Neme lazımcılık

Geçtiğimiz Salı günü Star Kıbrıs’ta manşetti. Haber “İşte gerçek vefa” başlığıyla verilmişti. Haberi yapan Esra Türkel arkadaşımızdı.
Geçtiğimiz Salı günü Star Kıbrıs’ta manşetti.
Haber “İşte gerçek vefa” başlığıyla verilmişti.
Haberi yapan Esra Türkel arkadaşımızdı.
Kıbrıs Türkünün bu adada var olmasının en önemli etkenlerinden Dr. Fazıl Küçük’ün kabrinin bulunduğu Anıt Tepe’nin bir iş adamı tarafından temizlenip tadil edilmesi.
Bu ülkenin Başbakanının amcası ve de bu toplumun en önemli liderlerinden birinin kabri bir iş adamı tarafından temizliyor.
Bu devletin buna imkanı maalesef yok.
Koltuk kavgasından manevi sorumluluğa fırsat kalmamış.
Yapılan yüzlerce istihdama iki kişi daha eklensin ve bu iki kişinin görevi sadece Anıt Tepe’yi temizlemek olsun.
İnanın böyle bir istihdama kimse karşı çıkmaz.
Daha önce söyledim şimdi de yazıyorum.
Sevgili Küçük ailesi Anıt Tepe’nin sorumluluğu devlette olabilir.
Ama devletimiz bu ağır(!) sorumluluğun üstesinden gelemez.
Lütfen sizin imkanınız varsa bu bakımı siz yapın.
Dr. Küçük’ün şöyle bir cümlesi var;
“Bugün bizi içinde bulunduğumuz müşkül duruma sokan nemelazımcılık artık bir tarafa atılmalı ve birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için ilkesini kabul etmeliyiz.”
Bu sözler 1952 yılında söylenmiş.
İnsan ister istemez düşünüyor.
Bu ülkede birşeyler değişir mi acaba?
Dr. Küçük’ün yıllar önce işaret ettiği ve her adımımızı geriye götüren bireyselcilik, neme lazımcılık toplumsal düşünceye gün gelir dönüşür mü?
Çünkü birileri kaybederken birleri haksızca kazanıyor.
Kendi geleceğini, ailesinin, çocuğunun geleceğini kim düşünmez ki?
Kim hayatta sahip olacağı kazanımların en iyisi olmasını istemez ki?
Hepimizin verdiği mücadelenin temel amcı bu değil midir?
Muhakak ki öyledir.
Bir belediye var ortada tam bir kaosun yaşandığı.
Çalışanların bazıları açlık grevinde.
Bankalar, hacizler kapıda.
Yurt dışında yaşayan çocuğunun okul parasını ödeyemeyen insanlardan tutunda, buzdolabının içi boş diye fişini çekip aylardır çalıştırmayan insanlar var.
Çalışana maddi anlamda bir nebze rahatlama sağlayacak bir avans olayı gündeme geliyor.
Belediye meclis üyelerinin toplanması gerek.
Apartmanlar, katlar, işyerleri,devlete kiralanan dükkanları olan bir üye avans için imza atacak ya çocuğunun devlette istihdam edilmesini şart koşuyor.
Aç çocukların üzerinden kendi çocuğuna rant sağlamanın peşinde.
Bir başka meclis üyesi “T” izni verilmesini şart koşuyor parasız belediye çalışanlarının ödenmesi için atacağı imzanın karşılığı olarak.
Aç insanlar üzerinden siyaset ve rant yapılıyor.
Bencillik, neme lazımcılık iyice hortlamış durumda.
Açık seçik ortadadır.
Statüko birkaç isimden ibaret değildir.
Statüko bu halkın çoğunluğudur.
Statüko ne kaparsam kardır anlayışıdır.
Okur mesajı;
“Bir yerel gazetemizde çarşaf gibi sınavsız ve münhalsiz, tamamen UBP delege ve örgüt başkan yakınlarının partizanca devlete istihdam edildiği 150 kişilik liste yayınlandı.
Belli ki Sayıştay Başkanlığı (Sayıştay Başkanı ve 2 üyesi), hiçbir aile, zümre veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz ve devlet organları ve yönetim makamlarının eşitlik ilkesine göre ayrıcalık yapmamak zorundadırlar diyen Anayasamıza, sadece UBP delege yakınlarının devlete istihdam edilmesinin açıkca aykırı olduğunu, ayrıca kendilerinin de bir devlet organı olarak Anayasaya aykırı hareket ettiklerini yorumlayamıyorlar veya görmezden geliyorlar.
Aynı şekilde, Kamudaki geçici personeli düzenleyen Kamu Görevlileri yasasına göre, alıncak personel uygun bir sınav ile işe alınır demesini yine yorumlayamıyorlar veya görmezden geliyorlar, hiçbir münhal ve sınav yapılmadan yasaya aykırı işe alınan bu ayrıcalıklı kişilerin devletten her ay maaş çekmesine sessiz kalıyorlar.
Bunlara bağlı olarak Sayıştay, bilerek veya bilmeyerek İrsen Küçük hükümetinin kurultaya yönelik hukuka aykırı istihdam icraatlarını denetime tabi tutmuyor, destek vermiş oluyor.”
Kesin olan; Sayıştayın asli görevi olan, kamu işlemlerinin yasalara uyguluk denetimini yapamıyor olması, devlet kaynaklarının partizanca sömürülmesine hiçbir şekilde müdahalede bulunmamasıdır.
Buradan bağımsız olduğuna yüzde yüz inandığım yargımıza, yargıçlarımıza seslenerek, artık harekete geçmelerini; asli görevlerini yerine getirmeyen, yasalara aykırı hareket eden bu kurumu ve yöneticilerini sorgulamalarını ve çok büyük yara alan kamu vicdanını rahatlatmaları gerektiğini düşünüyorum.”

Harper Çimenci
Bu haber 658 defa okunmuştur

:

:

:

: