Bir özür yetmez

Çok basit bir yaklaşımdır; İnsan bir şeyi yapıyorsa, severek yapmalıdır. Severek, isteyerek ve en önemlisi saygı duyarak yapılamayan her ne olursa olsun iyi sonuç vermesi mümkün değil.
Çok basit bir yaklaşımdır;
İnsan bir şeyi yapıyorsa, severek yapmalıdır.
Severek, isteyerek ve en önemlisi saygı duyarak yapılamayan her ne olursa olsun iyi sonuç vermesi mümkün değil.
Bizim demokrasimiz prematüre demokrasidir.
Yani gelişimini tamamlamadı.
Demokrasimiz daha gelişmeden, bazılarınca hep kendine göre yönlendirildi.
Demokrasi bu ülkede, her daim verildiği kadar var oldu.
Bu durum da aslında birçoğumuzun işine geldi.
Sırasında yasaları çalıştırmadı, kişilere göre değiştirildi, yeniden düzenlendi.
Sırası geldi “önemli zatlar” ayrıcalık istedi.
Bunların yarattığı adaletsizlikle hep kolay sahip olduk ve hep kolaycılığa kaçtık.
Yapılan her ne olursa olsun sorumluluk almadık.
Bu düşüncem en yukarıdan en dibe kadar her mevki ve her insan için geçerlidir.
Bizde es geçilen bir başka gerçekte şudur;
Demokrasi ile saygı ve sorumluluk aynı paraleldedir.
Örneğin;
Bu ülkede sorumluluk alan ve bunun yükünü taşıyabilen kamu görevlisi kaç kişi vardır?
İnanın bir elin parmağı kadar insan bu sorunun olumlu tarafında yer alır.
Aslında herkes ülkesi için toplumu için çalışır ve kritik zamanlarda toplumsal düşünerek tercihler yapar.
Ya da öyle olması gerekir.
Ama gerçek öyle değil.
Biz bu ülkeyi kabullenemedik.
Biz bu ülkeyi sevemedik.
Biz birbirimizi bile sevemedik.
Toplumsal yaşamın gereği olarak bir düzen kurduk.
Toplumken halk olduk.
Eğreti düzen ve rejimi işimize geldiği gibi kullandık, yönlendirdik.
Sıkıştıkça hep başkalarını suçladık.
Hiç hata nerede diye düşünmedik.
Sorumluluk almadık.
Balık baştan kokar derler.
Artık koku ülkeyi bile sardı.
Feryat o kadar yüksek ki neredeyse “sağır sultan” duydu.
Bu ülkede hayat yürümüyor.
En can alıcı sorunlar çözülmüyor.
Peki, kimin umurunda?
Ne acıdır ki kimsenin umurunda değil.
Millet kendinin, çevresinin, koltuğunun derdinde.
Meclis denen bir yer var.
Hani kuzey Kıbrıs halkının iradesi deniyor.
Bu Meclis genelde nisap sorunu yaşıyor.
Bu Meclisin seçilmiş vekillerdi de var.
Hani halkçı, her şeyi halkı için yapan.
Halkına daha iyi hizmet verebilmek için partiden partiye dolaşan.
Bu vekillerden biri var.
Meclise uğramayan.
Nasılsa maaş çalışıyor, kimsede bir şey yapamıyor.
Sayın Ejder Aslanbaba.
Doğrusu ilk zamanlara göre beni günden güne şaşırtan.
Sayın Aslanbaba bir süredir Meclis çalışmalarına olan devamsızlığıyla gündemde.
Bir yazı göndermiş Sayın Ejder Aslanbaba.
Bu yazı Meclis Genel Kurulunda diğer vekillere okunmuş.
Bir özür yazısı ve bundan sonraki oturumlara katılma sözü.
Meclis Başkanlık Divanı bir kez daha vurgulamış;
“Milletvekillerinin Meclis faaliyetlerine katılmaları asli görevleridir”.
Ve bir kez daha konu kapandı.
Özelde bu olaya genelde bu tür sorumsuzluklara “özürden” çok “istifa” erdemi yakışır.
Bu sırf Sayın Aslanbaba’nın durumu için geçerli olan bir düşünce değildir.
Ejder Aslanbaba’nın kişiliğiyle ilgili bir sıkıntı da yoktur.
Ama “özür” dilemek kadar basit ve “kabahatinden” büyük bir girişim insanları saf yerine koymakla eş anlamlıdır.
Zaten Sayın Aslanbaba’nın katılımının tartışılması da yersizdir.
Tartışılması gereken özel de Ejder beyin genel de pek çok vekilin meclis çalışmalarına koyduğu katkının oranıdır.
Konu meclise gelmek ve gitmek ile pek çok vekilde rastladığımız tek katkı olan parmak kaldırmak değildir.
Sorun işlevsizliktir, üretememektir, sorumsuzluktur, mesele beton bir bina içinde oturup kavga etmek de değildir.
Mesele, yapılan işe saygı duymamak, hakkını vermemektir.
Bu ülkede özür dilemekle, el öpmekle halledilmeyecek iş olmadığına pek çok kez tanık olduk.
Şimdi sorarım size böyle bir düzende siz vekil olsanız özür mü dilersiniz yoksa istifa mı edersiniz?
Bu haber 685 defa okunmuştur
  • Hicbiri!!! ince  NY - 17.04.2013 Ne ozur, ne istifa!!!!

:

:

:

: