Dünya Bankası Raporu’na ekonomik bakış – 5

Değerli okuyucular, bugün Rapor’un üçüncü bölümü olan “Kamu maliyesiyle ilgili ayarlamalarda öncelikler” başlığına göz atacağız. Bu bölümde özellikle devletin harcamalar ve gelirler kalemleri üzerinde durulmuş, tasarruf tedbirlerinin neler olabileceği üzerinde bazı öneriler geliştirilmiştir.

Değerli okuyucular, bugün Rapor’un üçüncü bölümü olan “Kamu maliyesiyle ilgili ayarlamalarda öncelikler” başlığına göz atacağız. Bu bölümde özellikle devletin harcamalar ve gelirler kalemleri üzerinde durulmuş, tasarruf tedbirlerinin neler olabileceği üzerinde bazı öneriler geliştirilmiştir. Ayrıca, yerel yönetimlerin gelir kaynaklarının arttırılması için de yerel yönetimlerin reforme edilmelerine yönelik bazı tedbirler düşünülmüş, özellikle emlak gelirleri konusunda bazı fikirler öne sürülmüştür. Rapor’un bu bölümdeki bir başka konusu da, emeklilik sistemimizin sürdürülebilir olmadığı ve acilen radikal tedbirler alarak, önümüzdeki 20 yıl sonrası için çöküşün önlenmesinin sağlanmasıdır. Gelelim detaylara:

*****
Kamu’nun gelirlerinde istenilen başarının sağlanamadığı, bundan dolayı vergi sisteminin reforme edilmesine ihtiyaç duyulduğu, aynı zamanda vergi tahsilatının hızlanabilmesi için de, Vergi Dairesi’nin otomasyona geçmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Farklı oranlarda uygulanan KDV oranlarının da, çok verimli bir uygulama olmadığına dikkat çeken Rapor, tek tip KDV uygulamasının daha verimli olacağını, gerekirse KDV oranlarının düşürülebileceğini, vergi otomasyonuna geçilmesiyle online kayıt tutulacağını, bu sisteme geçilmesiyle de, vergi kaçağını azaltıp, tamamen yok edemesek de, en azından mümkün seviyelere indirmede başarının elde edilebileceğinin altı çizilmektedir. Elde edilecek vergi gelirlerindeki artışların, vergi oranlarını düşürmede kullanılabileceğini öne süren uzmanlar, özellikle de işgücüne uygulanan vergileri düşürmede, özel sektör faaliyetlerini canlandırmada ve Türkiye’den sağlanan finansmana olan bağımlılığı azaltmada kullanılabileceğine ışık tutulmaktadır.

*****
Harcamalar ile yapılan tespitlerde ise, özellikle kamu sektörüne ait maaş giderlerinin aşırı boyutta olduğunu, bu durumun kamu ile özel sektör arasında haksız rekabet yarattığını, kamu görevlilerin emeklilik sisteminden kaynaklanan cömert imkanların devlete ait harcamaları kontrol edilemeyecek seviyelere yükselttiğini, bu durumun bütçede ciddi boyutlarda açıklar yarattığını, dikkat edilmezse önümüzdeki 20 yıl içinde sistemin tamamen iflas edeceğini, dolayısıyle bu durumun kesinlikle sürdürülebilir olmadığını vurgulanmaktadır.

*****

Aynı zamanda, 2008 yılında kamu görevlileri istihdamına ve maaş düzenlemesine yönelik yapılan reformların, yüksek harcamaları nispeten kontrol altına aldığını, ancak tek başına bu uygulamayla yüksek açık sorununa çözüm getirmenin mümkün olamayacağına da dikkat çekilmektedir. Yüksek emeklilik maaşlarıyla ilgili alınması öngörülen radikal önlemlerin KKTC Anayasa Mahkemesine takıldığını, dolayısıyle emeklilik fonları kaynaklarının süratle tükenmekte olduğuna vurgu yapılmakta, hükümetlerin anayasal sorunu ortadan kaldıracak acil önlem almaları gerektiğine işaret etmektedir. Bu tedbirlere ek olarak, kamu görevlileri yasasını da gözden geçirip, yeni bir yasayla kamu sektörünü reforme etmenin zamanının çoktan gelip geçtiğini, yeni yasayla e-devlete geçilebileceğini, katiplik ve düz memurluk gibi ihtiyaclara gerek kalmayacağını, bazı dairelerin kuruluş yasalarıyla ilgili olarak kapatılabileceğini ve sonunda harcamalar kaleminde ciddi tasarruflara gidilebileceği üzerinde de durulmaktadır.

*****
Özellikle vergi reformuna acilen ihtiyaç duyulduğuna vurgu yapan Dünya Bankası uzmanları, KDV sisteminin birleştirilmesi, vergi teşviklerinin daha etkin hale getirilmesi ve yerel yönetimlerin emlak vergilerinde değişiklik yapılarak kendi kaynaklarının geliştirilmesine odaklanılması gerektiğine de çağrı yapılmaktadır. Emlak vergilerinin metrekare alana veya dönüm esasına göre değil, piyasa rayiç değerlerine göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğine de dikkat çekilerek, yerel yönetimler düzeyinde emlak vergisi tahsilatlarını artırırken, geçerli KDV oranını artırma ve vergi teşvikleri ile muafiyetlerinden kaynaklanan vergi giderlerini azaltma da yapılabilecekler arasında gösterilmektedir.

*****
Vergi Dairesinin modernleşmesi, elle tutulan vergi kayıtlarının bilgisayar ortamına aktarılması, detaylı ve güncel analizler çıkarmanın mümkün kılınması da tavsiyeler arasında yer almaktadır. Birçok yasada, belli başlı kurumlara sağlanan birçok vergi imtiyazının sonlanması gerektiğine de, önemle vurgu yapılmaktadır. Vergi Dairesi’nin yaptırım yetkilerinin güçlendirilmesi, uygun itiraz süreçlerinin yaratılması, anlaşmazlıkların çözümlenebilmesi için ticaret mahkemelerinin kurulması gibi sistem değişikliği de önerilmektedir. Vergi Dairesi’nin tahminlerine göre tespit edilen potansiyel gelirin yüzde 30’u (Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın yaptırdığı özel bir çalışmada ise bu oranın yüzde 60’ı) aştığı da hatırlatılmaktadır. Vergi otomasyonuna geçilmesinin yanında, KDV’li satış faturalarının alıcı firmanın kaydettiği KDV’li alış makbuzları ile karşılaştırılabileceği hesap bilgilerinin, vergi kaçırma ve yolsuzluk türlerini ciddi şekilde azaltabileceği de önerilmektedir. Ayrıca, KDV oranlarının daha fazla konsolide edilmesini, vergi tabanının genişletilmesini ve KDV’den olası ek gelir elde edilmesini göz önünde tutmanın da yararlı olacağını hatırlatan Dünya Bankası uzmanları, aynı zamanda emlak vergisi tabanının genişletilmesi ve Belediyelere mahalli emlak vergisi tabanını genişletmelerini sağlayacak teşvikleri getirerek, yönetimler arasındaki transferler sistemine yönelik reform girişimleri üzerinde de durulmaktadır.

*****
Uzmanlar aynı zamanda, hükümetin eşel mobil sistemini dondurarak maaş giderlerinde ciddi bir tasarruf yaptığını irdelerken, geçici çalışan sayısında süratli bir artış yaşandığına dikkat çekerek, bir taraftan maaş ödemelerinde tasarruf önerilirken, diğer taraftan geçici statüde kamuya yeni sitihdamlar yapılmasının yanlışlığını da ortaya koyarak, yapılan icraatların tamamen birbiriyle çelişki yarattığına dikkat çekmektedir. 2009 yılında yüzde 11.2 olan geçici istihdam oranının, 2010 yılında yüzde 12.1, 2011’de yüzde 14.2, 2012’de de yüzde 14.4’e yükseldiğine vurgu yaparak, siyasilerin popülist davranışları sonucu hedeflerden uzaklaşıldığının altını da çizmektedir.

*****
Kamu görevlileri ile özel sektör çalışanları arasındaki astronomik ücret farklılığına da dikkat çeken Dünya Bankası uzmanları, en çok ortalama maaş çekenlerin, Elektrik Kurumu çalışanları, Kamu çalışanları, Öğretmenler ile Sağlık kurumu çalışanları olduğunu, bunun da diğer sektörlerle kıyaslandığında gelir dağılımında dengesizlik yarattığını, ülkede gelirin eşit dağıtılmadığını, kamu hizmetlerinde büyük maliyet artışı yaşadığından, hizmetlerin halka daha pahalıya ulaştırıldığını ifade etmektedir.

*****
Emeklilik maaşlarından vergi kesintisi yapılmasının KKTC anayasasıyla çeliştiğini, bu konuda atılan adımın Anayasa Mahkemesi’nce kabul edilmemesinin, astronomik emekli maaşı ödemesine devam edilmesini sağladığını, oysa 2008’den sonra kamuya girip aktif çalışan kişilerin emekli maaşlarına göre çok daha düşük bir maaşla çalışmak durumda kaldığını, bu durumun adil bir uygulama olmadığını ve emekli fonlarının büyük açıklar verdiğini, önümüzdeki 20 yıl içinde bu fonların çökeceğini, gün gelir emeklilerin ödenemeyeceğini de hatırlatmaktadır.

*****
Yeni kamu görevlileri yasa tasarısı ile ilerleme sağlandığını, bu tasarının yasalaşması halinde, alınması öngörülen önlemler arasında aşağıda yazılanlaraayrıca vurgu yapılmaktadır:

1. Hizmet sınıflarının sayısını basitleştirecektir. (şu anda 54 olan rakam 6’ya düşecektir)
2. Görevler için net görev tanımı getirilecektir.
3. Geçici personelin atanmasında ve kamu görevlilerinin üst kademelere yapılacak terfilerinde gereksiz siyasi müdahaleleri engelleyecek ve bunların hakkaniyetine dayandırılmasını sağlayacaktır.
4. Disiplin süreçlerinin, görevini yerine getirmeyen personeli disiplin altına almayı kolaylaştıracak veya görevden atabilecek şekilde etkinleştirebilmesini sağlayacaktır.

Ayrıca, tamamen etkin olabilmesi için, her bir kadroyu kapsayan mevcut teşkilat yasalarının, yeni kamu görevlileri yasasına uygun hale getirilmesi amacıyla değiştirilmesi gerektiğine de uzmanlarca vurgu yapılmaktadır. Her bir kurumun kendi teşkilat yasasının yeniden ele alınıp yasalaşması, tadil edilmesi ve ayrı kuruluş yasalarının elden geçirilmesi, Anayasayla ilgili anomalilerin düzeltilmesi gerektiğine de dikkat çekilmektedir.
*****
Kamu görevi maaş giderlerini engellemek için, daha başka tedbirlerin de üzerinde duran uzmanlar, bakınız şunları önermektedir:

1. Enflasyonun altında maaş artışının yapılması, ya da belirli birkaç yıl maaşların dondurulması,
2. Yıllık artışların ayarlanması ile barem içi artışların yavaşlatılması,
3. İstihdamların durdurulması veya kadrolar boşaldıktan sonra sayısının azaltılması,
4. Geçici sözleşmeyle istihdamı yapılan çalışan sayısının azaltılması (en az yüzde 25 olarak önerilmişti),
5. Destek hizmetlerinin özel sektörden hizmet alımı yapılarak yaptırlması,
6. Otomasyondan fayda sağlayarak, gerek kalmayacak kitabet ve idari görevdekilerin işlerine son verilmesi,
7. Kamu görevlileri yasasında yapılacak değişiklikler nedeniyle, ihtiyaçduyulmayacak birçok kurumun kapatılması, hatta bazı devlet dairelerinin de tamamen lav edilmesidir.

Dünya Bankası Uzmanları, emeklilik sistemine ciddi bir bakış getiren bu raporda, mevcut emeklilik sisteminin neredeyse GSYİH’nın yüzde 19’una tekabül ettiğini, bu miktarın çok yüksek olduğunu, emeklilik sisteminin çarpıklığından ötürü meydana gelen finansal açık tutarının da, GSYİH’nın yüzde 10’unu aştığını hatırlatmaktadır. Devletin, 2010 yılındaki Sosyal Sigorta Emeklileri Fonu’nun GSYİH’nın yüzde 10’unu, Kamu Görevlileri Emeklilik Fonu’nun ise, GSYİH’nın yüzde 9’unu bulduğunu, toplamda yüzde 19 oranını şimdiden aştığını, bu rakamın 2004’te GSYİH’nın sadece yüzde 8,4’ü kadar olduğunu, toplam fon açığının ise, her yıl artarak GSYİH’nın yüzde 10,4’üne çıktığını, kısa zamanda Kamu Görevlileri Emekli Fonu’nun açığını iki katına çıkardığını, bu soruna bir çare bulunamaması halinde, her iki fonun da batabileceğini işaret etmektedir. Erken yaşta, dolgun emekli maaşlarıyla çok cömert bir durum yaratıldığını, bu kıyak emeklilik sayesinde, gelecek nesillerin ihtiyaçlarının bugünden tükendiğine vurgu yapan uzmanlar, bu durumun kesinlikle sürdürülebilir olmadığına dikkat çekerek, acil önlem alınmaması halinde, 2035 yılından itibaren emeklilik sisteminin tamamen çökeceğini, Fonların da selasının okunacağını belirtiyorlar. Raporda, erken emeklilik yaşları, emeklilik kıyağı çekilenlerin emeklilik hizmet süreleri, KKTC’de artan yaşam süresi gibi detaylar dikkate alınarak, cinsiyete dayalı ileri dönük (2077 yılına kadar) tahminlere de yer verilmiştir.

*****
İhtiyat Sandığı’nın, kamu sektörüne borç vermeye ve yaşam boyu emeklilik yerine toplu ödemeler yapmasından ötürü, İhtiyat Sandığı Fonu’nun da ciddi finansal sorunlar yaşamaya başladığını, Kasım 2010 itibarıyle İhtiyat Sandığı varlıklarının yüzde 77’sinin merkezi yönetime, merkezi yönetim kuruluşlarına veya kamu teşebbüslerine alacak olarak kaydedildiğini, diğer bir deyişle İhtiyat Sandığı’nda biriken vatandaşlarınbirikimlerinin, ya görev zararlarının kapatılmasına, ya da maaş ödemelerine kaydırıldığını ve böylece tüketildiğine vurgu yapılmaktadır. İşte uzmanlar, İhtiyat Sandığı Fonu’nun batma riski ile karşı karşıya kaldığı tespitini yaparak, Sosyal Sigortalar Fonu’nun da benzer durumda olduğunun altını çizmektedir.Raporda ince ayrıntılara da yer verilerek, detayları raporun 30’uncu sayfasında bulabilirsiniz.

*****
Dünya Bankası uzmanlarına göre, temel yansıtmalar; emeklilik sistemi harcamaları ve açığın, 2008 ve 2011 yılları reform önlemlerine rağmen, önümüzdeki 20 yıl boyunca aynı kalacağını ve arından da hızlı bir biçimde giderek kötüleşeceğini göstermektedir. Daha ileri reformlar yapılmadığı takdirde, hem Sosyal Sigorta Fonu, hem de Kamu Görevlileri Emeklilik Fonu için emeklilik oranları yüksek kalmaya devam edecektir. Emeklilikle ilgili daha fazla reformlar yapılmadığı takdirde, kötüye giden demografi ve cömert emeklilik formülü kombinasyonu sürdürülebilir görünmemektedir. İşbu gerçekler dikkate alındığında, ek reform önlemleri alınmazsa, önümüzdeki 20 yıl içinde toplam emeklilik harcamaları artmaya devam ederek GSYİH’nın yüzde 20’sini aşacak ve ondan sonraki 20 yıl içinde açıklar katlanarak, GSYİH’nın yüzde 30’unun üzerine çıkacaktır. Bilanço maalesef bu derce kötüdür. Bu uyarıları yapan yabancı uzmanlar, KKTC vatandaşlarının asla düşmanı değildirler. Onlar, bilgilerinden yola çıkarak, sadece bir durum tespiti yapmışlardır. Bu tespitleri dikkate alıp, gerekli önlemleri almak, bizi yöneten siyasetçinin elindedir. Unutulmamalıdır ki, batan gemide siyasetçinin kendisi ve birinci derece yakınları da bulunacaktır. Yani batarsak, hep beraber batacağız. Var mı yüreği söyleyen siyasetçi? Ben göremiyorum!
Bu haber 140 defa okunmuştur

:

:

:

: