Memlekette resmen herşey toz duman.
Üç sene önce aylarca UBP kurultayı için yapılan pazarlıkları seyretmiştik, bu süreçte Lefkoşa Belediyesi ve KTHY batarken yapılan gösterilerde ortalık toz duman olmuştu, bakanlar Başbakanlık kapısından içeri girememiş, arka kapıdan içeri girmenin yollarını arıyordu, Başbakan İrsen Küçük ise kafasına yağmur gibi yağan pet şişeler ve küfürler altında makamına girebiliyordu...
Neyse, KTHY battı, LTB batışa geçti, İrsen Bey üç sene önceki kurultaydan zaferle çıktı.
Ancak bu batışların sonu olmadı, LTB batarken ve ülkedeki bütün sektörler feryadı basarken ikinci kurultay hesabı geldi, evelendi, gevelendi, mahkemelere düşüldü, en sonunda şaibeli bir süreçten sonra kurultay tamamlandı, ama UBP muradına eremedi, İrsen Bey de koltuğuna rahatça oturamadı.
Eğreti bir düzenin başına eğreti yöntemlerle ve zorla güzellik hesabıyla geçmek işe yaramadı.
Kavganın bitmeyeceği belliydi, bitmedi, bitmeyecek de...
Çünkü kurultay döneminde seçim kazanmak için yapılanları kimse unutmadı, sineye de çekmedi, çekmeye de niyetli değildi...
UBP Genel Sekreterlik seçiminden sonra ise son köprüler de atıldı, herkes kendi yoluna doğru meyillenmeye başladı.
Devlette yapılması gereken işler yine rafta kaldı, Meclis’in halleri tam bir rezalete dönüştü.
Başbakan İrsen Küçük ülkenin halleriyle uğraşacağına, sanki görüşmecilik pozisyonu kendisine bahşedilmiş gibi, Amerikalarda Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmeler yapmak üzere yollara düştü.
Elbette maksat Kıbrıs sorunu değil, esas görüşmeci pozisyonunda olan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na ince mesajlar vermek ve bu mesajların satır aralarında “görev süren bittiğinde artık yoksun, ona göre...” demek, gelecekte Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda olası paydaşlara kendisini şimdiden tanıtmak, ve bir türlü mürüvetini göremediği Büyük UBP projesinin gerçekleşmesiyle bile baş edemediği problemlerden ve parti içi sorunlardan bir nebze de olsa uzak durmak...
Hesap, görünüşte ince bir hesap...
Ancak ne bu hesap tutacak, ne de sorunlar ötelemekle bitecek gibi değil.
Şimdilerde ise kapıda yeni bir senaryo var.
Hükümeti alaşağı etmek ve “bu oyun öyle değil de işte böyle oynanır...” mesajı vermek için senaryolar hazırlanmış durumda, bir tek düğmeye basılması kalmış.
Bu şartlarda artık bunun da bir şekilde yapılması lazım, bu hükümetle daha fazlası mümkün değil, ülkedeki tüm sektörler de bu noktada hemfikir olmuş durumda.
Herhalde İrsen Bey Amerika’dan döner dönmez de düğmeye basılacak, memleket yeni bir kaosun içine sürüklenecek, erken seçim tamtamları çalınacak, ve bu kurultay rezaletinden sonra, memleket bu kez erken seçim moduna girecek...
Yine devlet imkanları gollifa gibi taraftara dağıtılacak, zaten tıkanmış olan devlet sistemi hepten çökecek, herşey seçime ve sandıktan çıkmaya endekslenecek, ve hepsinden ötesi, bu kez genel seçimde ortalık kan gövdeyi götürecek şekilde hareketlenecek.
Çünkü kimse ötekinin ayak oyunlarına göz yummaya niyetli değil.
Üç sene önce, iki sene önce, bir sene önce, birkaç ay önce yazdıklarımız duruyor...
Her seferinde “bunlar daha iyi günlerimiz, bekleyin hele, çok daha kötüleri kapıda duruyor...” demiştik...
Keşke yanılmış olsaydık.
En azından, bir müsibet bin nasihatten iyidir sözüyle bir kez daha haşır neşir olduk ve doğru olduğunu bir daha görmüş olduk.
Ancak, emin olun ki, çok daha kötü günler de bizi bekliyor ve malesef ki ülkenin Başbakanı olarak İrsen Bey bunun farkında değil, ancak İrsen Bey haricindeki herkes, muhalefet, ülkedeki tüm sektörlerin temsilcileri, Türkiye ve diğer aktörlerin tümü olayın ve gidişatın farkında...
Bu işte bir tuhaflık yok mu?