Hesabı topluma kesmeyin

Savaş ortamı yaşamadığım için kendimi her daim şanslı gördüm. Silah veya benzeri araçlar hayatımda hiç olmadı. “Sabrın sonu selamettir” derler ya toplum olarak hep sabrettik.
Savaş ortamı yaşamadığım için kendimi her daim şanslı gördüm.

Silah veya benzeri araçlar hayatımda hiç olmadı.

“Sabrın sonu selamettir” derler ya toplum olarak hep sabrettik.

Ve hala daha sabrediyoruz.

Birileri hep yukarılarda, hep ön saflarda olacak diye aşağıda kalanlar eziliyor.

Hesap vermesi gerekenler her kimse versin.

Ama hesabı topluma kesmenin faturası tüm taraflar için ağır olur.

Şöyle bir yaklaşım vardır;

“Gelen de giden de aynı”.

Bu yaklaşım Kıbrıs Türk siyaset dünyası için seslendirilir.

Bu sorunun cevabını merak eden oldu mu?

Yani gelenlerde, gidenler de aynı mıdır?

Evet, böyle bir düşüncenin gerçeklik payı vardır.

Çünkü her gelen aynı çarkın dönmesinde sisteme monte oldu.

En önemlisi bu sisteme toplum da monte oldu ve en önemli yeri aldı.

Türkiye yönetimleri de her zaman buradan ses çıkmasın diye bu sistemi beslediler.

Kıbrıs’ın kuzeyi önemli günlerden geçiyor.

Önemli değişimlerin sancısı yaşanmakta.

Toplum huzursuz, mutsuz ve geleceğinden endişeli.

Bu ortamı yaratan, bundan nemalanan bir iradeden bunları ortadan kaldırmasını beklemek çok da gerçekçi değil.

Sevgili Sami Özuslu’nun Ahmet Mithat Berberoğlu’nu anlattığı bir kitabı var.

“Ankara’ya Kafa Tutan Adam (Persona Non Grata)” kitap bu isimle yayınlandı.

Kitap’ta Sayın Berberoğlu’nun hayatı anlatılırken, yayınlanmış yazılarına da yer verilmiş.

Bu kitap’tan Ahmet Mithat Berberoğlu’na ait bir yazıyı özet olarak köşeme taşımak istedim.


Tarih 27 Şubat 1976.

Yani yaklaşık 37 yıl önce.

Yazı özetle şöyle;

“Rahatlıkla söylenebilir ki son yüzyıl içinde, toplumumuzun varlığını koruması ve devam ettirmesi, Kıbrıs Türkleri olarak Anavatana bağlılığımız, inancımız ve güvenimizle mümkün olmuştur.

En karanlık günlerimizde en umutsuz yıllarımızda, bize ışık tutan, umut veren hep Anavatanımız olmuştur. Bu tartışılmaz gerçekler karşısında, vatandaşlarımız her zaman Anavatanımıza sımsıkı bağlı kalmıştır. Bundan böyle de hep birlikte aynı biçimde Anavatanımıza bağlı kalacağımızdan kuşku duymuyoruz.

Yakın geçmişimiz ve bugünkü yaşantımız eleştirildiğinde, belli çevrelerin devamlı olarak toplumumuzdaki Anavatan sevgisini istismar ettiği üzüntü ile saptanmış olur. Özellikle 1970 yılından buyana Anavatanla birleşme, Anavatanla bütünleşme sloganları altında kendilerini süper millici göstermeye çalışanlar söz konusu istismarcılığın örneğini vermektedirler. Bu çevreyi oluşturanlar Anavatanımızda 1961 Anayasası ile kurulan demokratik düzenden ve bu düzendeki Anayasal organ ve kurumlardan esinlenerek, Anavatanla gerçekten bütünleşmek konusunda herhangi bir adım atmadıkları gibi bu alanda olumlu ve yapıcı girişimlerde bulunanlara da engel olmaya gayret göstermişlerdir. Politik, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda Anavatanla bütünleşme anlayışı içinde herhangi bir yapıcı girişimde bulunmadan, Anavatana bağlılığın sözde kalacağı bugünün koşullarında daha da belirlenmiştir.

Toplumumuza özgür olma olanaklarını getiren Barış Harekâtı sonrasında birçok değişiklik ve aşamalar yer almıştır. Toplum yapısına biçim verecek olan siyasal örgüt anlayışında bazı çevrelerin ve de kuruluşların tutumlarında önemli değişiklikler olacağını bekliyorduk. Ama bu değişikliklerin yer alacağına inanmıyorduk. Çünkü Anavatan sevgisinden bahseden, Anavatana bağlılığı durmadan tekrarlayan bu çevreler, vatandaşa yönelik temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğu zaman nedense Anavatanı örnek almak istemiyorlar.”


37 yıl önce yazılmış bir yazı.

Ve bir istismardan bahsediyor.

İstismar konusu Kıbrıs Türkünün, Türkiye’ye olan sevgisi.

Bunca yıla rağmen değişen bir şey olmamış.

Türkiye sevgisi istismar edile edile bugünlere gelindi.

Bugün Türkiye de olumlu giden birçok olaya rağmen bunun aynı paralel de kuzey Kıbrıs’a da yansıması en normal beklenti iken bunun tam tersinin yaşandığı bir zamandayız.

Ve hala bildik, yılların değişmeyen Anavatan sözleri dillerde.

“Anavatan kurultayda şunun seçilmesini istiyor”.

“Anavatanın istedikleri olmazsa, KKTC’ye maddi kaynak aktarılmayacak”.

Bunları söyleyenler ateşle oynuyor.

Bu ülkedeki her yönetim Türkiye’den bağımsız çalışamaz.

Ama Türkiye de buradaki yönetimlerle, iktidarlarla, kişilerle bu toplumun hesaplaşmasına, eksisi ve artısıyla tüm taşların eteklerden dökülmesine fırsat vermeli ve saygı duymalı.

İktidarlar her ne kadar gelip geçici ise Türkiye ve Kıbrıs Türkü arasındaki bağlar o kadar kalıcıdır.

1974 öncesinde toplumda var olan Türkiye bir gün gelecek umudu hızla tüketildi ve bugün sorgulanma noktasına geldi.

Yöneticiler arasında düzeysiz bir ilişki yaşanırken toplumsal anlamda ilişkiler de tarihin en kötü dönemini yaşıyor.

Ve yine buna rağmen birileri bundan faydalanmanın hesabında.

Ayrımcılık yaratılarak, bölerek ve ötekileştirerek toplumsal bir çatışma ortamı ancak ve ancak belli bir kesimi mutlu eder.

Burada birileri hesap verecekse, bu toplum huzurunda verecek.

Ve hesap vermesi gerekenler aynı tarafta yıllarca birlik yapanlardır.

Her hesabın bir sonucu var.

En son olması gerekense hesabın topluma kesilmesidir.
Bu haber 571 defa okunmuştur

:

:

:

: