Kazanç sağlayanlar mı var?

Bu ülkenin özellikle yönetici konumunda olanlarının önemli bir özelliği var. Asla eleştiri ve birlikte çalışmaya açık değiller. Yani “seçilmiş olma hastalığı” var.
Bu ülkenin özellikle yönetici konumunda olanlarının önemli bir özelliği var.
Asla eleştiri ve birlikte çalışmaya açık değiller.
Yani “seçilmiş olma hastalığı” var.
Bu hastalığın en belirgin göstergeleri aşırı kendine güven, ben yaptım oldu mantığı ve seçilmişsem ben bilirim yaklaşımıdır.
İliklerine kadar siyasetle harmanlaşmış bu toplumda memurundan, öğretmenine, işçisinden, işadamına herkesin önünü açanda tıkayanda siyasi tercihleri olmuştur her daim.
Kimsenin yaptığa işe bakılmadan, temsil ettiği siyasi renk belirleyici olmuştur hep, istediğini elde etmekte.
Hak edenle hak etmeyeni ayıran beceri ve başarı değil, siyasi tercih anlamındaki özellikleri oldu.
Kıbrıs’ın kuzeyinde son dönemlerde nelerin, nelerden öncelikli olduğu ortaya çıktı.
Bu ülkede devlet toplum için değil, toplum devlet için vardır.
Çok elzem ve önemli yaşamsal sorunlar gün geçtikçe büyüyor.
Sorunlar büyümekte iken çözümler sadece laf kalabalığı türünden, bir adım ilerlemeden yerinde sayıyor.
Sorumluluk alması gerekenler bunun için makam ve zaman işgal edenler sadece kendi önceliklerinin peşinde koşuyorlar.
Ama bir gerçek vardır ki;
Herkes her şeyin en iyisini bilemez.
Seçilmiş dahi olsa.
Yönetici kademelerinin aynı zamanda alt kademeleri de var.
Ki işin yükünü, altyapısını bir başka deyişle mutfağını bu kademeler hazırlar.
Bu anlamda KKTC devlet ve kamu mekanizması tam bir fiyasko içindedir.
Haklıyla haksızın ayırımı liyakat sistemiyle değil tamamen partizan bir anlayışla bugüne kadar gelmiştir.
Devlet kurumları devlet için değil iktidardaki siyasi partiler için çalışmaktadır.
Devlet kademelerinde makam işgal eden en üst düzeyden en alt düzeydeki görevlilere kadar tek özelliği temsil ettikleri siyasi partilerdir.
Durum bu olunca kamuda etkinliği tartışmanın hiçbir getirisi yok.
Çünkü bu alandaki herhangi bir değişiklik kimsenin işine gelmez.
Ne kamuyu silah gibi kullanan siyasi erk, nede bu yolla seçim dönemleri bayrak sallamaktan başka hiçbir meziyeti olmayan kamu görevlileri bu sistemden kurtulmak istemez.
Çünkü beslendikleri kaynak budur.
Siyasi iktidarlar ve elbette başka alanlarda karar alan, uygulayan ve aldıkları karar ve uygulamalarla başkalarının yaşamlarına etki edenler en başta sorumluluklarını egolarını bir yerde bırakarak diğer paydaşlarla paylaşmalılar.
Bu ülkede üniversiteler, akademisyenler ve konularında uzmanlaşmış çok önemli insanlar var.
Bunun yanında ülke dışında, yaşadıkları yerde son derece başarılı işlere imza atan ve en önemlisi değerleri bilinen Kıbrıslı Türkler var.
Ama bizim her şeyin en iyisini bilenler egolarından kurtulamadıklarından kendi amaçları uğruna bu toplumu faydalanması gerekenlerden mağdur bırakıyorlar.
Son yılların ülkemiz adına en önemli sorunları kanser, uyuşturucu kullanımındaki artış ve trafik kazalarındaki çaresizliğimizdir şüphesiz.
Siyasi çatışmaları ve istikrarsızlıkları hiç saymıyorum.
Çünkü insan hayatıyla direkt ilgili konular iktidar kavgalarından daha öncelikli.
Bu gerçek bu ülkenin en büyük kaybıdır.
Ama söylediğim gibi en büyük alışanlığımız siyasette taraf olmakla olmamak arasındaki büyük uçurumdur.
Kansere çare bulabilir miyiz?
Keşke olsa.
Etkenleri belli mi?
Belli ve elbette yapabileceklerimiz var.
Ama hiç yokmuş gibi de bir rahatlık var.
Uyuşturucu sorunu her anlamda büyüyor.
Neler yapabiliriz?
İstedikten sonra yapacak şey çok.
Ne hikmetse bu konuda da hiç yokmuş gibi davranılıyor.
Trafik konusu da uyuşturucu kadar tehlikeli ve büyük.
Ama gündemi sadece birkaç gün sürüyor.
Ateş sadece düştüğü yerde.
Kulak veren var mı?
Gelin görün ki bu konuda sanki hiç yokmuş gibi.
Çare bulması gerekenler çarenin merkezi Meclis’te ancak birbirlerine küfür etmekle, yasaları raflarda bekletmekle katkı koyuyorlar.
Kanser hasta sayısı 1993 de 100 bugün 7500.
1975-2012 yılları arasında trafikte kaybedilen can sayısı 1730.
Uyuşturucu davalarında diğer yıllara göre 2012 yılında artış oranı %80.
Böylesi yaşamsal sorunlarda devletin çaresizliği ortada.
Ya da bilerek yaratılan bir çaresizlik bu.
Devlet bunlarda hiç olmazsa yapabileceğini dahi yapmıyor.
Ben artık bir kasıt arıyorum.
Sanki bunların yaşanmasını birileri bilerek teşvik ediyor.
Bizi günlük entrika, kavga ve sanal bir dünya ile oyalıyorlar.
Diğer taraftan ise bu topraklara, birilerinin daha fazla kazanması için yazık ediliyor.
Öncelik bunların acilliğini kabul edip, insana odaklanmak, çözümler için akademik, bilimsel ve istatistikî verilerle ortak çalışma ortamları hazırlayıp ben bilirim zihniyetini bir kenara itmektir.
Tabi ki iyi niyet varsa.
Bu haber 595 defa okunmuştur
  • CEMAL DAĞLIKOCA  GÖNYELİ - 07.05.2013 AĞZINA SAĞLIK GARDAŞ...

:

:

:

: