli olaylar aracılığıyla hayatımızın, mallarımızın, yani her şeyin alaşağı edildiği 1974 yılını hatırlıyorum. Fakat o zamanlar, Türk işgali ve darbesiyle karşı karşıyaydık. Şimdi hayatımızı kim işgal etti?
Ne yazık ki, suçlu ve işgalcinin bizzat bizler ve Kıbrıs’ın liderlerinden bazıları olduğu görülüyor. Kendi kendimizin boğazını kestik.
Kıbrıslı Rumların ve daha geniş Hellenizmin, verileri doğru değerlendirmemesi ve acı bir bedel ödemesi ilk değildir.

- 1963 yılında kötü bir şekilde Anayasayı değiştirmeyi denediğimiz ve bölünmenin tohumunu attığımız zaman.


- 1974 yılında, uluslararası arenanın güçlülerini ve kararlı Türkiye’yi hata olarak değerlendirerek, Yunan ve Kıbrıs Rum darbesi aracılığıyla, gerçekleşeceğine inanmadığımız Türk işgaline kapıyı açtığımız zaman.

- Geçmiş yıllarda, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin ard arda gelen fırsatları, çözülmesi zor halden neredeyse çözülemez hale getirene kadar reddettiğimiz zaman.

- 1983 yılında, ‘devletin’ ilanına ilişkin yaptığımız uyarılara rağmen, BM’nin girişimlerini reddettiğimiz zaman. Bu, Dışişleri Bakanı görevimden istifa ettiğim zaman idi. Bu ‘devlet’ ne yazık ki, bugün birçokları tarafından tırnak işaretleri olmaksızın devlet olarak ileri sürülüyor.

- 1998 yılında, tüm partilerin S-300 füzelerinin gelmesine ve pazarına ilerlediği ve Girit dağlarına 270 milyon dolar fırlattığımız zaman.

- 2000/2001 yıllarında borsayla maruz kaldığımız zaman.

- 2012 yılında da mekanizmalarının yaşamımızın ve ekonomimizin büyük bir kısmını çökertecek Troyka ile maruz kaldık. Vardığımız noktada, Troyka olmaksızın, çökertilmesi için ne yaşam ne de ekonomi olacak.



Geçmişteki olumsuz performaslarımızı dikkate aldığımızda günümüzde beni düşündüren şey petrol ve doğalgazla ilgili perspektiflerdir. Şimdi bir kez daha iki temel korkumu belirtmek istiyorum:

1. Hidrokarbonlar konusunun çok yanlış bir şekilde ele alındığına inanıyorum. Bunları Kıbrıs sorununun ve Kıbrıs-Yunanistan-Türkiye arasındaki daha geniş sorunların çözümü için katalizör olarak kullanmak istemiyoruz. Petrol ve doğalgaz, rezervlerin çıkarılana kadarki önümüzdeki 30-50 yıl içerisinde bölgemizde olacak. Küçük bir ülkeye uzun bir zaman dilimi için büyük zenginlik oluşturuyorlar. Ancak bölgemizin yanında, kararlı, güçlü ve tehlikeli bir Türkiye bulunuyor. Nihayetinde, taktiği değiştirmememiz halinde, önümüzdeki 30 yıl içerisinde yine bazı kader anlarına maruz kalacağımızdan korkuyorum. Daha yukarıda bahsettiğim diğer durumlarda da maruz kaldığımız gibi. Ne yazık ki, bizim için Türkiye, geçmişte de yaptığı gibi, olası faaliyetini haklı çıkarmak için yeterli bahane olacaktır.

2. 1999 yılında bulunmasına ilişkin çabaların ilk başladığı doğalgaz, bu aşamada bize finansman sağlayamıyor, çünkü henüz sürecin başında bulunuyoruz. Bu bir gerçektir, yıkıcı yanılsamalara sahip olmamamız gerekir.
Doğalgazın ticari anlamda kullanılmasının sağlanması için, aşağıdaki aşamaların tamamlanması gerekir:

A) Miktardan emin olunması için 12. Parselde ek olarak 1-2 sondajin yapılması gerekir.

B) Denizaltı boru hattı ve sıvılaştırma terminali için yatırımcılara ve finansmanlara ihtiyaç vardır (denizaltı boru hattı için 1.5 milyar dolar ve terminal için ise 10-12 milyar dolar).

C) Yukarıda sözü edilen büyük miktarların bulunması için, 20-25 yıl için doğalgazın yeterliliğinin saptanması, önümüzdeki 20-25 yıl için satış fiyatlarının yaklaşık olasılığının hesaplanması ve Kıbrıs’ta ve bölgede siyasi ve askeri tehlikenin olumlu bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.

D) Gazın çıkarılmasının başlaması gerekir.

Bir Kıbrıs atasözü şöyle diyor: ‘Adın çıkacağına gözün çıksın’. Biz ne yazık ki ikisini de çıkardık. Kör olduk, sorunumuzu zamanında anlamadık ve güvenilirliğimizi kaybettik.
Gerekli finansmanın bulunması halinde, kalkınma yoluyla ekonomik canlanma ve umut ışığı, günümüzde varolan karanlığı orta vadeli gelecekte çözebilir.”

Bu haber 214 defa okunmuştur

:

:

:

: