Sevgi başarı ve zenginlik

Toplumsal katılımcılığın bir ihtiyaç olduğunu her zamankinden daha çok anladığımız zamanlar yaşıyoruz.
Toplumsal katılımcılığın bir ihtiyaç olduğunu her zamankinden daha çok anladığımız zamanlar yaşıyoruz.
Önemli bir gerçek önümüzde duruyor ki;
O da bu ülkede yaşayan herkesin elini taşın altına koyma zamanının çoktan gelmiş olmasıdır.
Hayat her ne kadar zorlaşsa da bir şekilde devam ediyor.
Hepimiz payımıza düşeni yaşıyoruz.
Bugün 8 Mart 2013.
Ve bugün “Kadınlar günü”.
Aslında bunu vurgulamak bile bir ayırımcılık.
İşin özü her günün cinsiyeti, yaşı, konumu istismar edilmeden “insan günü” haline getirilmesidir.
Bu yazıda bugüne ait klasik sözlerle bu köşeye doldurmayacağım.
364 gün geriye sararak bugüne bir önceki 8 Mart’tan olumlu anlamda ne katıldı ona bakılmalı.
Şiddet artıyor mu?
Artıyor.
Ayırımcılık var mı?
Var.
Tüm bunları ve daha da artırabileceğimiz örnekleri büstlere çiçek koyarak, nutuklar atarak, ziyaretler yaparak, güller dağıtarak, yaşanan olaylara üzülerek değiştirebilir miyiz?
Hayır.
O zaman gerisi boş.
Artan olaylar ve bunlara bağlı suçlar var.
Bunların sebepleri sorgulanmalı.
Neden birileri şiddet uyguluyor?
Bu suçlar neden artıyor?
En önemli sebep ekonomik çıkmaz mı?
Artan bir sorun varsa köküne kadar inilmeli.
Kaybettiğimiz birliktelik, hoşgörü ve tahammülün yerine neleri koyduğumuz iyi anlamalıyız.
Maalesef üzülmek hiçbir şeye çare olmuyor.
Biraz düşündürmesi dileğiyle çok bilinen bir hikâye anlatayım;
Kadın sabahleyin alışveriş amacıyla evinden çıkmak üzeredir.
Kapısının önünde oturan üç yaşlı adam dikkatini çeker.
Adamların hali perişandır.
Kadın üç yaşlı adamı aç olduklarını düşünerek evine davet eder.
“Lütfen içeri gelin. Size yiyecek hazırlayayım” der.
Adamların kadına cevabı “Eşiniz evde yok. Biz gelmeyelim” dir.
Alışverişten dönen kadın üç yaşlı adamın hala daha evinin önünde oturduğunu görür.
Eşi de eve gelmiştir.
Başından geçenleri eşine anlatır.
Kadın ve eşi üzülürler ve dışarıya bakarlar.
Adamlar halen oradadır.
Sofraya oturmaktan rahatsız olurlar.
Adam karısından davetini tekrarlamasını ister.
Kadın dışarıya çıkar ve “Lütfen soframıza buyurun eşim ve kızım da evde” diyerek davetini yeniler.
Yaşlı adamlardan biri cevap verir “Biz hiçbir eve üçümüz birlikte giremeyiz”.
Yaşlı adam devam eder.
“Sağ yanımdaki arkadaşımın adı zenginliktir”.
“Sol yanımdaki arkadaşımın adı ise başarı. Benim adımsa sevgidir.”
Adam kendilerini sofralarına davet eden kadından ve ailesinden evlerine öncelikle kimi davet etmek istediklerine karar vermelerini ister.
Kadın eşi ve kızına olayı anlatır.
Kadının eşi “zenginliği” davet edelim der.
Kadın ise “Hayır başarıyı davet etmeliyiz” diye çıkışır.
Evin kızı hemen fikrini söyler;
“En doğru karar, sevgiyi davet etmek değil midir? Evimiz bir anda sevgiye kavuşsun”.
Sonuçta kadın ve eşi kızlarının önerisini daha uygun bulur.
Kadın dışarıya çıkar ve “Adı sevgi olan hanginizse evimize o gelsin” der.
Adı sevgi olan yaşlı adam ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar.
Hemen arkasından adı başarı ve zenginlik olan diğer yaşlı adamlarda eve doğru yürümeye başlarlar.
Kadın şaşkın ve heyecanla “Ben sadece sevgiyi davet ettim. Siz niçin geliyorsunuz?” diye sorar.
Üç yaşlı adam bir ağızdan kadına cevap verirler.
“İçimizden yalnız zenginliği veya başarıyı davet etseydiniz davet edilmeyenlerimiz dışarıda kalacaktı. Fakat siz sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden geleceğiz. Çünkü sevginin olduğu yerde başarı ve zenginlikte olur.”
Evet, her şeyin en önde geleni sevgidir.
Sevgi ve ondan da öte saygı hemen her sorununun kilidini açan en önemli anahtardır.
Herkes birbirinin hakkına, kararına, düşüncesine saygılı olsa ve en başta önyargı denen engeli aşsa aslında her şey çok da kolay olacak.
Bu haber 787 defa okunmuştur
  • CEMAL DAĞLIKOCA  GÖNYELİ - 09.03.2013 AĞZINA SAĞLIK ERÇİN BEY...

:

:

:

: