Özürlü Yoklama Bildirgesi

En yetkili ağızdan söylenmişti. Memleketin ekonomisi iyiydi ve bu artık halka yansıyacaktı.
En yetkili ağızdan söylenmişti.
Memleketin ekonomisi iyiydi ve bu artık halka yansıyacaktı.
Bu ülkenin yetkili kişisi bir sendika başkanı gibi işveren pozisyonunda olduğuna inandığı Türkiye hükümetinin en yetkili kişisiyle tüm kamu çalışanlarına en az 100 TL maaş artışı için mutabakata varmıştı.
Öyle olmadı.
İki kişiyle bir banka veznesinde konuştum.
Biri devlet bir diğeri sigorta emeklisi.
Aldıkları maaş artışı 67 TL.
Yine açıklamıştı bu ülkenin en yetkilisi 100 TL’nin altında artış alanların da artışı yuvarlanacak ve toplamda en az 100 TL olacak.
Buda olmadı.
Tıpkı diğer söz verilen ve sözde kalanlar gibi.
İşte eleştirilerimin merkezi bir kez daha canlandı.
İsimlerle işim yok.
İşte hükümet ve verdiği sözlere sadık kalması.
Yüzlerce istihdam yapılmaya devam ediyor ya.
Engellilere de söz verilmişti.
Bu sözün üzerinden aylar geçti.
Hiçbir hareket, hiçbir girişim yok.
Günlük olarak yazı yazmaya başlamam bir engelli vatandaşın sorununu kaleme almakla başlamıştı.
Tarih Mayıs 2008’di.
Konu engelli insanların evine devlet tarafından gönderilen “ÖZÜRLÜ YOKLAMA BİLDİRGESİ” idi.
Sadece bir kâğıt parçası.
Ne bir zarf nede bir özen.
Kimin umurunda.
Ve beş yıldır bu kâğıdı bir zarfa dahi koyduramadık.
Bu devlete de, bu anlayışa da, bu işi yapanlara da yazıklar olsun.
Araştırmış ve bu uygulamanın sebebini sormuştum.
Sebep;
Personel yetersizliğiymiş.
Peki, onca istihdamdan sonra yine mi personel yetersiz?
Sorun aslında sorumsuzluk, saygısızlık, vurdumduymazlık, devletin kendi vatandaşına önem vermemesi.
Böyle bir zihniyetten engellilerin hayatını kolaylaştıracak işler yapmasını, istihdam imkânı yaratmasını beklemek sadece hayal.
Sayıştay mağduru gençlerden mesaj var;
“YILMADIK YILMAYACAĞIZ”
Bildiğiniz gibi, 24 kişilik münhalı bulunan Sayıştay Denetçiliği pozisyonu için Kamu Hizmeti Komisyonu münhal ilan etmiş, başvuruları almış ve yazılı yarışma sınavı düzenlemişti. Başvurumuz kabul edilip sınava katılmış, yapılan yazılı sınavda da 300 kişi içinden ilk 24’e girerek ve ardından sözlü mülakatta da başarılı olup, 1 başkan ve 4 üyenin oybirliği ile atamamız yapılmıştır.
Göreve başlama tarihi olan 14 Mart 2012 sabahı, Sayıştay Başkanı ve onu takip eden üyesi, bizi ayrı olarak makam odalarına çağırarak,“KHK’nun hatalı karar verdiğini, bizi işe başlatmayacaklarını çünkü konuyu mahkemeye taşıyacaklarını söyleyerek eski işlerimize, evlerimize dönmemiz gerektiğini” söyleyerek, hem keyfi bir şekilde, hem de KHK’nın Anayasal yetkisi olan atamayı hukuk dışı gasp ederek bizi işe başlatmadılar.
Açacakları davayı kazanacakları hayali kuran Sayıştay başkanı ve üyesi, Kamu Hizmeti Komisyonu’na karşı, atama kararlarımızın iptali ve yok hükmünde sayılması için Başsavcılığı da yanlarına alarak mahkemeye başvurdular. Görülen dava sonrasında, Yüksek İdare Mahkemesi davacılara yani Sayıştay Başkanına ve Başkanlığına, her kurumun kendi görev ve yetki alanlarının olduğunu ve bu sınırlar içinde hareket etmesi gerektiğini belirterek, Sayıştay’ın dava açma ehliyeti olmadığından ret ve iptal etmiştir. Yani Mahkeme’den atama kararlarımızın iptalini isteyen fakat bu talebi mahkemece uygun görülmeyen Sayıştay Başkanı ve üyesi, Yüksek Mahkeme’nin almış olduğu bu kararı beğenmeyip, görmezden geldiler ve ellerinde atama kararlarımızı hükümsüz veya etkisiz kılan hiçbir mahkeme hükmü olmamasına rağmen, yine keyfi bir şekilde bizi işe başlatmama inatlarını sürdürmüşlerdir.
Tam da bu sırada, KHK tarafından öğretmenlik sınavları yapılmış, çıkan şaibe iddiaları nedeniyle bazı öğretmen adaylarının atama işlemleri durdurulmuştur. Bu durum karşısında da Başsavcılıktan görüş istenmiştir. Verilen görüşte de usulüne uygun olarak yapılan sınavlarda kazanan adayların mülakata çağrılıp atanması yasa gereği olduğu, şaibe iddialarına rağmen atamaların ancak Mahkeme emri ile durdurulabileceği belirtilmiştir. Fakat ne hikmetse ayni Başsavcılık, açtıkları davada mahkeme tarafından talepleri yerine getirilmemesine rağmen ve atama kararlarımızı geçersiz kılan hiçbir mahkeme emri yokken ve üstelik hiçbir şaibe iddiasının bile bulunmadığı Sayıştay sınavında, ayni yasaları farklı yorumlayıp, bizim için bu görüşü verememiş ve beraber çıktıkları yolda Sayıştay Başkanlığı’nın arkasında durmaya devam etmiştir.
Sınava girdiğimiz tarih olan 11 Şubat 2012’den beri yani yaklaşık bir seneye yakın bir süre bu sorun kesintisiz devam ediyor. Gittiğimiz her kapı yüzümüze kapandı. Cumhurbaşkanlığına gittik, görüşme talebimizi belirttik, geri dönülmedi. Başbakan’la görüşmeye gittik, Başbakan bizimle görüşmeyi kabul etmedi, müsteşarı ise o zaman gündemde olan başka bir daireye naklimiz konusunda ilgili dairenin müdiresinin dairesinin “çöplük” olmadığını, aslında bizlerin de “çöp” olduğunu müdirenin ağzından ifade etti. İlgili tüm daire ve bakanlıklara gittik, hiçbir şey elde edemedik. Şuan bizler, ailelerimizden mali destek alarak hayata tutunmaya, bize yaşatılan tüm haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz.
Görevi en başta hukuku korumak olan Başsavcılığın ve kamu kaynaklarının gözcüsü ve koruyucusu olduğunu iddia eden Sayıştay Başkanlığının, bir taraftan anayasamıza ve yasalarımıza aykırı sadece belli bir kesime yönelik, münhalsız ve sınavsız kamu kaynaklarını partizanca sömüren istihdamlara anlaşılamaz şekilde seyirci kalırken, bir taraftan bize engel olmak adına da, Yüksek Mahkeme kararını bile takmayacak kadar gözlerinin kararmasını ve yine hukuksuzluk yaratmalarını kamuoyunun takdirine bırakıyor ve hukuk arama adına verdiğimiz haklı mücadelemizde yine tekrar ediyoruz 'Yılmadık, yılmayacağız'.

Bu haber 570 defa okunmuştur

:

:

:

: