Bu yazıyı ilk kez okuyanlar, bundan önce aynı köşede kaleme aldığım diğer yazıları okumadıklarından, konuyu tam kavrayamayabilirler. Bu raporun konuları ele alışı bakımından belli bir sıranın izlenmiş olması, ister istemez konu başlıklarına göre bizlerin de yazıları ayrı sayılarla yayınlamamızı zorunlu kılmıştır. Kopukluk olmaması açısından, okumayanların gazetemizin www.starkibris.net adresinden girip, benim yazılarımın altındaki butonu tıklayıp, eski yazılarıma da ulaşabileceklerini belirtmemde yarar vardır.Tüm yazı dizisi tamamlandığında ve beraber okunduğunda, Rapor’un bütününün tam özeti okunmuş olacaktır.
*****
Bugün ele alacağımız kısım, Rapor’un ikinci bölümü olan “Orta ve Uzun Vadeli Mali Olasılıklar’dır”. Rapor, kamu sektörünün, Kıbrıs Türk ekonomisinde yaşanan büyümenin ana lokomotifi durumuna geldiğine vurgu yaparak, kriz öncesi özel sektörün gösterdiği büyümenin, Annan Planı döneminde yakalanan yatırım sinerjisinin sona ermesi ve çözüm beklentilerinin tükenmesi nedeniyle de, şu anda süratle erozyona uğradığına dikkat çekmektedir. Özellikle artan kamu borcunun, ekonomik büyümenin önündeki en önemli tıkaç olduğunun altını çizen Dünya Bankası uzmanları, bu sorunu orta ve uzun vadede çözebilmek için, KKTC yetkililerine ciddi radikal reformlar yapılması yönünde çağrılar yapmaktadır. Reform yapılmaması durumunda, ortaya çıkacak tablonun bugünkünden çok daha kötü olacağını vurgulayan uzmanlar, bakınız nelere dikkat çekiyorlar:
1. Önemli yapısal reformların uygulanmasında yaşanacak herhangi bir gecikme, yeterli finanse edilmeyen emeklilik sisteminden kaynaklanacak ek harcama baskısına neden olacaktır.
2. 2008-2001 döneminde imzalanan TC-KKTC mali yapılandırma programında alınmış olan reform tedbirlerine rağmen, emeklilik sistemi harcamaları ile açığın, önümüzdeki 20 yıllık dönemde değişiklik göstermeyeceğini, daha da kötüleşeceğini göstermektedir.
3. Süreklilik arz eden mali açıklar, ana para ve faiz geri ödemsinin daha da pahalıya çıkmasına neden olacaktır.
4. Faiz ödemelerindeki artış, bir maliyet unsuru olarak ekonomiye ayrı bir kambur oluşturacak ve devlete ait mali sektör kuruluşlarının batacağına, iflasların önüne geçebilmek için yeniden sermayelendirilmelerine ihtiyaç duyulacağının altını çizmektedir. Yani rapor, Vakıflar Bankası, Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası gibi mali sektör kuruluşlarının iflas etmekten kurtulamayacaklarına vurgu yapmaktadır.
5. Merkez yönetimin garanti vermiş olduğu KİT’lere ait borçların birikmiş olduğuna dikkat çekerek, bu borçların GSYİH’nın yüzde 25’ini aştığının altı çizilmektedir.
6. Özellikle Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu ve Telefon Dairesi’nin kredilerini tam olarak geri ödeyemediğini, hem borçların giderek biriktiğini, hem de mevcut kredilerin sürekli yenilendiklerini vurgulamaktadır. Yani bu iki stratejik kurumumuzun, yakın bir zamanda iflas bayrağını çekebileceğini işaret etmektedir.
7. Devletin İhtiyat Sandığı’ndan aldığı yüklü miktardaki borcu geri ödeyemediğini, 2011 yılında kredinin sadece faiz olarak GSYİH’nın yüzde 0.4’üne denk gelebilecek bir dilimini ödeyebildiğini, ancak esas borcun GSYİH’nın yüzde 20’sine denk geldiğini ifade etmektedir. Ödenen faizin de, piyasa faizinin çok altında olduğuna ayrıca dikkat çekerek, Devlet’in, çalışanların İhtiyat Sandığı’ndaki birikimlerini savurganca harcadığını, neredeyse tümünü tükkettiğini ve geri ödeyemediğini dile getirmektedir.
8. Borçların giderek artmasının, mevcut mali durumun çok daha kötü duruma gelme potansiyeline sahip olduğu gösterdiğini ifade etmekte, artan mali baskılar ile zayıf olan arz tarafındaki tepkilerin, orta-uzun vadede büyüme üzerinde tahrip edici bir etki yaratacağından da söz etmektedir.
9. Mevcut mali politika, GSYİH’nın yüzde 7’sinin üzerinde seyredecek bir açıkla uzun vadeli düşük bir büyüme oranı ile birleştiğinde, kamu borcunda bir patlamaya yol açacağına da ayrıca vurgu yapılmaktadır.
10. Reel faiz oranlarının düşük tutularak yapılacak faiz ödemeleri, borcun GSYİH’ya oranının sürekli artmasına, KİT’lerin net değerlerinin düşmesine, Türkiye’den nasıl olsa para gelir mantığıyla hareket edilerek Türkiye’nin borç yükünü taşıyacağına güvenilmesine, bu nedenlerden dolayı da, özelleştirme yoluyla borçların azaltılması olasılığına imkan yaratılmamasına neden olmaktadır. Sanırım, Kıbrıs Türk Petrolleri’nin özelleştirme gelirlerinin ve Ercan Havalimanı özelleştirme gelirlerinin, 13’üncü maaş ödemelerine harcandığını tespit ettikleri için, böyle bir tespitte bulunmuşlardır.
*****
Dünya Bankası uzmanlarının, KKTC’de radikal reformların yapılması halinde bizleri neler beklediğine kısaca bir bakacak olursak (Bu reformları önceki sayılarda okuyabilirsiniz), bakınız ne tür tespitler yapılmıştır:
1. Mali zayıflıkları önemli ölçüde ele alan, özel sektörün büyümesini teşvik eden ve başlıca altyapı sıkıntılarını çözümleyerek yapısal reformların uygulanması, orta ve uzun vadede yılda yüzde 4 ile 5 oranında büyüme potansiyeline ulaşılabileceğine dikkat çekmektedir.
2. Herhangi bir çözüm durumunda, yeni Kıbrıs’ın orta ve uzun vadede daha yüksek bir büyüme oranına sahip olabileceğine, büyümenin yüzde 6 ile 7 seviyelerine çıkabileceğine işaret edilmektedir.
3. GSYİH’nın yüzde 10’una kadar (3 yılda uygulanacak) olan ve hemen uygulanacak büyük mali ayarlamalarla birlikte yapısal reformların gerçekleştirilmesi, 2011 yılında GSYİH’nın yüzde 149 olan toplam borcunu, 2020 yılına kadar GSYİH’nın yüzde 130’una düşürecektir. Bu oranı, dünyada kabul gören, GSYİH’nın yüzde 85’i seviyesine çekebilmek için, daha uzun bir döneme ihtiyaç duyulacağı, belki projeksiyonlarla bu sürenin 2040 yılını aşabileceği de söylenebilir.
4. Uluslar arası veriler, benzer gelir düzeyine sahip gelişmekte olan diğer ülkelerin ekonomilerinde GSYİH’nın yüzde 30-40’ı oranında olan borç miktarının sürdürülebilir olduğuna işaret etmektedir.
Gelecek sayımızda, Rapor’unüçüncü bölümü olan, “Kamu maliyesiyle ilgili ayarlamalarda öncelikler” başlığıyla kaldığımız yerden yazı dizimize devam edeceğiz.