Aşkım… Aşkııım… Aşkıııııım…

Kimseciklerin bugüne kadar, tam olarak tanımlayamadığı bir sihirli, bir büyülü sözcüktür AŞK… Hele de bizim kuşak için…

Kimseciklerin bugüne kadar, tam olarak tanımlayamadığı bir sihirli, bir büyülü sözcüktür AŞK… Hele de bizim kuşak için…
Siyah- beyaz Türk filmlerini görerek, Hayat Dergilerinden YEŞİLÇAM’ın rüya gibi aşklarını – biraz abartılı da olsa – kendimizin sayarak aşka yelken açmışızdır. Belgin Doruklar, Hülya Koçyiğitler, Göksel Arsoylar, Ediz Hunlar, Kartal Tibetler, Ayhan Işıklar, Çolpan İlhanlar… Alabildiğine romantik, aşırı duygusal, gözyaşı yüklü, sırılsıklam aşklar…
AŞKIM AŞKIM
“ Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık,
ama her şeyi olduk.” Der Goethe
mümkün müdür
tutkulardan ve duygulardan kaçmak sence…
gidiyorum derken
inadına demir atmak yüreğine
kalakalmak oracıkta…
ben seni
beni sevme ihtimalin olmadan sevdim,
vazgeçişlere gelemem…
benim hiçbir şeyim de
her şeyim de sensin…

El ele tutuşmalardan, kaçamak bakışmalardan öteye gidememiş aşklar… Ya o AŞK MEKTUPLARI… Sayfalar dolusu, “Sevgililer Günü”nde gazetelerde, dergilerde boy gösteren, okunup hatırlanan mektuplar… Bu yüzden ünlülerin aşk mektupları, hala kitapçı vitrinlerinde başköşede…
YÜREĞİN ÇAĞIRDI BENİ
……………
Yüreğin çağırdı beni
İşte ben geldim…
Uzat ellerini
SEVDAMIZ sevişsin avuçlarımızda
Haydi durma
Sıkıca sar beni
DAHA SONRA demek ÇOK GEÇ demektir…
Yıldız yüklü şarkılar fısılda kulaklarıma…
Şimdi
SENİ SEVİYORUM deme zamanı…

İmkansız aşklar, ya da yasaklarla dolu uzaktan uzağa sevmelerin aşkları… Sen ölüp bayılırken aşkından onun ruhunun duymadığı aşklar… Belki de haberi olsa sana gelebileceği aşklar… Sararıp solmalar, İNCE HASTALIK’tan ölmeler… Türk Edebiyatı klasiklerindeki ana temadır; hatta dünya edebiyatında… Aşkından yataklara düşüp son nefesinde aşkını itiraf etmeler…
YASAKLI SEVGİLİM
sen düşlerimdesin
ben de senin düşlerinde
biliyorum…
ellerini tutamam sıcacık
aşkımı söyleyemem
çağlayanlar misali…
kucağında olamam sarmaş dolaş
uzanamam dudaklarına
kor gibi, alev gibi…
ama
dilediğimce bakabilirim gözlerine
istediğimi düşünebilirim
özgürce…
her şey beyinde başlar
dememişler boşuna
yasaklı sevgilim benim…

Şarkılardan fallar tutulurdu. Bu şarkı benden ona, ikincisi ondan bana diye… Gözler nemlenirdi, sitemliyse sözleri şarkının… Ya da ayrılıklardan söz açıyorsa şarkılar… Hele hele biten aşkları anlatıyorsa… Ah! O şarkılar… “ Gözlerinin içine başka hayal girmesin…” derken, o duyguları taa içimizde duyardık… Ortaokuldaki liseli aşkımın “Ufacık tefeciktin yemyeşil gözlerin vardı…” şarkısını benim için defalarca dinlediğini yıllar sonra öğrendiğimde; hem çok mutlu olmuş hem de keşkelerle gecelerimi doldurmuştum… Haberim yoktu ki! Bugün bile aklıma geldiğinde hayıflanırım…
Papatya fallarına bakılırdı… Zavallı papatyalar neden yolunduklarını bilmezlerdi ama kırlarda elimizden kurtulamazlardı… İskambil kağıtları da bu işten nasibini alırdı elbette… Günümüzde bile falcıların kapılarının aşındırılması da bu yüzden zaten…
FAL
Bir kahve içtin
Kapadın fincanı
İstedin söylediler
Beğenmedin nedense
Kibrit çöplerinden
İskambil kağıtlarından umdun
Umularını…
Olmadı
İşin bahara kaldı
Papatya fallarına…

Bazı şarkılar insanı derinden sarsar. Aslında şarkının hatırlattıkları, demek daha doğru elbette… O şarkıyı duyunca neler hatırlıyorsunuz? Önemli nokta burası… O şarkılar, günümüzde olduğu gibi sözü akşamdan sabaha unutulan şarkılar değildiler… İnsanın içine işleyen, sözleri özenle seçilmiş, ipek tezgahlarda dokunmuş şarkılardı…
“ Bir bahar akşamı rastladım size, sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize, neden başınızı öne eğdiniz…”

Şimdi ben, mesela yeniden aşık olsam, yine duygusal olacağım kesinkes… Demek ki duygusal aşklardı bizimkiler… Biz öyle öğrendik, insan öğrendiklerini tekrarlıyor; belki de çok az farkla…
Günümüzde her şey, kavuşuncaya kadar sanki… Aşıklar kavuşunca, o güzelim duygular da tıpkı bir kuş gibi bacadan uçup gidiyor… Elbette bunda iki tarafın da beceriksizliği var, diye düşünüyorum.
AŞIK VEYSEL’i anmadan geçmemek gerek… Büyük usta tam on ikiden vurmuş…
“ Sevdalanırsın alırsın karın olur,
Sevdalanırsın alamazsın KARA SEVDAN olur…”

GÖZLERİNİN MERHABASI

bir akşam
gözlerinin merhabasında
buluşuverdik ansızın…

yüreğimiz
mis gibi bir kahve molasında
hatırına
kırk yılların…

ya da birlikte çıkılan
uzun, ışıklı bir yolun
yasemin kokulu başlangıcında…

GÜNÜMÜZ AŞKLARI…

Ben izninizle günümüz aşklarına değinmek istiyorum. AŞKIM sözcüğünün bu kadar bol kullanıldığı bir zaman dilimi galiba hiiiç olmadı. Hem de en olduk olmadık yerlerde… Bu güzelim sözcük enflasyona mı, erozyona mı uğradı bilmem… Siz karar verin artık… Basitleşti, sıradanlaştı demek daha doğru galiba…
ALIŞ VERİŞ
aşklar
tıpkı bir alış veriş
uzay çağında…

ölesiye bir tükeniş
parçalarcasına
bir tüketiş…

şehvet
dişlerini geçirmiş hırsla tenlere
şeytana pabucunu ters giydirme
yarışında…

almış başını gidiyor cinsellik
secdalar yer bulamamış
bir oturumluk…

bakışlar bulanık
yüzler maskeli
destansı aşklarsa MASAL…


Geçenlerde bir kafede oturmuş, arkadaşımı bekliyordum. Yan masada oturan kızlı erkekli bir genç grubu, gürültülü bir biçimde; birbirlerini dinlemeden, anlamadan, her kafadan bir ses çıkararak konuşuyor. Gruptaki kızlardan biri, dağınık saçlı, son derece salaş giyinmiş, ASİ tipli, ağzını yaya yaya sakız çiğneyen, ara sıra da “Aşkııım…” diye nara atan kız, göz estetiğimi bozduğundan beni sinir ediyor. Başımı ne tarafa çevirsem, ister istemez gözüm ona kayıyor. Derken neredeyse kucağına yattığı gencin, az ötedeki masada oturan kıza baktığını anlayınca çığlığı basıyor. “ Aşkııııım…” Öldün demek istiyor, öldün sen… Parçalarım seni… Paramparça yapıp köpeklere atarım seni… Nasıl bir aşk mantığıysa… Bakanda da var elbet bir şeyler… O da sütten çıkmış ak kaşık değil…
BİLMECE
anahtarı kayıp kilitler
paslanmış zamanın denizinde…
duygular vermece-almacasında
küçük hesaplar iğrenç
yamalı ilişkiler
kokuşmuş merhabalar
inadına renksiz gülüşler…
kötücül düşler gibi…
Anka Kuşum nerde?
Haydi!
Yedi kat göklere
Uçursun beni…
ENTEL AŞKI…

Deniz kenarı… Göz alabildiğine uzanan masmavi Akdenizim benim… Mevsim yaz, aylardan temmuz… Gökte pırıl pırıl güneş… Ortalığı cayır cayır yakıyor, demeliyim elbette… Şemsiyesinin altındaki şezlonga yayılmış iri yarı, sakallı, göbekli entel görünümlü bir bey… Gözlüklerini düzelterek sesleniyor: “ Aşkıııım gel bakiiiim!...” Nerden çıktığı belli olmayan, minicik, sivri burunlu, incecik sesli minyatür bir köpek atlıyor kucağına… PARDON, yani beyefendi, şimdi sizin aşkınız bu mu? Gözlerime inanamıyorum. Aşka bakın aşka… Hatta bu da yetmezmiş gibi bir de hayvanın dudağına kocaman ıslak bir öpücük konduruyor… Gözlerime inanamıyorum… Dönüp eşine bakıyorum, Allah Allah hatunda “tık” yok… O hiiiiç oralı değil…
İnanmıyorum, adam köpekle dudak dudağa… İşe bak… Akşam olunca, gece yatakta aklına gelirse(!) aynı dudaklarla “ mucuk!” diye beni öpecek ha! Orda duuuuur!... bakalım. Yoooook öyle yağma yok! Benim defterimde böyle şeyler yazmaz kardeşim… Sen de köpeğin de kapı dışarı, yallah!... Tüü tüü tüü Allah korusun böylelerinden… İşine gelirse… Benim öyle köpekle, kediyle işim olmaz… Kedi- köpek aşklarına da aklım ermez…
İnsan aşklarının suyu mu çıktı, insan kıtlığına kıran mı girdi de benim haberim yok… Elbette bir ihtimal daha var “ O da ölmek mi dersin? “ değil tabi. Adam senden bıkmıştır da köpeği dikenli tel misali kullanıyordur, yanına yaklaşmayasın diye… Olur mu olur… Bu da ihtimallerden birisi yani… Olamaz mı diyorsunuz, o zaman başka seçenek bulun efendim siz de… Elbette karı- koca arasına girilmez. Ara dayağı yemeye hiiiiç niyetim yok… Onlar memnunsa hallerinden bana ne ama, değil mi? Amaaaan ne haliniz varsa görün…
Ne zamandan beri kedi, köpek, kuş, böcek yerimizi aldı? Hey! Hatunlar gözünüzü dört açın. Varsa eğer sekiz açın, bence sakıncası yok… Benden söylemesi…
ANNEMİZİN AŞKI…

Bir başka sahne… Anne mutfakta kahvaltı hazırlıyor. “ Aşkııııım! Hadi gel, kahvaltın hazır!... Bak sana yumurta da haşladım, ekmek de kızarttım…” diyor.
O da ne!... Ben, saç- baş darmadağın, daha yatak kokan, kocaman göbeğini kaşıya kaşıya don- atlet içinde gayet şık (!) bir beyefendi (!) beklerken; pembe gecelikli bir küçük hanım görünüyor mutfak kapısında… İşte bu olmadı, hiiiç olmadı… Sekiz yaşındaki bu kız “ AŞKIM…” sözünü sadece annesinden duyabileceğini öğrenmişse, ne olacak? Gerçek aşkına ne diyecek? Cinsel sapmalar, durduğu yerde mantar gibi bitmiyor beyler, hanımlar!... Siz işi genlerin üstüne yıkıp bu işten yakanızı sıyıramazsınız… Orda durun ve bir iyice düşünün… Siz ROL MODEL oluyorsunuz cancağızım, rol model… Çocuklarınız size benzemeye bayılıyor yani…
YAŞAMIN ÖĞRETİSİ
Önce
Şiir geldi seninle
Gecenin sesleri ardından
Ebemkuşağı saatlerdi yaşadığımız…

Yağmur çağırdı beni
Ve ben sana geldim
Umutlarımla
Sevinin yağışı bir başkaydı
Çisi çis yüreğime…

Sense
Serseri mayın
Akan delice ırmak
“ içim sana akıyor” derken
Gizemi çözebildin mi?

Yaşamın öğretilerine
Doğru kulak ver
Geç kalabilirsin…

Ha, bir de çocuklarını dudaklarından öpen anne babalar var… Allah aşkına sizin derdiniz ne? Ne yapmak niyetindesiniz? Beş- altı yaşındaki çocuktan ne istiyorsunuz? Bu davranışların adı MODERNLİK mi oluyor şimdi… Geç kardeşim geç… Ne modernliği… Sonra kara kara düşünceler alacak sizi de hoşunuza gitmeyecek. Benden söylemesi… “ Kim, kimdir? “ sorusunu biçare çocuk nasıl çözecek… Bütün objeler birbirine girdi… Her şey arap saçı… Bunun tek suçlusu da SİZSİNİZ…
BÜYÜMEYEN BEBEKLER…

Bir başka model daha var. Onu da söylemeliyim. Söylemezsem çatlarım valla!... “ Bebeğim, hayatım, annesinin bebişi!...” Bir de bakıyorsunuz, on sekizinde kazık kadar kız! Kucağınıza sığmaz, nasıl bebekse… Anne hala onu bebeğim diye seviyor… Allah Allah ne günlere kaldık!... Sonra da en küçük hatasında kafaya kakmalar başlıyor: “ Koskoca kız oldun, sorumluluk almıyorsun, bu nasıl davranış, sana yakıştı mı?...” Hakaretin bini bir para… Hem büyümesini istemiyorsun, hem de büyük davranışı bekliyorsun… Oturup karar verir misin? Bu genç de dengesizlikten yakasını kurtarsın…
HOŞ GELDİN DÜNYAMA
Göklerden
Yıldız yıldız yağdın
Dolunaylarca aydınlattın
Isıttın sevginle yüreğimi
Sen
Hoş geldin dünyama…
Seninle renklendi her şey
Seninle çiçekler açtı gönlümde
Sonsuz baharları
Sen ektin yüreğime
Sevdiğim, taptığım bir tanem
Hoş geldin dünyama…


SON SÖZ…

Beyler, hanımlar!... Kısacası ebeveynler siz ne istediğinizi bilirseniz; gençlik de ona göre tutarlı bir yol izleyecek. Adımlarını daha sağlam basacak… Güzel örnekler görürse güzel davranacak. Hele bir zahmet, karar verin ama bir an önce… Aynalar süs değil… Gidin, bakın gördüğünüz sizi beğendiniz mi? Beğenmedinizse önce kendinizdeki yanlışları törpüleyin… “ KARARSIZ KASIM” GİBİ DAVRANMAKTAN VAZ GEÇİN… Böyle olmayanlar alınmasın lütfen…
İNSAN
İnsan
Kendine baktıkça
Küçülüyor sanki yavaş yavaş…

İnsan
Kendine dokundukça
Yaşlanıyor sanki ağır ağır…

İnsan
Kendini dinledikçe
Büyüyor sanki kocaman kocaman…

Aile olmanın güzelliğini yaşayın… Mutlu olun, sevgi,saygı hayatınızdan hiç eksilmesin… HUZURLA KALIN EFENDİM…
Bu haber 414 defa okunmuştur

:

:

:

: