Türkçe ’de, bazı kelimelerin kökeni yabancı dillerden gelmektedir. Bu bir anlamda “anlam” karmaşasına neden olabilmektedir. Daha da önemlisi anlamını yitirerek kullanılmaya devam edilmesi bile söz konusudur. Bu kelimelerden bir tanesi de “ORİJİNAL” olarak bildiğimiz ve de esasında çok sık kullandığımız bir kelimedir. Çok değişik yerlerde ve değişik amaçlarda kullanılır. Türk Dil Kurumunun açıklaması:
Orijinal:
1 - (sıfat) Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal, ibdai
'Eskinin doğa ile uyuşan, özgün yapılarını yıkıp yerine yabancı, öykünme, yaratıcılıktan yoksun yapılar dikerek çirkinleştirdik.' - N. Cumalı
2 - Bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan 'Özgün biçim.'
3 - Çeviri olmayan, asıl olan (metin), orijinal
Sonuçta bütün anlamlar “ÖZGÜN” olmayı vurgulamaktadır. Ama galiba Özgün olmaktan çok uzaklaşılmış ki, her şeyin kopyasını yapmak, ya da olanı biraz süsleyerek, azıcık değiştirerek yeniden sunmak marifet olmuş. Bunu zaman zaman daha çok hisseder olduk. Artık eskisi gibi saklanılacak bir durumda yok, nerden alındığı bile biliniyor. Ama anlamadığım, neden bu kişilere telif hakkı, fikir hakkı ya da kredisi verilmiyor. Çünkü söyleyeyim, verdiği an kopya olduğu ortaya çıkar. Ya da biri çıkıp söyleyene kadar “orijinal” olarak satmaya çalışır.
Türkiye’de yer alan neredeyse bütün programlar ya Amerika, ya da İngiltere’de yayınlanan ve yayınlanmakta olanların yerli versiyonu. Yani kopyası. Bazılarının sonunda telif haklarının alındığı ve Türkiye versiyonu olduğu yazar. Olması gereken de budur. Bazıları ise; hiçbir şey yazmadan direkt alır, kopyalar ve ne kadar büyük bir başarı elde ettiği ile övünür. Artık seyahatler çok rahat ve kolay oldu. İngilizce konuşanların sayısı gittikçe artmaktadır. İnternet ise tamamen olayı başka bir boyuta taşımaktadır. Evet, hal böyle olunca, kopya olduğunu anladığınız an; “yok bu da mı?” demekten kendinizi alamaz olursunuz.
Sadece televizyonlardan değildir bu kopyacılık kavramı her şeye ve her yere bulaşıyor. Sınıfta öğrencilerime neden kopyaya karşı olduğumu anlatırım. Şöyle ki:
1-Öncelikle kendinize dürüst olmamayı size öğretir kopya. Başkalarına kopya çekmedim diyebilirsiniz ama kendi kendinize diyebilmek için büyük çaba sarf etmeniz lazım. Yani vicdan meselesi olur.
2-Çevrenize karşı olan güvenilirliğinizi kaybedersiniz. Bir süre sonra tek bildikleri sizin kopya çektiğinizdir. Başında çok hoş bir popüler olma şekli iken; yıllar sonra büyük başarılara imza attığınızda sizi; “o mu, yok ya kopyayla bitirdi okulu bununda yolunu bulmuştur” imajı ile bulursunuz kendinizi.
3-Kopya çekmek ile esasında öğrenme ve ileride de ihtiyacınız olduğunda kullanma sürecini baltalarsınız. Böylece iş hayatında o bilgi olmadan yapamayacağınız noktaya geldiğinde de başka bir yalana, başka bir kopyaya başvurursunuz. Ve bu kısır döngü sürer gider.
4-Bugün kopyadan medet umanlar, yarın vergi kaçırmayı, işçisinden kesmeyi, hakkını vermemeyi, süte su katmayı, bala şeker koymayı, zirai bitki ilaçları kullanıp, sebzeleri meyveleri yiyenleri kanser etmeyi de masumane bir davranış olarak görebilirler.
5- Yetmez bunların hiçbiri, beynini hayatı boyunca çalıştırmamıştır, öğrenmemiştir ve kendine iyi bakmayı bırak çevresine yararı dokunmamıştır, çünkü hayatı kopyalarla, arka kapılarla ve kısa yollarla doludur ve sonunda felç geçirdiğinde, Alzaimer olduğunda, kanser olduğunda, nerde bunun çaresi dediğinde, kendi gibi kopya çeken üniversite mezunları etrafında olacağından artık çözümde üretilemeyecektir.
6- Ve listem uzar gider. Emin olun kopya konusunda sınırsız yazabilirim.
Ama sonuç olarak, Orijinallikten uzak, yaratıcılığı olmayan, sürekli hazıra konan, hep kolayını bekleyen bir nesil yetiştiriyoruz. Buna dur diyecek sizsiniz. Kopyanın o kadar da kötü bir şey olmadığını öğretirseniz, sizi görürse yaparken, o çocukta yapacaktır. Zaten başka bir şey bilmiyordur ki; nasıl yapmasın. Ama sizler biliyorken, yapmamayı tercih etmez iseniz en büyük hatayı yaparsınız. Bakın üstüne basa basa vurguluyorum, “Ben biliyordum ama yapmadım” demek TERCİH olur. O durumda yüzde yüz bu topluma karşı büyük bir hata yapıyorsunuzdur. Bunun vicdanen rahat olmak ile alakası yoktur. Sizin sizden sonra gelecek nesillere ne bıraktığınız ile alakası vardır.
Üniversiteler, okullar olmadan önce öğretilenlerin nerde nasıl öğretildiğini sanıyorsunuz? İnsandan insana, aileden, arkadaştan, toplumdan ve herkes birbirinden öğrenmekteydi. Bana göre hala toplum öğretileri daha ön planda. Benim 4 yılda 2 ya da en fazla 3 dönem gördüğüm öğrencime verebileceklerim çok sınırlıdır. Ama her gün alışveriş yaptığı bakkalından, marketinden, kahvesinden, sosyal çevresinden öğrendikleri daha fazladır. Hiçbir şey öğretmiyor olabilirsiniz, ama davranışlarınız ile tavrınız ile örnek olmaktasınız. Bir işçi, patronu ile konuşmasa da onu gözlemler, sürekli takip eder. Bir gün patronu “gel bugün benim yerime sen bak dediğinde”, hemen onun gibi yapar, birde “aferin” aldı mı; işte oldu ve de bitti, artık hem klonlanmış, hem kopyalanmış, hem de benzeri olmuştur, bütün doğruları ve yanlışları ile.
Kopya konusunda hiç kimse başarılı olamamıştır. “Kopyası asla Orijinali” gibi olmaz diye boşuna dememişler. Ben bunu yazdım diye kopya olayı bitecek mi, tabi ki “Hayır”. Ama birkaç kişinin bile sorgulayabilmesini sağlayabilirsem, bu bana yeterli.
Orijinal olmak için çaba ve emek lazım. Bunu göstermek istemeyenler diğerleri.