Ankara neden sessiz?

Kuzey Kıbrıs’ta siyasetin bu derece sıkışması önlenemez miydi? Ya da bu sıkışma toplumsal yaşama bu derece etki etmeli miydi?
Kuzey Kıbrıs’ta siyasetin bu derece sıkışması önlenemez miydi?
Ya da bu sıkışma toplumsal yaşama bu derece etki etmeli miydi?
Elbette olan oldu ama düşünülmesi gerek.
Böyle bir süreç çok da alışık olduğumuz bir şey değil.
İktidar erkine sahip olmak öncelikle sorumluluk gerektirir.
Sizi iktidara getiren zümreyi elbette düşüneceksiniz.
Fakat esas olması gereken sizi tercih etmeyen zümreyi bu düşüncesinden nasıl vazgeçireceğinizidir.
Tarihin en kötü hükümet dönemi yaşandı.
İlk defa bu dönemde, gelecek nesiller düşünülmediği gibi gelecek seçimlerde düşünülmedi.
Kavganın, öfkenin, en basit konularda bile uzlaşamamanın adresi oldu siyasetteki merkezler.
Sadece ben anlayışlı iktidar dönemi trajik bir fiyaskoyla sonuçlandı.
Hemen yanı başımızdaki ayrılıkçı, kutuplaştırıcı, baskıcı, otoriter, hoşgörüden, uzlaşıdan uzak ve sadece ben bilirim ben yaparım anlayışındaki yönetim tarzının kötü bir KKTC uyarlamasını izledik.
Kuzey Kıbrıs’ın en geniş en iyi örgüt yapısına sahip, taban anlamında en güçlü merkezi olan Ulusal Birlik Partisinin hükümet olduğu iktidar düşürüldü KKTC’de.
Bunun özeleştirisini gerçekçi bir zeminde iyi yapmalı UBP’nin karar mercileri.
Kendi tabanlarını ve destekçilerini bile küstürmüşken birbirine zıtlaştırmışken suçu parti dışındaki odaklardan ve partinin diğer yarısından çok hatayı bir bütün içerisinde aramalılar.
Hükümetin azınlığa düşmesi ve hemen ardından istifası neticesinde seçime giden Kıbrıs Türk siyaseti ülkeyi kaos ortamında bırakmamalı.
Geçenlerde sormuştum “Zaten hükümet var mıydı?” diye bu sorunun cevabını da en başta bu noktaya gelene dek kendi kendini bitirenler aramalı.
Amaç Saray merkezli olduğuna inanılan vekilleri ve de elbette Sarayı parti dışında tutmak iseydi evet bu başarıldı.
O zaman en kritik soru şu;
Kazanılan nedir ve buna değdi mi?
Bugünden sonra yeni bir döneme doğru hızlanarak gidiyoruz.
Bugün, olmadı yarın yeni hükümet için görevlendirme yapılacak.
İsmi geçen vekiller var.
Siyasi partiler bugün toplanıp hükümeti kuracak ortak bir isim bulmak için uzlaşı arayacaklar.
Ulusal Birlik Partisi de her ne kadar hükümetten düşürülse de bu zor dönemde ortak çalışmaya davet edildi.
Bu davet geri çevrildi.
Ki bu tercih de elbette doğaldır.
Geçici hükümete Cumhuriyetçi Türk Partisi girmeyecek.
Oluşturulacak yapıya dıştan destek verecek.
CTP destekli DP-UG ile TDP ortaklığı seçime kadar ülkeyi götürecek.
Seçim tarihi karara bağlandıktan sonra düşürülen hükümetin son icraatları tek tek incelenecek.
Özellikle vatandaşlık ve çeşitli konularda verilen izinler iptal edilecek.
Seçim öncesi avantaj sağlayabilecek adımlar engellenmeye çalışılacak.
Yeterli olur mu?
Bir kere bu seçim ciddi değişimlerin yaşanma olasılığının engellendiği bir seçim olacak.
Yeni oluşumların, yeni siyasetçilerin önü bu seçimde bilinçli adımlarla kapatıldı.
Seçime gitmeden siyasi partiler yasası, tek bölgeli listeler konusunda olumlu girişimlerin yapılmaması bunlara fırsat vermemek için en erken tarihin sandık günü olarak belirlenmesi hepsi bilinçlidir.
Sonuçta listelerin en başında yine hep eski yüz ve isimler yer alacak.
Seçmenin belleğinde oluşan “gelen de giden de hep ayni” öğrenilmiş çaresizliği, alternatifsizlik bugünün başarısız siyasetçilerine bir kez daha tercih edilme şansı verecek.
Söylediğimi gibi;
Bu öğrenilmiş çaresizlik bu seçimden sonra ortadan kalkacak.
Zamanını doldurmuş jenerasyonun direnci bir sonraki seçimde kırılacak.
28 Temmuz erken seçim süreci devam ederken ve kuzey Kıbrıs’ta çok ani ve hızlı gelişmeler yaşanıyorken en çok merak ettiğim konuların başında her ne kadar kendi sorunlarıyla meşgul olsa da Türkiye hükümetinin sessizliği var.
Ulusal Birlik Partisinin kurultay sürecini düşündüğümüz zaman bugünkü sessizliğe anlam yüklemek biraz zor.
Tüm bu yaşananlardan Ankara’nın haberdar olmaması pek olası değil.
Mutlaka bir noktada ortaya bir renk çıkacaktır.
Özellikle UBP kurultayında taraf olan Ankara hem müdahale anlamında sarsılan prestijini yeniden kazanma hem de verdiği desteğin boşa çıkması nedeniyle ilk defa en azından şuana kadar görüş beyan etmedi ve tamamen benim düşüncemdir ki ayni Ankara bu defa müdahil olmayacak.
Ulusal Birlik Partisinden ayrılan vekillerle ilgili, hükümetin düşürülmesi ile ilgili hiçbir kimse aranmadı veya en küçük bir telkinde bulunulmadı.
“Arkadaşlar yapmayın, hükümeti düşürmeyin” bile denmedi.
Yaşanan ortam Kıbrıs Türk siyasetinin aktörleri tarafından bu noktalara taşındı.
Zaten oluşacak yeni yapının Ankara’dan ayrı düşünülmesi mümkün değil.
Sonuç ortada, yapılan elbette en doğrusu.
Kesin olan bir şey var ki o da;
Bu durum birilerini üzecek.

Bu haber 587 defa okunmuştur
  • SES kemal  lefkoşa - 10.06.2013 Ankaranın sesını kıstılar..Taksımde çıkan ses ANKARADA yankılanırken bızım hükümetçilik oyunlarımızla uğraşamazlar..Sebep bu kadar basit..İrsene güle güle...

:

:

:

: