Reel Sektör Danışma Kurulundan “AMA”LI Başlangıç!.............

2013-2015 Sürdürülebilir Ekonomiye Geçiş Programı çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararı ile oluşturulan üç kuruldan biri olan Reel Sektör Danışma Kurulu 7 Mayıs 2012 tarihli Başbakanlıkta yapılan toplantı ile fiilen göreve başladı.
2013-2015 Sürdürülebilir Ekonomiye Geçiş Programı çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararı ile oluşturulan üç kuruldan biri olan Reel Sektör Danışma Kurulu 7 Mayıs 2012 tarihli Başbakanlıkta yapılan toplantı ile fiilen göreve başladı.
Kurulun siftah yaptığı ilk günün gündemi başkanın seçimi oldu. Ancak, ülkemizdeki klasik sanayici ve tüccar çekişmesi kulis oluşturmak suretiyle başkanlık seçimine de damgasını vurdu. Sonuçta, beşe dört gibi bıçak sırtı bir oyla Ticaret Odasının temsilcisi kurul başkanı seçildi.

İki akademisyen kontenjan arasından Başbakan tarafından atanan kurul üyesi olarak; toplantıda üzerinde durduğum noktaları okuyucular ile paylaşmak istiyorum.Öncelikle, böylesi bir kurulun verimli, etkin ve sürekli olabilmesi için aşağıdaki sorulara yönelik olumlu yönde yanıt aranması gerektiğine vurgu yaptım.

• Reel Sektör Danışma Kurulunun yasal temelde tüzel bir kişiliği olacak mı? (Rekabet Kurulu Gibi)
• Kurumsal bir yapısı olacak mı ? (Ayrı bir sekretarya? Arşiv ve dokümantasyonun bulundurulacağı fiziki yapı, web sayfası gibi)
• Ekonomik Programla ile sınırlı görev süresi mi olacak?
• Temel vizyon ve misyonu çerçevesinde görev, yetki ve sorumlulukları ne olacak?
• Kararlar basit çoğunlukla mı? yoksa nitelikli çoğunluğa göre mi alınacak?
• Kurul toplantılarının gerçekleşme şekli, zamanlaması, bu kararların ekonomik koordinasyon kuruluna iletilmesi, bakanlar kurulu gündemine alınması süreci açık, net ve şeffaf bir yapıda mı olacak? yoksa keyfiyet mi arz edecek?
• Kurulun şeffaflığı ve hesap verebilirliği sağlanacak mı? (Basın toplantıları, periodik rapor veya bülten çıkarılması, sistematik çalıştaylar düzenlenmesi)
• Kurul üyelerinin ve kurulun özerkliği ile bağımsızlığı nasıl sağlanacak?
• Kurulun mali özerkliği sağlanacak mı? faaliyetleri için bütçe oluşturulacak mı?
• Kurul üyelerinin çalışma şartları, sorumlulukları ve hizmet bedeli ödenekleri olacak mı? (Tamamen gönüllük esasına göre mi yürütülecek?)
• Kurul ile Ekonomi Koordinasyon Kurulu arasında sistematik bir bağ kurulması için seçilen başkanın bu kurulun doğal üyesi olması sağlanacak mı?
• Benzeri görev ve sorumlulukları olan YAGA ve DPÖ gibi kuruluşlarla hukuki temelde sistematik bir ilişki kurulacak mı?

Yukarıdaki sorular karşısında Başbakan adına Müsteşardan aldığımız yanıt özetle bu kurulun Bakanlar Kurulu kararı dışında kurumsal ve yasal bir kimliğinin olmayacağı ve görev süresinin 2015’de sona eren ekonomik protokolle sınırlı olacağıdır. Bu yaklaşım maalesef kurul ve kurul üyelerinin çalışma motivasyonunu ve verimliliğini kaçınılmaz bir şekilde olumsuz etkileyerekbelirli bir süre sonra toplantı yeter sayısını Cumhuriyet Meclisine benzetecek bir olgudur. Ancak, herşeye rağmen reel sektör temsilcileri sadece suladıkları ağaçlara değil de ormanın bütününe bakabilseler bu kurulun fevkalade potansiyel bir yaptırım gücü olduğunu farkedebileceklerdir. Şöyle ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu protokole ve KKTC bakanlar kuruluna görereel sektörün gelişimi yönünde bu kurulun ortaya koyacağı öneriler dikkate alınmak durumundadır.

Netice itibariyle, reel sektör temsilcileri oyunu kurallarına göre oynadığı takdirde büyük kazanım elde etme imkanları bulunmaktadır. Bunun için öncelikle başta Ticaret ve Sanayi Odası olmak üzere birbirlerini ötekileştirmeden reel sektörün tamamına fayda sağlayabilecek ortak paydalara odaklanmaları gerekmektedir. Ortaya koyacakları tüm öneriler ise protokolün ruhuyla örtüşür şekilde “VERİMLİLİK, ETKİNLİK, REKABET EDEBİLİRLİK VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK” esaslarına uygun olmalıdır. BU ÇERÇEVEDE REEL SEKTÖR TEMSİLCİLERİ ARASINDA GERÇEKLEŞECEK BİRLİK, DİRLİK VE DAYANIŞMANIN BAŞARIYA ULAŞMAMA ŞANSI OLDUKÇA DÜŞÜK OLACAKTIR.

Son söz olarak bu kurulun başarısında temel unsurun kurul üyelerinin empati yoluyla birbirlerini anlamasından geçtiğini ifade etmek istiyorum. Bunu gerçekleştirmek için ise anlamak istediğimiz kişi/kurumun rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Bu yönde söylenen şu Kızılderili atasözü son derece anlamlıdır: “BİR İNSANI ANLAMAK İSTİYORSAN, GÖKTE ÜÇ AY ESKİYENE KADAR ONUN AYAKKABILARIYLA DOLAŞMALISIN.”
Bu haber 1127 defa okunmuştur

:

:

:

: