Sessiz Gemi

Zaman kavramı sadece içinde olduğumuz anla sınırlı değildir. Zaman çok geniş bir tanımlamadır. Öyle ki hepimizin hayatında silinmeyen zamanlar vardır.
Zaman kavramı sadece içinde olduğumuz anla sınırlı değildir.
Zaman çok geniş bir tanımlamadır.
Öyle ki hepimizin hayatında silinmeyen zamanlar vardır.
Hatalarımız hayatımızı yönlendiren tecrübelerdir ve bazen direk bizim, bazen de başkalarının hayatlarını doğrudan etkiler.

Hepimizin bugünler adına alt yapısı olan geçmişimizdir.
Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez sözü boşuna söylenmemiştir.
Ve yine de bilinir ki insan hayatında kaybedilenlerin en acımasız olanı zamandır.
“1974’ten önce ırgatlık yapardım. Bir motorum vardı. Kimi gün o beni, çoğunlukla da ben onu taşırdım. Bugün dereboyun da gördüğün apartmanların, evlerin yerinde tarla tarla arpalar ekilirdi. Neler çektik neler. Şimdi her şeyin kolayı var. Her şeyin olması ne saygı bıraktı ne de sevgi.”

Böyle söyledi yaşlı amca.
Aslen Ortaköylüydü.
Bir birimizle yarıştığımızı, kavga ettiğimizi, birbirimizi ezdiğimizi de ekledi sözlerine.
“Bu ülkenin en önemli hastalığı nedir?” diye sordum.
Amacım alışkanlıklara dair bir hastalık cevabı almaktı.
O sinir dedi, maraz dedi, bir de zor telaffuz ettiği sözcükle stres.
Geçtiğimiz pazartesi günü Lefkoşa mezarlığında karşılaştık.
Aynı cenazenin aynı hüznünü paylaşan, aynı duygularla saf tutup, hakkını helal edenler arasındaydık.
Son olarak “O da sırasını kesti. O da kurtuldu. Sıra biz de” dedi.
Yine o çaresiz, yine o kötü dediğimiz hastalığa bir kurban daha verdik.
Pervin teyzemi de kanserle mücadelesinden dolayı kaybettik.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

İki hafta içinde ülkemizde en çok yaşanan vefat şekliyle iki cenazede yer aldık.
Fikret hoca olarak bilinen Fikret Şenhan’ı kalp krizi sonucu kaybetmiştik birkaç hafta önce.
Bir LTB çalışanıydı.
Kolay değil yıllardır süren bitmeyen gitmeyen stersi, sıkıntıyı, sinir savaşını yaşamak.
Hani sormuştum ya yaşlı amcaya bu ülkenin en önemli hastalığını;
Gerçekten stres, maraz ve sinir en büyük düşmanlarımız oldu.
İnsanlarımız söylendiği gibi patır patır göçüyor.
Eceli karşılamak basitleşti, çocuk oyuncağı oldu.
Kaybettiklerimizin yaş ortalaması orta yaşlarında altında artık.

Yıllar öncesine dönersek;
Neler yaşamadı ki bizden öncekiler.
Ne acılar, ne çileler tüketildi bedenlerde, zihinlerde.
Ama var olan tek tesellileri umut ve paylaşma alışkanlıklarıydı.
Bugün için umut ve paylaşma adına hiçbir şey kalmadı kuzey Kıbrıs’ta.
Herkes kendi hayatını kurtarmanın kolaylığına kaçma telaşında.
Fakat biliriz ki gidilecek yer bellidir.
Gitmeyenin bilmediği, gidenlerin gelmediği o ebediyet yolu.
Mümkün değildir elbette ama insan olabildiğince kimseyi kırmamalı, üzmemeli.
Meçhule yolculuğa ne çok uzağız ne de çok yakın.
Bu da hayatın gizlediği en önemli gizemi aslında.
Yahya Kemal Beyatlı’nın muhteşem dizelerinde hayat bulan o “SESSİZ GEMİ” de bu yazıya dair son sözüm olsun.

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Bu haber 591 defa okunmuştur

:

:

:

: