“Bizimkiler güneydekilerden daha acımasız”

23 Nisan 2003’te Kıbrıs adasında çok önemli bir gelişme yaşandı.
23 Nisan 2003’te Kıbrıs adasında çok önemli bir gelişme yaşandı.
1974 sonrasında belirlenen sınır çizgileri ilk defa karşılıklı geçişler için belirli noktalarda kırıldı.
29 yıl aradan sonra hem Rum, hem de Türk Kıbrıslılar adanın kuzey ve güneyine geçişler yapmaya başladılar.

Bu adım atılırken tek bir amaç vardı;
Birbirinden yıllardır kopuk olan ve temas olarak sıfır noktasına gelen iki halkın yakınlaşması.
Yarın itibarı ile bu düşüncenin hayat bulmasının, yani sınırların geçişlere açılmasının onuncu yılı.
En yoğun geçişler Türkler tarafından, kuzeyden güneye yapılıyor.
On yıllık sürede bu geçişler rakam olarak yaklaşık 14 milyon.
Rumlar ise on yılda yaklaşık 6 milyon kez kuzey Kıbrıs’a geçiş yapmışlar.
En yoğun geçiş 2004 yılında olurken en az geçiş 2012 yılında yaşanmış.
Kıbrıslı Rumlar, Türkler kadar güneyden kuzeye geçişe pek meraklı değil.
Kıbrıslı Türklerin güney Kıbrıs’a geçişi çok tartışılıyor.
Özellikle alışveriş konusu herkesin dilinde.
Son dönemlerde ise güneyin yaşadığı ekonomik kriz de sanki kuzeyde hiçbir sorun yokmuş gibi bir övünç malzemesi oldu.

Adamlar bunu yaşıyor ve çözümler arıyor.
Reçete acı olacak elbette ama bunu beraber sırtlanmanın, taşın altına herkesin elini almanın hesapları yapılıyor.
Birileri sırça köşklerde koltuk ve siyasi gelecek planları yaparken, birileri harabelerde yaşam kavgası vermiyor.
İnsanı insan gibi yetiştirmenin, çağa ayak uydurmanın, sağlık gibi, insan hayatıyla ilgili konuların popülizmi olmaz.

As olan aklın yoludur.
Kıbrıslı Türkler güney Kıbrıs’a ağırlıklı olarak sağlık, eğitim ve çalışma amaçlı olarak geçiyorlar.
Bunun yanında gezi ve alışveriş için geçişlerde var elbette.
Dış ilişkileri olmayan, savunması Türkiye emanet olan KKTC’nin yapacağı sadece eğitim ve sağlık alanlarında vatandaşına en iyi hizmeti vermekti.
Ama olmadı, kaynakların önemli kısmı bu gibi alt yapı yatırımlarına yansıtılacağına bir sonraki seçimler düşünülerek popülizm odaklı siyasetler ve düşünceler hayata geçirildi.
Seçim kazanmak için, kurultay kazanmak için, devletin sınırlı imkânları, vatandaşın ödediği vergiler yaşamsal ihtiyaçlar yerine siyasi çıkarlar uğruna heba edildi.
Güneydeki kriz tabi ki Kıbrıslı Türkleri de etkiledi.
Güney yönetimi bedava sağlık hizmetini kaldırdı.
Şifayı güneyde arayan, kuzeyin kanser hastaları çaresiz.
Kuzeyin sağlık sistemi hala popülizmin ellerinde.
Bir de ekmek parasını güneyde arayan kuzeyliler var.
“Patron en az bir ay gelmeyin dedi” diyor bir Kıbrıslı Türk.
Aslen Şirinevler’li güneyde elektrikçilik yapıyor.
Altı yıl olmuş.

“En kötü dönemdeyiz” diye de ekliyor sözlerine.
Kuzeyde iş bulmak zor mu? Diye sordum.
“Bizimkiler güneydekilerden daha acımasız” oldu cevabı.
Kamu kaynaklarının ve iş imkânlarının hoyratça adaletsizce dağıtıldığı kuzey Kıbrıs’ta adaletsizlik sadece popülizm uğruna yapılmıyor.
Özel sektör dediğimiz kesimin içinde de “devletleşmiş” bir yapı var.
En basiti bu çağda özel sektör çalışanı sendikal örgütlenmeden, hak arama mücadelesi vermeden mahrum ediliyor.
Sebep, iki dudak arasında ki bir yaşamın devamlılığının sağlanması.
Hatırlanacaktır;
“Sendikal Platform” ve iş çevreleri ile hükümet kanadından üç bakanlık Saray Otel de bir toplantı yapmıştı.
Sendikalar ortaya 23 maddelik bir öneri paketi koymuşlardı.
Sendikal platformun önerileri için diğer ilgili kesimler %70 hem fikiriz geriye kalan %30 içinde konuşmamız ve ortak noktada birleşmemiz zor değil denmişti.
Ama gerisi gelmedi.

Yapılan toplantı göstermelik yaşandı sadece.
Konuyla ilgili Dev-İş Sendikası Dış ilişkiler Sekreteri Sayın Koral Aşam şöyle diyor;
“Anlaşılmayan maddeler için de en önemlisi sendikalaşma idi. Toplantıda Ticaret Odası da vardı. Bize söyledikleri %70 anlaştık elbette olumlu bir noktaya geleceğiz. Bizim cevabımız, istediğimiz en önemli şey sendikalaşmanın önünü açın, engel olmayın. Bu konuyu en sona bırakalım aldığımız cevap oldu. Dev-İş özelde örgütlü tek sendikadır ama ülkedeki mevcut sendikalı çalışanın %1’i bile değiliz. Özel sektörde yasalarımız sendikalaşmanın önünde engeldir. Anayasamızda açıkça madde vardır ki sendikalaşma için gönüllülük esastır. Bir iş yerini örgütlersiniz daha sonra toplu sözleşme çağrısı yaptığınızda patron çalışanını toplar ve “sendika isteyen işe gelmesin” der. Böyle olunca bu gibi haksızlıklar bize dayatılıyor. Tek dayanakları insanlar sendikalaşmaya zorlanamaz. Ama mühendislerin, doktorların üye olmadan çalışamayacakları örgütleri var. Ama emekçinin hakkını arama şansı yok. Amaç çalışanın iki dudak arasında kalması.”
Reform denince, özel sektörün önünü açacağız, asgari ücretliyi rahat ettireceğiz denince mangalda kül bırakmıyor bu ülkenin yöneticileri ama denetimi, kontrolü ve devlet güvencesini her yer de adilce göstermeye gelince hep başkaları ağır basıyor.
Bu haber 540 defa okunmuştur
  • Sendikacilik ince  NY - 22.04.2013 Adamlar nasil yanassin sendikaciliga. Bakin diger sendikalara. Kalsin lazim degil derler. Ortak amac yok.

:

:

:

: