Türk’ten Türke Diye Diye

Bu ülkede yaşamı zorlaştıran fakat genelin yaşamı zorlaşırken, bundan payına düşeni almayan, ayrıcalıklı zümrelerin yaratılmasını sağlayanlar, içinde bulunduğumuz süreçte bu zümrelere teslim oldular.
Bu ülkede yaşamı zorlaştıran fakat genelin yaşamı zorlaşırken, bundan payına düşeni almayan, ayrıcalıklı zümrelerin yaratılmasını sağlayanlar, içinde bulunduğumuz süreçte bu zümrelere teslim oldular.

Bu coğrafyanın en büyük sorunu “adaletsizliktir”.
Özellikle gelir dağılımındaki adaletsizlik.
Gelirdeki adaletsizliğe bağlı olarak vergi adaletsizliği de var bu topraklarda.
Devlet siyasallaşırsa, devlet yöneteler tarafından esir alınırsa, iktidar için devlet olanakları kullanılırsa burada adaletsizliğin en alası yapılır.
Tüm kötülüklerin başı ekonomik anlamdaki eşitsizliktir.
Kimilerine göre Kıbrıs sorununu yaratan esas mesele de ekonomidir.
Zamanında Rum ve Ermeni toplumu ada ekonomisinin %95’e yön vermekte idi.
Kıbrıslı Türkler arasından Rum’la eşit olacak bir ekonomi ve tüccarlar yaratılarak paranın eşitliği yaratılmaya çalışacaktı.
Artık Kıbrıslı Türkler hep ırgat, hep işçi değil işveren, ekonomik anlamda söz sahibi bir konuma gelmeliydi.

Güçlenmeliydik.
Ekonomi, piyasa, buna bağlı toprak ve elbette vatan yaratmalıydık.
En büyük güç ve denge malum paradır.
Bir zamanlar Türk’ten Türk’e kampanyası başlatıldı.
Amaç zenginler yaratmak.
İş çok sıkı tutuldu.
Belirlenen kurallar dışına çıkanlar cezalandırıldı.
İstenilenin daha iyisini daha ucuzunu almak yasak.
Destek yerli tüccara.
Hatta söylendiğine göre Rum tüccardan alınan malı, karlı bir şekilde satan Türk tüccarlar da varmış o dönemlerde.
Yani bizden bize ama göz göre kazıklama varmış işin içinde.
Kuzey Kıbrıs’ta zenginler ve tüccarlar yarattı.
Yıllarca kapalı kalan bir halka kar üzerinden karla satıldı ihtiyaçlar.
Yıllarca aynı yöntemlerle insanımız resmen kazıklandı.
Petrolden, beyaz eşyaya, tavuktan, mobilyaya birçok sektörde tekeller, karteller yaratıldı.
Devlet küçülürken, büyüyen tekeller oluştu.
Sonuçta kaybeden hep devlet ve toplum oldu.
Bu tekelleşmeler hükümetler, bakanlar değiştirdi.
Piyasa onların istediği şekilde yönlendirildi.
Ekonomi, toprak, vatan yaratılmak istenirken kontrolsüz güçler yaratıldı.
Kıbrıs’ın kuzeyinde evet bu yapı sürdürülemez ama bu yapı sadece siyasi yapı anlamında değildir.
İşte statüko sadece birkaç isimden ibaret değildir dememizin bir sebebi de budur.
Ve bugün insanımız güneyden alışveriş yapıyor diye koparılan fırtınanın cevapsız kalması da bundandır.

Yeniden yapılanma, kendi ayakları üzerinde duran ekonomik bir yapı.
Peki, nasıl olacak?
Sadece kamusal görev yapanların, sadece devletten maaş çekenlerin bu yükü çekmesi ile bunlar düzelecek mi?
Her zaman gündeme getirdiğim ve cevap aradığım bir soru var.
Malum özelleştirmeler gündemimizden düşmüyor.
Devlete ait kurumlar sırada.
Sözde belli bir zarar var.
Bu zararların önlenmesi için bu kurumların satılması lazım.
Nede olsa verilecek kurumlar devletin malı.
Kimsenin babasının malı değil.
Alıcılarda deniz ötesinden.
Kendi sınırları içindeki tekelleşmeleri önleyemeyen gerekli denetimleri yapamayan bu devlet deniz ötesinden gelenleri nasıl denetleyecek?
Bu haber 609 defa okunmuştur
  • sema   london - 12.03.2013 ekonominin degişmez tek kaidesi üretim üretim üretim sen üretiyorsun laf laf laf ha bide üretmeden satıyorsun kadın kadın kadın

:

:

:

: