Üç Yıl Önce Bugün

Bu önemli süreci şöyle bir hatırlayalım. 2000’li yılların ortalarında hem Türkiye de hem de KKTC’de bir değişim yaşanıyordu.
Gündem seçim.a
Bu önemli süreci şöyle bir hatırlayalım. 2000’li yılların ortalarında hem Türkiye de hem de KKTC’de bir değişim yaşanıyordu. Türkiye de koalisyon hükümetlerinden sonra, AKP tek başına iktidara gelmiş ve bir istikrar yakalanmıştı.
Böyle bir ortamda KKTC’de yapılan genel seçimlerde de CTP iktidarın büyük ortağı olarak iktidara geldi. Bu değişimin yaşandığı Kuzey Kıbrıs’ta, Sayın Mehmet Ali Talat 20 Nisan 2005 tarihinde KKTC Cumhurbaşkanı seçildi.
Güney Kıbrıs, AB yolunda ilerlerken Kıbrıslı Türklerde bu yolu yürümek istiyordu. Annan planı ve bu süreçte yaşanan referandumda, Kıbrıs Türkü onay verirken, Kıbrıslı Rumlar planı reddetti. Rum lider Papadopulos, görevi barışçı yönü ile ön plana çıkmış Hristofyas’a bırakırken, Kıbrıs’ta yeniden barış ve çözüm umutları yeşeriyordu.
Bu bağlamda 3 Eylül 2008’de iki toplum lideri arasında Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma adına müzakere süreci başladı. Bu süreçte bir çok olay yaşandı, bir çok argüman gündeme geldi. Bu argümanlardan tepki görenler de oldu desteklenenlerde ve 18 Nisan seçimi bir anlamda Kıbrıs sorunun da gelinen son noktaya, müzakere sürecine endekslendi.
Böyle bir ortamda, yaşandı seçim süreci. Bana göre çok yanlış bir yaklaşım var. Bu seçimin çözüm isteyen, çözüm istemeyen kesimler arasında geçeceği yaklaşımı. Sonuçlar önümüzdeki günlerde daha sağlıklı tartışılacaktır. Fakat ortada bir irade vardır. Kıbrıs Türk Toplumu kararını vermiş ve bunu sandığa yansıtmıştır. 18 yıl Başbakanlık yapmış, Sayın Eroğlu’nu devletin tepesine, Cumhurbaşkanlığı sarayına çıkarmıştır. Önemli olan bu günden sonra izlenecek yol ne olacak.
Hem görüşme sürecinde hem de iç politikada.
Müzakereler sıfırdan mı başlar yoksa ortaya çıkan taslak bir yol haritası olur mu?
Türkiye’nin, KKTC’deki yeni oluşuma yaklaşımı nasıl olur. 19 Nisan 2009 seçimlerinde iktidara gelen ve arkasına önemli bir desteği alan UBP Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdiği başarıyı yerel seçimlerde de gösterir mi? Sayın Eroğlu’ndan sonra UBP üst kademesi nasıl şekillenir? Yeni hükümet modeli nasıl şekillenecek? Bu soruların cevabı zamana bağlı, ama önemli olan toplumun iradesidir?”
Üç yıl önce 19 Nisan 2010 da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen ardından konuyla ilgili genel olarak bu değerlendirmeyi yapmıştım.
18 Nisan 2010 da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminden bugüne ne değişti?
Sayın Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı olmasının ardından müzakere sürecinde bir arpa boyu yol alınamadı.
İçsel sorunlar adanın her iki tarafında da öncelikli oldu.
Kıbrıs’ın her iki tarafının da odaklanması gereken esas konu “müzakere süreci” iken mesele şuan için de askıda.
Sayın Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı olmasından sonra UBP’ de neler olabilir diye bir soruyu da zamana bırakmıştım üç yıl önceki yazımda.
Bu düşünceyle ilgili de kısaca şunu söyleyebilirim “neler olmadı ki?”.
Yaşanan sürecin, uzayan kurultayın yarattığı tahribat UBP içinde hala daha kapanmayan ve her gün kanatılan bir yara gibi taze.
Bir şekilde parti de bütünlük sağlanamıyor.
Ulusal Birlik Partili kavramı yok.
Parti içinde İrsen Küçük’çü ve muhalifler diye iki uç var.
Bir taraf biz de varız derken, İrsen bey ben varım diyor.
Parti içinde etkili bir isim aynen şunları söyledi;
“Sayın Başbakan ve Bakanlar adeta pembe bir dünyada yaşıyor. Gerçeklerden haberleri yok. Bu şekilde hızla muhalefete doğru gidiyoruz. Başbakan şuan Başbakan ama 2014 de milletvekilliği bile tehlikede farkında değil”.
Üç yıl öncesinin UBP’ sinde de bugün için durum bu.
Üç yıldır ülke ne durumda?
Ülkenin ne durumda olduğunu son LTB seçiminde açıkça gördük.
Partisel oy oranlarını bir tarafa bırakalım.
Sandığa gitmeyenlerin oranı her şeyi anlatıyor.
Kuzey Kıbrıs’ta tepki ve çaresizliğin körüklediği bir umutsuzluk yaşanıyor.
Umutsuzluk kötüdür.
Ve bu kötülük ne yazık ki bu coğrafyanın kaderi haline getirildi.
Demokratik ortamın gerçek anlamda var olmadığı bizim gibi toplumlarda çok sık rastlanan bir şeydir erk sahibine bağımlı olmak.
Bugün bu ülkede en basit sorunlar için bile yönetim erkini elinde tutanların bağımlısıdır insanımız.
Ne acıdır ki sağlıklı çalışan bir mekanizma yok.
Bu durumda herkes herkese muhtaçtır ve tüm ilişkiler bu düz mantık üzerinden şekillenmektedir.
Her yönüyle her daim suçlu sandalyesinde görülen yönetici konumunda olanlara adeta midemizden bağlandık.
Sağlıklı çalışan demokratik yapıdan o kadar uzağız ki seçim dönemlerini vatandaşın intikam alma güdüsüyle beklediği ve mevcut yönetimi en acı kiminle cezalandırabilirim arayışında olduğu süreçler olarak yaşıyoruz.
Seçim dönemleri de dâhil hiçbir zaman diliminde devlet işleri, ülke sorunları, vatandaşın sıkıntıları ertelenemez, bu olması gerekendir.
Ama bizde seçim, iktidar, güç ve devlet imkânlarına hoyratça sahip olmak için bir fırsattır.
Durum bu olunca da bu yolda her şey mubah.
Bu anlayışın değiştiği gün devlet çarkları hizmet verme adına dönecek, toplum da seçim gününü intikam günü olarak görmeyecek.


Bu haber 587 defa okunmuştur

:

:

:

: