Suriye'de yaşanan dram, üçüncü yılını geride bıraktı. Modern dünya, zulme ve yaşanan acılara karşıkayıtsızlığı ve dolayısıyla pasifliğiyle, gün be gün ruhunu yitirmekte... İnsaniyet namına yapılanlar yetersiz ve cenahlar oldukça pragmatist. Ateş yine düştüğü yeri yakıyor ve şaşırılmayacak bir şekilde bu yangını yorumlamak, ona bir kova su taşımaktan daha fazla ilgi görüyor. Bilanço ağır deyip, soğukkanlılıkla istatistiksel rakamlara boğuyorlar yaşanan acıları. Komplo teorileri ve stratejik hesaplar daha çok konuşulur oluyor gözyaşı ve feryatlardan. Çok uzaklarda, hatta uzayda biryerlerdeymiş gibi sunuluyor, bir adım ötemizdeki insanların varlığı. Ayrıca dinimizden kaynaklanan kardeşlik hukukumuz ve buradan doğan sorumluluklarımız pek de dikkate alınan bir mevzu olarak görülmüyor.
Peki ya tüm bunlar yeterli bir duyarlılık göstermememize mazeret teşkil edebilir mi? Yarın hesap gününde nasıl kalkarız umursamazlığın ağır yükünün altından. Masumiyet sembolü olan çocuklar mesela…Savaşın başından beri suçsuz, günahsız ve yapayalnız ölen beş bin çocuğa ne demeli şimdi...Rakamların ardına kulak kabartsak ne duyarız acaba!Duyacağımızyamazlum annelerin sessiz çığlıkları olacaktır ya da ağlamaktan göz pınarları kurumuş çocuklar; belki aç, belki üşüyen, masum ve korumasız çocuklar… Ölüm ve zulüm ile iç içe yaşayan insanlar, her an ölme korkusundan da öte, en beteri sevdiklerinin katledilmesi korkusuyla yaşayanlar, bu acıyı tadan on binlerce insan...
Sanırım açıkolan şu ki zalim bir düzene çomak sokuldu mu, sistemin tanrıları kurban isterve bu düzenin selameti için öldürmek herzaman en kestirme yoldur.Peki ya geriye kalan insanlara düşen sadece izleyici olmaktan mı ibarettir bu durumlarda? Kuru gürültüye boğulmuş bir hayat içinde vicdanın sesini duymaya hiç mi imkân yok?İnsanlarısiyasi polemiklere kurban etmemeli; bizde insanız, yarın bizde düşebiliriz…
Kimileri masa başında oturarak, ahkâm kesmeyi çok sever ve bunu iş sayar.Komploteorileri üretir, stratejik hesaplamalar yapar. Halka rağmen halkadına konuşur ve hep uzaktan atıp tutarak…Bilmiyorum, o insanların yaşadıklarını yaşamış olsalar ya da en azından şahit olsalar bazı şeylere, acaba daha farlı bakabilirlermiydimeseleye, daha insani açıdan…
Suriye’deki olayların başlamasından bir yıl kadar önce Şam şehrinde dil eğitimi için bulunmaktaydım. Yaklaşık bir yıl zarfında çeşitli kesimlerden insanlarla tanışarak onları anlamaya ve tanımaya çalıştım. İlk fark etiğim şey insanların konuşmaktan ve fikirlerini açıklamaktan olabildiğince korkuyor olmalarıydı. Özellikle siyasi konularda, öyleki en basit ve sıradan bir mevzu bile üzerine sohbet edilmesi için tehlikeli görülürdü. Belliydi kimevzular mahzurluydu ve başlarına bir iş gelmesinden çekiniyorlardı. Burada sistemden kaynaklanan onlarca zulümden, hukuksuzluktan ve adaletsizlikten bahsedilebilir. Öyle ki orası söz konusu olduğunda, zihnimdeki en net ve açık mevzulardandır bunlar. Ancak benim burada anlatmak istediğim şey olayların içindeki insanın kendisidir: Bugünlerde, evladının açlığını gidermenin sancısını çeken bir anne, eşini ve çocuklarını koruyamamanın ezikliğini yaşayan bir baba, babasını yitiren bir çocuğun hüzün dolu gözlerindeki kahredici acı, sevdiğini kaybetmenin acısını yüreğine gömen bir genç, ailelerin, yaşamların ve umutların parçalanması…
Ve zulümkatlanarak devam ediyor şu günlerde… En temel insani bir ihtiyaç olan gıda bile bu zulüm mecralarından biri. Yaşanan çatışmalarda Esed’in uçakları yüzlerce fırını bombalayarak, öldürebildiğini öldürmekte, kalanları ise açlığa mahkûm etmektedir.
İnsan olma sorumluluğunun bir yansıması olarak bir grup üniversiteli genç, yaşanan bu acılara karşı kayıtsız kalmamakamacıyla bir yardım kampanyası başlatmışlar. Gaye, günde yaklaşık 25.000 ekmek üretebilen bir mobil fırını Suriye’deki muhtaç insanlara ulaştırabilmek…İyilik her insana yakışır ancak gençlere bir başka yakışıyor. Ulaştırmak istedikleri mobil fırın değil de sanki bir mobil vicdan. Sıcak bir ekmeğin, bir çocuğun gözlerine düşüreceği mutluluk parıltısında kendini bulan bir vicdan, yanındayım ve seninleyim diyen bir vicdan…
İnsan türlü türlü imtihandan geçer hayatı boyunca, birinden diğerine akar durur… Yeri gelince, zora düşenler için elimizi cebimize atabilmek, belkibu da bugün bizim bir imtihanımızdır. Gündelik yaşamın rehaveti ya da bitmez tükenmez siyasi, ekonomik tartışmaları ruhumuzu esir almamalı.İnsanların acısını önemsemek, ciddiye almak ve onlar için birşeyler yapmak; herkes bilir ki bedeli çok ağır, külfetli olan şeyler değildir bunlar. Çoğu zaman sadece hissetmektir mesele, çünkü her zaman gücümüz oranında yapılabilecek bir şeyler vardır.
www.mobilfirin.com adresinden kampanyaya dair daha detaylı bilgi alabilirsiniz.