Bedeli ne olacak ve bu bedeli kim ödeyecek?

İçinde bulunduğumuz coğrafya yıllar boyu çıkar ve kazanç kavgalarının merkezi oldu. Birinci dünya savaşından sonra İngiltere, Ortadoğu da elde ettiği çıkarları korumanın derdine düştü.
İçinde bulunduğumuz coğrafya yıllar boyu çıkar ve kazanç kavgalarının merkezi oldu.
Birinci dünya savaşından sonra İngiltere, Ortadoğu da elde ettiği çıkarları korumanın derdine düştü.
Çünkü Ortadoğu en başta petrol demek.
Ve bu bölgeye başta petrol olmak üzere, diğer doğal kaynaklar da adeta bir lütuftur.
İngiltere Başbakanı Churchill, Amerika Başkanı Roosevelt ile anlaştı.
İngilizler daha sonra Rusya’ya Stalin’e gittiler.
Bu anlaşma 1973 yılında açıklandı.
“Churchill’in el yazısı ile olan belgeye göre, İngiltere Polonya’nın tamamını Rus nüfuz bölgesine bırakır. Sovyet nüfuzu, Romanya da %90 Bulgaristan’da %75, Yugoslavya ve Macaristan da ise %50 olarak belirlendi. Partizanların antiemperyalist bir savaş sürdürdüğü Yunanistan ise %90 nüfuz oranıyla İngiltere’ye ayrıldı. Churchill bunun dışında Akdeniz’in tümünde İngiliz egemenliğini Stalin’e kabul ettirdi. Türkiye üzerinde bir pazarlık yapılmadı. Fakat tüm Akdeniz egemenliğini elinde tutan Churchill’in Türkiye’yi kendi nüfuz alanı içinde saydığı açıktır. Nitekim 1943’te de ABD’ye Türkiye’nin askeri, politik ve ekonomik bakımdan İngiliz nüfuz bölgesi olduğunu kabul ettirmeyi Churchill bilmiştir”.

Bu bilgiler Doğan Avcıoğlu’nun “Milli Kurtuluş” kitabından alınmıştır.
Anlaşılacağı gibi İngiltere Ortadoğu da egemen güç olmayı her daim devam ettirmek istemiştir.
Hesapta olmayansa o dönemlerde yükselen güç Amerika’ydı.
Amerika NATO ile patronluğa başlamıştı.
Sanayi gücü ile beraber petrol yatakları da ele geçirilmeliydi.
İngiliz Parlamentosunda şu açıkça seslendirildi;
“Amerika Kıbrıs’ın Yunanistan’a vermemizi istiyor. Kıbrıs petrol demektir. Petrol olmaması fabrikaların çalışmaması, işçilerin işsiz kalması demektir. Üçüncü dünya savaşı çıksa da Kıbrıs’tan çıkmayacağız”.
1940’lı yıllardan söz ediyoruz.
İngilizler Kıbrıs’tan çıkmadılar.
Bunun garantisini de hem ada içinden hem de ada dışından aldılar.
Korkuları ise bir yerde haklı oldu.
Bugün Ortadoğu da esas söz sahibi Amerika’dır.
Amerika bu bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn ediyor.
Bu bölgede kendi ile “uyumlu” olacak ülkelerde yine kendi ile “uyumlu” yönetimler bulunduruyor, destekliyor.

Yine Ortadoğu da çok ilginç gelişmeler, çok ilginç bir hızla ilerliyor.
Türkiye önemli bir sorununu çözmenin startını verdi.
Kürt sorunu diyerek aslında terör sorununu çözmenin yolları aranıyor.
Belli bir noktaya da gelindi.
PKK silah bırakma, çekilme noktasında.
PKK’nın İmralı da bulunan lideri Abdullah Öcalan bu anlamda bir çağrı yaptı.
Bu durum tarihi bir olay olarak kayıtlara geçti.
O Öcalan ki ilk yakalanıp da mahkemeye çıkarıldığı zaman çelik camdan oluşan özel bölmede kendi kendine hakaret ederek adeta yaptıklarından pişmanlığını ortaya koyuyordu.
Ve bugün barış elçisi muamelesi görüyor.
Yaşananlardan ABD ve AB yetkilileri memnuniyetlerini dile getirdiler.
“Tarafların attığı adımlardan memnunuz” açıklamaları yapıldı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısında PKK bir taraf olarak değerlendirildi.
Türkiye eski Genel Kurmay Başkanı ve birçok komutanın terör örgütü yönetmekle suçlandığı ve ömür boyu hapis istemiyle yargılandığı bir süreçte terör örgütü olarak kabul edilen bir oluşumun barış sağlayacak taraflardan biri olarak kabul edilmesi gerçek anlamda bir çelişki.
Bu sürecin ciddiyet ve cesaret istediğini daha önce de yazmıştım.

Desteklenmesi gerektiğinin de altını çizmiştim.
Ama bu noktada şeffaflıkta önemli.
Tüm bunlar karşılığında Türkiye Cumhuriyeti ne verecek?
Yani bedel nedir?
Türkiye bugün bu tartışmanın ortasında.
Çok ağır eleştiriler var.
Başkanlık sistemi karşılığında, özerklik alış-verişi yönünde bir anlaşmanın söz konusu olduğundan bahsediliyor.
Bu konularda hükümet kanadında bir sessizlik hâkim.
Elbette Türkiye’nin bu konuda adım atması ve başarması gerek.
Ama söylediğim gibi masanın karşısında ki taraf ne kazanacak?
Yeniden en başa dönersek;
Ortadoğu bölgesinde ilginç ve hızlı gelişmeler yaşanıyor.
Bir tesadüfler rüzgârı esiyor bölgemizde.
Bölge ülkelerinde yaşanan yönetimsel isyan ve değişimler.
Türkiye’nin terör olayıyla ilgili hızlı çözüm bulma iradesi.
Güney Kıbrıs’ta yaşanan ekonomik çöküntü.
İsrail’in Türkiye’den Mavi Marmara olayıyla ilgili özür dilemesi.
Bir başka tesadüf de bu özrün İsrail Başbakanı ile ABD Başkanının görüşmelerinden hemen sonra yaşanması.
ABD isteseydi bu bölgede çok güvendiği ve işbirliği yaptığı Türkiye ve İsrail arasındaki sorunu daha önceden çözemez miydi?
Neden şimdi?

Ve Kıbrıs sorunu;
Bellidir ki oyun büyük ve bu oyunun içinde Kıbrıs’ta var.
1974 sonrasında en kötü dönemini yaşıyor Rum halkı.
Çözümsüzlükte en çok savundukları ve en çok güvendikleri argümanları ekonomileriydi.
Ekonomik güç ve imkânlarını Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istememeleriydi kendi ağırlıklarına göre şekillendirdikleri çözüm yolu.
Kıbrıslı Türkler ekonomik olarak güney Kıbrıs’a erişemeyince, Güney Kıbrıs’ı, kuzeye eşit hatta daha dibe gönderdiler.
Rusya’nın güneydeki etkinliği elbette Amerika’nın işine gelmez.
Yapılması gereken Türkiye-İsrail işbirliğini güçlendirmek.
Adadan çıkacak kaynakları Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere aktarıp ortak kazanç ağını oluşturmak.
Bu hem zaman hem de maliyet anlamında en akıllıca yol.
Peki, kuzey Kıbrıs da durum ne?
Kıbrıs’ın kuzeyindeki irade ekonomik anlamda sorun olmadığını her fırsatta dile getirse de ne sokak nede ekonomiye yön verenler öyle söylemiyor.
Sonuç olarak adanın her iki tarafında da ekonomi dipte.
Kıbrıs’ın kuzeyinde yaklaşım nedir bilemem.
Ama bizim yeni ve hızlı gelişmelere hazırlıklı olmamız gerek.
Bu gelişmeler tamamen bizim dışımızda olacak.
Bu gelişmelerin dışında kalmamak adına ne yapıyoruz?
Görünen o ki hiçbir şey.
En azından yönetim anlamında bu açıkça ortada.
Kıbrıs kuzeyinde iktidarın hep kendisinde kalmasını isteyen siyasal yapının tek derdi “bir sonraki seçimler”.

Bilmemiz gereken, hazırlıklı olmamızın mecburi olduğu bir sürece doğru gidiyor olmamızdır.
Bu süreç bizim dışımızda gelişiyor ama bedeli ödeyecek olan bizleriz.
Bu haber 651 defa okunmuştur

:

:

:

: