“Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var”

Kıbrıs adasının her iki tarafında da çözüm beklentisi uzunca bir süredir yerini başka önceliklere bıraktı.
Kıbrıs adasının her iki tarafında da çözüm beklentisi uzunca bir süredir yerini başka önceliklere bıraktı.
Adanın iki tarafında da yaşanan seçim süreci öncelikler sırasının en önünde yer buldu.
Kıbrıslı Türkler yıllar boyunca kendi özgür iradeleri ile yaşamanın savaşını verdiler.
Bu anlamda bir devlet kuruldu.
Bu devleti daha ileriye taşıyabilmek veya bulunacak bir çözümün parçası yapmak, ya da her şeye rağmen devam eden toplumsal yaşamın düzenleyicisi olarak organize etmek maalesef başarılamadı.
İleriye dönük olarak yapılan tek plan demokratikliği, fırsat eşitliği ve eşit koşullarda olup olmadığı tartışılan seçimleri düşünmek oldu hep.
Çünkü biz artık olmuştuk.
Bu muydu?
Evet, buydu.

Devlet kurulmuş ve tek çakıl taşı verilmeyecek, ilelebet yaşayacak bir yapıydı bu.
Kendi içinde kendi kendini bitiren bir düzen.
İç dinamiklerini etkili kullanmak yerine hep başkalarının istediği gibi yaşayan, başkaları gibi düşünen ve bunu başarı sayan bir şükran felsefesi yaratıldı bu topraklarda.
Toplum için devlet kurmanın;
Yıllarca verilmiş mücadelenin, çekilen acıların, akan kanın hiç olmazsa amacına ulaşması anlamında bir ifadesi vardı.
1983 yılında kurulan KKTC aslında bir umuttu.
Hayatının en güzel yıllarını, çocukluğunu, gençliğini, silah altında, baskı altında, göç kaderiyle yaşayan insanlar tüm bunları geride bırakmanın beklentisini buldu dünyaya inat kurulan bu devlette.
İçinde bulunulan süreçte açıkça ortaya çıktı ki;
Bu amaca ulaşılamadı.
Bu devlet siyasi partilerin, siyasi figürlerin esiri olmuş daha öncede söylediğim gibi bakkal hesabıyla yönetilmiş, parti devleti olmuş, kendini yönetirken sahibi olunan ama aslında hiçbir şey olmayan bazı “Devlet adamlarının” kişisel malı-mülkü gibi kullanılmış bir yapıya döndü.
Kıbrıs’ın kuzeyine ait coğrafyada yıllarca insanlar baskı altında yaşadı.
Barışı ve de çözümü istemek bir suç gibi aşılandı.

Nesiller değişti.
Bildik kader değişmedi.
Uluslar arası arenalarda hakkımızı arayamadık.
Üretmemiz istenilmedi.
Her daim kuzey ve güney arasında kalan pazarlık konusu yapılan, kendi içinde bile iradesinin esamesi okunmayan bir insanlar topluluğuydu yaratılan.
Sahte hayaller, günlük sevinçler, hayatın devam etme mecburiyeti ile gerçek olmayan bir demokrasidir yaşanan kuzey Kıbrıs’ta.
Bu yazdıklarımın iktidar partisinin kurultayıyla ilgisi yoktur.
Hatta bu süreçle tecrübe ettik ki;
Bu ülkede her şeyin bir amacı vardır.
Ve bu amaca ulaşmak için yapılabilecek her şey mubahtır.
Güney Kıbrıs’ta bir seçim yaptı.
Geçtiğimiz Pazar günü.
Bir önceki Pazar gününden kalan bir yarıştı.
Merkez sağ DİSİ ve adayı Nikos Anastasiadis.
İkinci turdaki rakibi iktidar AKEL’in adayı Stavros Malas.
Milliyetçi EDEK’in oyları belirleyici olacaktı.
EDEK seçmenini serbest bıraktı.
Favori olan Anastasiadis seçimin ilk turunda %45 olan oy yüzdesini %12 artırarak %57,5’e yükseltti ve güney Kıbrıs’ın yeni Başkanı oldu.
İlk başta da söylediğim gibi Kıbrıs’ın iki tarafında da adanın sorunu gündemde değil.
Ama özellikle güneyde sona eren seçim süreci artık bu noktaya odaklanmayı dış güçlerinde teşvikiyle başlatabilir.
Güneyde ilk defa ekonomi ağırlıklı bir seçim kampanyası yürütüldü.
Kıbrıs konusu öncelikler arasında gerilerdeydi.
Çözüm amaçlı müzakereler bir yıldır askıda.
Anastasiadis ekonomik olarak adanın çok önemli bir dönemden geçtiğini söyleyerek ihtiyacın adadaki soruna çözüm bulunması olduğunu belirtiyor.
“Kıbrıs sorununun çözümü bize bağlı, Türkiye’ye bağlı, Kıbrıs Türküne bağlı. Çözüm için umutluyum ancak çözüm için Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var” diyor.
Aslında Kıbrıs’ta en başta cesaret gerekli.
Türkiye AB Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış’ın ise Sayın Anastasiadis’e ilk tavsiyesi barış karşıtlarına karşı dik durması oldu.
Yani ihtiyaç olunan esas konu “Dik durmak”.
Cesaretli olmak.

Bugün için Anastasiadis’in ilk önceliği ekonomi.
Çözümü ise Kıbrıs’ta bulunan doğalgazın Türkiye’den geçmesi de dâhil Türkiye ile her alanda işbirliğinde görüyor.
Müzakerelerin önümüzdeki birkaç ay içinde yeniden başlaması bir beklenti.
Tabanı 1974 barış harekâtında kuzeyden güneye göç eden insanlardan oluşan DİSİ çözümün destekçisi.
DİSİ 2004 yılında ANNAN planına evet demiş bir parti.
Şimdi merak edilen;
ANNAN planına evet diyen ve çözümü savunan Anastasiadis’in kendi iç konumundan dolayı bu tavrından taviz verip vermeyeceği.
Kuzey Kıbrıs’ı yaşayan bizler çözümün gerekliliğini her gün biraz daha tecrübe ederken, Rum halkının da aynı noktaya gelip gelmeyeceği Anastasiadis’in ve DİSİ’nin tavrını netleştirecek.
Bu haber 829 defa okunmuştur

:

:

:

: