Sırça Köşk

Kış kendini iyice hissettirmeye başladı. Kıbrıs pek de alışık olmadığı hava şartlarını yaşıyor.
Kış kendini iyice hissettirmeye başladı.
Kıbrıs pek de alışık olmadığı hava şartlarını yaşıyor.
Kar yağışı sevindirirken, soğuk da korunma açısından zorluyor.
Elektrik faturalarının kabarıklığı ve tüp gazın da pek farklı olmaması özellikle orta halli ve sosyal yardımla geçimini sağlamaya çalışan vatandaşın çarelerini tüketiyor.
Asgari ücretli çalışanın hali ise Allaha emanet.
Komisyon bugün toplanacakmış.
Hayırlısı.
Yine dağ fare doğuracak.
Aslında ülkenin her yerinde, her alanda, her camiasın da soğuk rüzgarlar esiyor.
Memleket hiç olmadığı kadar umutsuzluğu yaşarken, umutsuzluklar ülkesinde bir güç gösterisi izliyoruz.
Sırça köşkler arasında halkın anlamadığı, önceliği olmadığı soğukluk elbette önde olmanın, tek olmanın arzusu.
Sırça köşk hikayesini bilir misiniz?
Sabahattin Ali’nin bir hikayesidir.
Üç kafadar, tembeldirler, huysuzdurlar nereye gitseler, ne iş yapsalar başaramamışlardır.
Bir akşam bir şehre gelirler.
İçlerinden birinin aklına parlak bir fikir gelir.
Bu fikir onları rahat ettirecektir.
Karış karış dolaştıkları şehirde, önlerine gelen herkese “Buranın şırça köşkü nerede?” diye sorarlar.
Halk sırça köşkün ne olduğunu bilmemektedir.
Üç kafadar buradaki halkı sırça köşksüz şehir olmayacağına inandırır.
Ve bir sırça köşk yaptırırlar.
Köşk büyüdükçe büyür.
Köşk büyüdükçe ihtiyaçlar artar.
Köşkte herşey hazırdır.
İçeriye giren hep hazır yediğinden dışarı çıkmak istemez.
Aksi dışarıda kalanlarda içeriye girmenin yollarını ararlar.
Sırça köşk artık yükünü kaldıramaz.
Yük döner halkın sırtına kambur olur.
Halk üç kafardara sorular sormaya ve içinde bulunulan durumu sorgulamaya başlar.
Her sorunun mutlaka cevabı vardır.
Sırça köşkün ihtiyaçları artık karşılanacak noktada değildir.
Sırça köşkte yaşayanlar zor kullanmaya başlar.
Halkın yiyeceğini, içeceğini, parasını zorla alırlar.
İtiraz edenler cezalandırılır.
Köşkün zindanlarına kapatılır.
Köşkün adamları etrafa köşkün çok sağlam olduğunu ve hiçbir kuvvetin burayı yıkmaya gücünün yetmeyeceğini yayarlar.
Zaman geçtikçe halkın vereceği bir şey kalmaz.
En sonunda kalan birkaç koyun da elden gitmiştir.
Halkın verecek birşeyi kalmayınca korkusuda bitmiştir.
Üç arkadaş halk için yaptıkları işleri ve fedakarlıkları anlatırlar.
Aldıkları koyunların bir kısmını halka geri vereceklerini söylerler.
Koyunların kelleleri dağıtılır.
Fakat hiçbirin de beyin, dil ve göz yoktur.
Halk bu durumun sebebini sorar.
Aldıkları cevap “Siz onları ziyan edersiniz” dir.
Öfkelenen birisi “Bana böyle başın lüzumu yok” diyerek elindeki koyun kellesini fırlatır.
Sırça köşke fırlatılan koyun kellesi köşkte kocaman bir delik açar.
Herkes elindeki koyun kellelerini fırlatınca sırça köşk yerle bir olur.
Ve anlaşılır ki sırça köşk hiçte sağlam değildir.
Hikayenin sonunda sırça köşkü yıkan ve bunun aslında bir yalan, bir korku olduğunu gören halk kısa zamanda düzlüğe çıkar ve normal bir yaşam sürer.
Bu ülkeninde de bizzat halk tarafından yaratılmış sırça köşkleri var.
Hikayede de görüldüğü gibi bunlar pek de korkulmayacak köşkler.
Köşktekiler ise hep halk için fedakarlık yaptıklarını söyleyenler.
Hep halktan alanlar.
Onlara göre herşey halk içindir.
Halkın eksiği ise “Bana böyle başın lüzumu yok” demesidir.
Ben sadece bir hikaye anlattım.
Gerisi kıssadan hisse almak isteyenlere kalmış.
Bu haber 777 defa okunmuştur

:

:

:

: