Kuzey Kıbrıs’ın kalbi atmıyor

Lefkoşa seçimine hazırlanıyor. Ama gerçek olan şu ki son günlere girilmesine rağmen pek seçim havası yok. O eski heyecan ve tantana yaşanmıyor. Ülkenin kalbi Lefkoşa.
Lefkoşa seçimine hazırlanıyor.
Ama gerçek olan şu ki son günlere girilmesine rağmen pek seçim havası yok.
O eski heyecan ve tantana yaşanmıyor.
Ülkenin kalbi Lefkoşa.
Gündem Lefkoşa’dan belirleniyor.
Toplumsal olarak umutsuzluk ve bıkkınlık had safhada.
Bu en yalın haliyle Lefkoşa’dan görülüyor.
Kuzey Kıbrıs’ın kalbi atmıyor.
Bu umutsuzluk durumu Pazar günü yapılacak olan seçimle kalmayacak.
Bundan sonraki her sandıklı seçimde bu gerçekle yüzleşeceğiz.
Sebebi belli.

Vatandaş “sandığa gitsem ne olacak? Nasılsa başkaları ne istere o olacak” diyor.
Hatta şöyle söylemler var;
“Ankara hükümeti ve elçilik kimi isterse o kazanacak”.
İşlerin bu noktaya gelmesinde hatalı olanlar elbette vardır.
UBP kurultay sürecinde bunları bolca seslendirdik.
Müdahale olarak algılanabilecek desteği isteyenlerde, bu desteği sağlayanlarda bugünkü ortamı yarattılar.
Şimdi taşı ayıklanacak bir pirinç var ortada.
Bunları “daha sonraki seçimlerimizde misliyle yaşanacak” diye uyardık.
Ama “bana yapılan her şey mubahtır” anlayışı demokrasiyi ve saygıyı yerle bir etti.
Tercihler olabilir.
Ama toplumun tercihleri öncelikli değilse ortada demokratik bir siyasal yaşamdan söz edemeyiz.
Üstelik bu yaşananların bu kadar açık ve toplum önünde yaşanması da topluma iradesini sorgulattı bir kez daha.

Bugünden sonra yapılacak her sandıklı seçimimiz irademizi sorgulatacak.
Kamuoyunda nabzı tutabilmek için çeşitli yollara başvuruluyor.
Anketler yapılıyor mesela.
Anketlerde öne çıkan sonuç ise, kararsız ve sandığa gitmeyecek olanların oranının ne kadar etkili olduğu.
Bunun nedenini yazımın girişinde anlatmaya çalıştığım sebeplere bağlayabiliriz.
Bu sonuçlardan herkesin ders çıkarması mutlaktır.
Peki, şöyle bir konuyla ilgili olarak anket yapılsa “toplumun öncelikleri nelerdir?”.
Çok kesindir ki toplumun öncelikleri ile siyasi yöneticilerin öncelikleri aynı değil.
Yazılı ve İnternet ortamında yayın yapan gazetelere baktığınızda en çok okunan ve yorumlanan haberlerin artan ve çeşitlenen adli olaylarla siyaseti ve siyasetçilerin haberleri ile siyasetçileri eleştiren köşe yazıları olduğunu görürsünüz.

Bunun anlamı şudur;
Kıbrıs’ın kuzeyinde her olumsuzluğun faturası siyasi yönetimlere kesiliyor.
Siyasetçiler, yöneticiler her gün televizyonlarda veya gazetelerde cümleler kurarken kendince önemli açıklamalar yaparken toplumun genel eğilimi başka konularda.
Özellikle siyasetçilerin ve yöneticilerin söylediklerini ve yaptıklarını eleştirmek oldukça revaçta.
Bu ortaya koyuyor ki tepki olayı ortada duran en yalın gerçek.
Bu artık sıradanlaşıp normal bir olay gibi algılanmaya başladı.
Siyasilerin öncelik ve gündemleri toplumdan farklı olunca, toplumsal sorunlarda gündemde olmuyor doğal olarak.

Sonuçta sorunlar büyüdükçe büyüyor.
Büyüyen sorunlar yıllara ve nesillere aktarılıyor.
Siyasette değişim süreci yaşamadığımızdan dolayı her anlamda her şey olduğu yerde kalıyor.
Bu ülkede bunlar yaşanırken dünya durmaksızın değişiyor.
Yeni isimler, yeni düşünceler ülkelere ve dünyaya yön veriyor.
Değişim olmadığı yerde ileriye yönelik ilerlemede olmaz.

Bu noktada akıllara şu gelebilir;
Toplum kendi gündemine göre değişimi zorluyor mu?
“Artık değişmelisiniz çünkü ben değiştim” anlayışı toplumda hâkim olmaya başladı mı?
Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasetçilerin değişmek, olduğundan farklı bir noktaya gelmek gibi bir gailesi yok.
Siyasetçi böyleyken, toplumsal yaklaşımı ortaya çıkaracak en önemli soru; siyasetçi bu noktada iken toplum nerede? Sorusudur.
Bu haber 639 defa okunmuştur

:

:

:

: