Sayın Küçük Emanetçi Olmadı Ama…

Öncelikle derin bir oh çekmek gerek her halde. Aylardır ülkeyi kilitleyen iktidar partisinin iç seçimi nihayet sonuçlandı.
Öncelikle derin bir oh çekmek gerek her halde.
Aylardır ülkeyi kilitleyen iktidar partisinin iç seçimi nihayet sonuçlandı.
UBP ve ülke siyasetine hayırlı olsun.
Aslında yarış 18 Nisan 2010 tarihli KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimi ile başladı.
Ulusal Birlik Partisinin Genel Başkanlığı için yıllardır hazırlanan adaylar ortaya çıktı.
Yıllardır beklenen gün gelmişti.
Sarayın yolunu tutan Sayın Eroğlu’nun tercihi önceleri Sayın İrsen Küçük’ten yana oldu.
Çünkü Sayın Küçük yaşı, siyasi hayatı ve duruşu sebebiyle Sayın Eroğlu’nun tercih edebileceği bir isimdi.
UBP’ de bir geçiş dönemi yaşanıyordu ve İrsen Küçük ismi bu sürece uygundu.
Emanetçi Başkan olarak en önde gelen isimdi Sayın İrsen Küçük.
Ama öyle olmadı.
Sayın Küçük kalıcı olmakta kararlıydı.
Ve ilk iş Sayın Eroğlu ile yollarını ayırmaktı.
Öyle de yaptı.
Bunu yaparken rahat olmayacağını elbette biliyordu.
Bu ihtimali zayıflatmanın yolu Türkiye hükümetine yanaşmak ve destek almaktı.
Bunu da başardı Sayın Küçük.
Bunu başarırken kendi adına kazanımlar ekliyordu ama toplumdaki kayıpları artıyordu.
Ki bu kayıplar hala artıyor.
Şu bir gerçek;
Kıbrıs Türk halkı Türkiye yöneticilerine hiç bu kadar uzak olmadı.
Kıbrıs Türk halkı kendi seçimlerinde kendi iradesini hiçbir zaman yansıtamadı.
Her zaman müdahaleler oldu.
Bu müdahaleler Faiz kaymak’lardan, Ahmet Mithat Berberoğlu’dan, Dr. Küçük’ten, Rauf Denktaş ve en nihayetinde Sayın Eroğlu’ndan bu yana sürüyor.
Bunlar ülke yönetiminin ve sözde demokratik düzenin bir parçası oldu her zaman.
Fakat hiçbir zaman bir partinin iç seçimine bu denli müdahale olmadı.
Bir partinin iradesi bu kadar teslim edilmedi.
Zamanın hiçbir döneminde hiç bu kadar baskı ve zorlama olmadı.
KKTC’li yöneticiler, seçilmişler hiç bu kadar hafife alınmadı.
Türkiye ile KKTC arasında “İki devlet arasındaki ilişki aslında yoktur” gerçeği ilk kez bu kadar açık ortaya konuldu.
Ve KKTC hükümeti adeta bundan gurur duydu.
Önümüzdeki yıl genel seçimler var.
Tabloyu tahmin edebiliyorum.
Yine deniz ötesinden çağrılan birileri gelecek ve “Biz bu hükümetle bir protokol yaptık. Bu istikrarın sürmesi için UBP hükümetinin iktidarda kalması gerek” diyecek ve bu ülkede demokrasi ile demokratik şartlarda yapıldığı söylenen seçimlere bir kara leke daha eklenecek.
Benim bu süreçten olumlu anlamda hiçbir beklentim yok.
Hiçbir zaman da olmadı.
Bu kurultayı kim kazanırsa kazansın bu düşüncelerim değişmeyecekti.
Bu ülkede yaşanacak her türlü değişimin içinde Ulusal Birlik Partisi mutlaka olacaktır.
Ve bu ülke süratle, gözle görülür şekilde değişmektedir.
Bu değişim olumlu yönde mi?
Hayır.
Zaten böyle bir beklentim olmadığını söyledim.
İsimler değişebilir, değişmelidir de.
Benim eleştirilerimin merkezinde her daim genel olarak hükümet ve yanlış icraatları olmuştur.
Sayın İrsen Küçük aylardır süren UBP Genel Başkanlığı ısrarını istediği noktada sonlandırdı.
Buna bu saatten sonra herkesin saygı duyması gerek.
Ama gerçek olmayan hiçbir şeyi bu halka varmış gibi göstermek, kişisel menfaat ve hırs için yıllarını mücadeleye adamış bir toplumu daha da ezmek, her türlü sese kulak tıkamak gün gelecek mutlaka karşılığını bulacaktır.
30 Aralık 2011 Cuma günü TAK haber ajansında bir haber geçmişti.
Başbakan Sayın Küçük bakanlar kurulu toplantısı sonrasında şunları söylüyordu;
“2012 çok daha güzel geçecek. 2011’deki ithalat ve ihracat rakamlarında, turizm gelirlerinde artış ve turizm gelirlerindeki artış ile yüksek öğrenimdeki öğrenci sayısının yükselmesi ülke için reform, değişim ve atılım sayılabilecek çabaların 2012’nin daha güzel olacağınının habercisidir. Daha önceleri geleceğimiz için cesaret ve kararlılıkla gerekli ekonomik tedbirleri alarak ülkemizi en kısa sürede aydınlığa taşıyacağımızın sözünü vermiştim. Ülke ekonomisinde son bir yılda görülen büyüme trendi bunu sürekli kılmak için de motivasyon kaynağımız olmuştur.”
Sayın Başbakan 21 Şubat 2013 Perşembe günü kabineden bir bakan hariç ekibiyle basının karşısındaydı.
Genel seçimler öncesini anımsatan “icraatlar” konulu bir basın toplantısı niteliğinde bir hava vardı.
Pek çok şey söylendi.
Bir gün önce basın toplantısı düzenleyen Sayın Cumhurbaşkanı “Sayın Başbakan önce önündeki pilava baksın” sözlerine inat Sayın Başbakan işte önümdeki pilav der gibi yaptıklarını ve yapacaklarını anlatıyordu.
“Hükümet olarak kararlı, istikrarlı tedbirler ve uygulamalar sonucunda, 2011 yılını bir önceki yıla göre, çok daha olumlu sonuçlarla geride bıraktığımızı rahatça söyleyebilirim. Makro ekonomik göstergelerdeki olumlu gelişmeler, turizm gelirlerinde sağlanan önemli büyüme, bütçemizde sağlanan disiplin, sağlanan gelir artışları, yüksek öğrenimde öğrenci sayısındaki artış, her alanda, her konuda ülkemiz için çok önemli konularda reform, değişim ve atılım sayılabilecek kararlar aldık, yasalar geçirdik. 2012 yılı 2011 yılından iyi olmuştu, 2013 yılının, 2012 yılından çok daha iyi olacağının garantisini sizlere veriyorum.”
Bir yıl arayla yapılan fakat özünde aynı olan açıklamalar.
Bu açıklamalardan bir gün sonra Kıbrıs Türk Ticaret odası “Rekabet Edebilirlik raporunu” açıkladı.
Söylenenlerin tam tersini yansıtan bir rapor.
Ve kuzey Kıbrıs’ın gerçek resmi bu raporda.
Raporu sunan ekonomist Mustafa Besim “Ülkeler bazında ciddi bir gerileme yaşıyoruz” şeklinde bir gerçeği açıkladı.
Ülkeyi yönetenlerin aksine ülke ekonomisini yönetenlerin acı sözleriydi bunlar.
Ve can alıcı bir tespit daha “Sorun belli ama ekonomi odaklı siyaset olacağına, siyaset odaklı bir ekonomi uygulanmaya çalışılıyor.”
Yani esas gerçek sözlerin ötesindeki gerçeklerde.
Kurultay meselesi kapandığına göre artık bu ülkenin durma noktasındaki çarkları öncelik kazanmalı.
İktidar partisinde başlayacak sulh istikrarlı bir siyasi yönetimle şekillenip ülkenin önünü açmalı.
Bunlar samimi temennilerim.
Peki, UBP içindeki dalgalanma durulur mu?
Durulmaz.
Çünkü zirvedekiler kılıçları fena çekmiş.
Geriye kalanı yaşayıp göreceğiz.
Bu haber 739 defa okunmuştur

:

:

:

: