Beklentilerin yarattığı farklılık…

Üç farklı zamanda, üç farklı yerde, üç ayrı yaşta insanla beklentileri üzerine sohbetlerim oldu.
Üç farklı zamanda, üç farklı yerde, üç ayrı yaşta insanla beklentileri üzerine sohbetlerim oldu.
Biri çok genç, biri orta yaşlı, diğeri de yetmişine merdiven dayamış.
Ülkenin en önemli sorunlarındandır.
İnsanımız derdini kendi yerine anlatacak birilerini arar hep.
O konuşacak sen dinleyip yazacaksın.
Sırası gelince onun yerine konuşup onun hakkını arayacaksın.
Onun adını hiç kullanmayacak şikâyetin sahibini gizleyeceksin.
Yaş sırasına göre gidelim.
Henüz çok genç.
2004 yılından buyana Kuzey Kıbrıs’ta ailesiyle yaşıyor.
Babası özel bir güvenlik şirketinde gece bekçisi.
Anne ev hanımı, kardeşler ekmek derdinde çalışıyor eve katkı yapıyorlar.
Okuldan almış babası sebebi çok trajik;
Amcasının kızı ondan bir yaş büyük ve evden kaçmış.
O da aynı olayı denemesin diye çocuk yaşta okuldan alıp işe göndermişler.
“Çok istedim ama okuyamadım” diyor.
Teselliyi ise annesinin sözlerinde aramış yıllarca;
“Annemin zamanında da kızları okula göndermiyorlarmış” gibi bir yaklaşımla öğrenilmiş çaresizliğe sarılmış.
Kaderim diyerek normalleştirmiş, kanıksamış hayatının gidişatını.
Amcasının oğluyla bir hayat inşa etmiş büyükleri onun adına.
Anne ve babası da akrabaymış, onlarında hayat kararlarını başkaları almış.
“Benim geldiğim yerde bunlar normal” diyor.
Evlenmiş amcasının oğluyla.
“Mutluyum ama çocuklarım bunları yaşamasın istiyorum.”
Devletten vatandaşlık bekliyor şimdi.
Çocuklarını, burada kendisinin yaşamadığı şartlarda büyütmek istiyor.
Vatandaşlık her ülkede belirli koşullarla normal sayılıyor.
Ya biz de?
Hem adaletsiz, hem kuralsız, hem umursamazca, hem de haksızca.
Vatandaşlık verilenin değil, verenin hakkı sanki.
Geliyoruz orta yaşlıya.
Hayatını hep sol çizgide yaşamış.
Siyasi tercihim nedeniyle “Hep ezildim” diyor.
Nereye gitse hakkı yenmiş, yıllarca boşu boşuna bir ideolojiye sarılmışım diyerek en sonunda vazgeçmiş.
2009 erken genel seçimleri öncesi evinin duvarında yıllardır duran yeşil bayrağı indirip turuncu bayrağı çekmiş.
Şöyle açıklıyor bunu;
“Artık iş daha ciddiye bindi. Çocuklarım torunlarım var. Yan taraftaki komşumun çocukları benimkilerle beraber okudu. Her şeyleri ayni. Benim çocuklarımdan biri güneyde çalışıyor. Diğeri işsiz. Komşunun ise bir çocuğu polis, diğeri memur. Üstelik memur olan herhangi bir sınava da girmiş değil. Sorarım size ben bu işte ne anladım. Benim ideolojim bana yetmediği gibi çocuklarımı da aç bıraktı. Başkalarının tek ayrıcalığı parti peşinde koşması mı? Bundan sonra böyle.”
Şimdi de umduğunu bulamadı ama beklentisi halen canlı.
Devletten ve de önümüzdeki erken seçimden çıkacak siyasal iktidardan beklentisi çocuklarını iş.
Ve geldik yaş olarak daha ileri durumda olana;
Onun derdi ve beklentisi de çocukları için;
Oğlu Türkiye de okumuş.
“Oğlum pratisyen hekimdir. Okulu bitireli dört yıl oldu. Hala işsiz. Klinik açtık olmadı. Ahalide özel doktora gidecek para mı var. Doktor oldu adam hala benim elime bakar. Böyle hükümet, böyle devlet mi olur. Benim marketim vardı kapattım. Emekliyim, yaşlandım kimseye borcum yok. Diğer oğlum da talebedir. Üniversite de okur. Hade söyle bana diğeri da gelince ne iş yapacak? Haspolat da otururum. Gelir bana Rumlar güneyden anlattım onlara da bu durumları inanırmın güldüler bana. Bunların onlardan ne farkı kaldı?”.
Maalesef seçimlere yönelik beklentiler bunlar.
Bunları elbette genele yayamayız.
Ama bunlardan daha farklı beklentileri olanlar var mı ve toplumun genelinde tuttukları yer nedir?
Daha seçim için isimler belli değil, hedefler, projeler, vaatler ortada yok.
Bu durumun bu noktada olmasının sebebi de sorumlusu da çok.
Şimdi herkes iki defa düşünmeli.
Kuru kuruya söz devri kapanmalı.
Bir beş yılda kaybetme lüksümüz yok.
Bu haber 565 defa okunmuştur

:

:

:

: