Kemikleri sızlıyordur

Kıbrıs tarihinde özellikle Türkler için 27-28 Ocak 1958’de yaşanan olaylar önemlidir. 27 Ocak’ta adanın sömürgeci yönetimi İngilizler ve Rum tezi olan ENOSİS’e karşı TMT’nin ilk organizasyonu olan miting yapıldı.
Kıbrıs tarihinde özellikle Türkler için 27-28 Ocak 1958’de yaşanan olaylar önemlidir.
27 Ocak’ta adanın sömürgeci yönetimi İngilizler ve Rum tezi olan ENOSİS’e karşı TMT’nin ilk organizasyonu olan miting yapıldı.
Bu mitinge İngiliz yönetimi sert tepki gösterdi.
Hemen ertesi gün yani 28 Ocak 1958’de yaşananlara tepki amaçlı olarak Mağusa, Larnaka, Limasol ve Baf başta olmak üzere adanın genelinde gösteriler yapıldı.
İngiliz askerleri ile çatışmalar yaşandı.
Olaylar neticesinde 7 Türk hayatını kaybederken, 100’e yakın yaralanma ve çok sayıda da tutuklama oldu.
Kıbrıslı Türklerin yıllardır Kıbrıs adasında verdiği var olma mücadelesinde sadece bir adımdır bu olaylar.
Bugünlere gelene kadar hayatını kaybeden nice insanlar yanında hala daha bugün nerede olduğu bilinmeyen ve bu adanın kötü kaderi neticesinde bir mezar taşı bile olmayan insanlar var.
Nur içinde yatsın rahmetli babam her zaman anlatırdı.

Olaylar başladığında Kıbrıs’ın güneyinden, Baf’ın Magunda köyünden Kıbrıs’ın kuzeyine doğru günlerce yol yürümüşler.
Dağları, tepeleri aşmışlar.
Geceleri kafilenin erkekleri olarak saatlerce nöbet tutmuşlar.
Annemler ise ayrı bir kafilede Rum askerlerine yakalanmış.
Rum askerlerinin korkması sonucu Barış gücü askerine teslim edilmişler.
Ölüm hayatlarının en güzel döneminde yanı başlarına kadar gelmiş.
Bu tür olayları yaşayan birçok insanımız var.
Şirinevler’li Gülen Pilli mesela.
Bugün pek çok insanın bildiği bir restorandı var.
Askermiş, ailesi anne baba ve kız kardeşi Rumlarca kaçırılmış.
Olayı öğrenince her türlü tehlikeyi göze alarak ailesinin peşinden gitmiş.
Gidilen yol öyle bir yol ki hem Türk hem de Rum askerlerinin mevzileri arasından geçiliyor.
Yani her iki taraftan da tehlike var.
Günlerce nereye gittiğimi bile bilmeden yürüdüm diyor.

“Hatırladığım sadece bir dağı aştığım ve ailemi bana yürürken bulduğum. Anneciğimin üzerinde hiç unutmadığım elbisesi paramparçaydı. Yürümekten tırmanmaktan her yerleri kan içindeydi.”
Bunları anlatırken gözlerinden iki damla yaşı aktı Gülen Pilli’nin.
Ayvasıl’da, Muratağa ve Sandallar da yaşananlar, evlerinden alınarak katledilenler, yolları çevrilerek kurşuna dizilen insanlar, toplu mezarlarda hala daha bulunmayan bebekler, gençler, kadınlar bu ülke bu duruma gelsin diye mi bunları yaşadılar.
Söylediğim gibi bu tür olayları bir dönemin Kıbrıs Türk insanı yaşadı.
Ve bugün ben soruyorum.
Bunları yaşayan insanlar bugün yaşadıklarımızı hak ediyor mu?
Nedir bugün yaşadıklarımız?
Tüm bu acılar üzerinde kurulmuş bir iktidar düzeni.
Sadece kendini ve iktidarını düşünen bir ülke yönetimi.
Kendi iradesini bir menfaat karşılığı veren yurdum insanı.
Yılların mücadelesini, tarihini sadece sözlere anıtlara hapsetmiş bir memleket.
Ne yapacağını, ne söyleyeceğini, dinini, maneviyatını, iradesini başka merkezlere teslim etmiş bir erk.
Bugünün siyasi kadroları bu ülkenin böyle kilitlenmesini mi sağlayacaklardı? Yoksa kilitleri açmaya mı konsantre olacaklardı?
Kimin kimi daha çok sevdiği yarışı mı yaşanacaktı bu topraklarda yoksa bu adanın bir parçası olmak bize ait bölgede adil, bütünleyici, tek ses olarak yaşmak hakkımızı mı kullanacaktık.

Herkes ve her şeyden umudunu kesmiş, hiçbir şeyle ilgilenmeyen “Bana ne” felsefesini iliklerine kadar sahiplenmiş bir toplumsal yaşam mı yoksa hep daha iyiyi arayan geçmişten gelen ve hala bitmeyen bir mücadeleyi sahiplenmek miydi yapmamız gereken.
Tablo ve durum ortada.
Demem o ki bu mücadeleyi vermiş ve bu coğrafyada yaşamanın bedelini çok ağır ödemiş insanların bugün kemikleri sızlıyordur.
Bu haber 685 defa okunmuştur

:

:

:

: