Kıbrıs’ın kuzeyindeki mevcut yapıdan hemen hemen herkes şikayetçi...
Başta devlet yönetimi olmak üzere hayatın her alanında sil baştan bir yapılanmaya, çürümüş sistemin köklü reformlarla yeniden dizayn edilmesine yönelik ortak bir görüş hakim...
Ne var ki bu istekler icraat aşamasına geldiğinde hayat bulmuyor, doğmadan öldürülüyor...
Çünkü mevcut yapıdaki statüko tek bir alanda değil...
Hangi alana reform için el atılsa birileri ayağa kalkıyor, yıllardır çıkarına kullandığı rantın kesilmemesi için savaş açıyor...
Ülkede yaşayan ve yıllardır hakları gasp edilen sessiz çoğunluk adına kim doğru bir girişim başlatır, statükonun mimarlarının çarkına çomak sokarsa linç girişimi başlıyor...
Bu operasyona bazen bilerek bazen de bilmeyerek basın mensupları da alet ediliyor...
Bunun son örneğini önceki gün yaşadık...
Kıbrıs Vakıflar İdaresi Genel Müdürü İbrahim Fadıl Benter’le ilgili bir iddia, kimilerinin ‘İnternet Haberciliği’ dediği işi yapan birkaç site vasıtasıyla kamuoyuna servis edildi...
Bu iddiada, ‘Çiçeği burnunda yeni Vakıflar Müdürünün ilk icraatının odasındaki Dr. Fazıl Küçük’e ait resmi kaldırmak olduğu’ ileri sürüldü...
‘Şok Haber’ olarak duyurulan bu gelişme internetteki sosyal paylaşım sitesi kullanıcıları tarafından öfkeyle karşılandı...
İbrahim Fadıl Benter hakkında, belki de ömrü boyunca hiç muhatap olmadığı hakaretler yazıldı...
Özel hayatın, fikir ve inanç özgürlüğünün kutsallığı ayaklar altına alındı...
İddia amacına ulaştı...
Çünkü Kıbrıs Türkünün Dr. Fazıl Küçük’e olan sevgisi bu haberi servis edenler tarafından iyi biliniyordu...
Bir haberde, karşı taraftan görüş almamak için iddia sahibi o kadar güvenilir olmalı ki örneğin; ‘İddiasını güçlendirecek fotoğraf, ses kaydı, görüntü veya fotoğrafı’ olayı kamuoyuna servis edecek kişiye sunmalı...
Eğer suçlayacağınız kişi hakkında yeterli döküman yoksa elinizde, sırf birileri ‘Rica’ etti diye haberi kamuoyunun bilgisine sunarsanız bunun adı gazetecilik olmaz...
İbrahim Fadıl Benter’in, Dr. Fazıl Küçük’e yönelik yaptığı ileri sürülen affedilmez girişimin kamuoyunda bomba etkisi yaratmasından sonra Star Kıbrıs olarak kendisini aradık ve
‘Hoca nedir senin yaptığın... Kıbrıs Türk toplumu liderinin resmini odandan kaldırmakta nereden çıktı...’ diye sorduk...
Aldığımız cevap; keşke bu iddiayı kamuoyuna servis edenlerde beni arayıp sizin gibi hesap sorsaydı oldu...
İbrahim Fadıl Benter, kendi görüşü alınmadan böylesi hassas bir olayda ortaya atılan iddiaları üzülerek takip ettiğini belirtti. Dr. Fazıl Küçük’ün Kıbrıs Türk toplumu için sembol isimlerden birisi olduğunu ifade eden Benter, “Benim Dr. Küçük’ün şahsına ve hizmetlerine yönelik olumsuz tavır takınmam söz konusu bile olamaz. Bu bilgiyi kamuoyuna servis eden kişi odama dikkatlice bakmadı zannedersem. Ben makam odamda bulunan Dr. Fazıl Küçük’ün resminin sadece yerini değiştirdim. Osmanlı Padişahı 2. Selim Kıbrıs’ın fethini gerçekleştirdi. Vakıfları kurdu. Odama 2. Selim’in de resmini koymamın altında başka sebeplerin aranmasına üzüldüm” dedi.
Kıbrıs’tan uzun yıllar uzak kaldıktan sonra geri dönen İbrahim Fadıl Benter’in kendisine niçin böyle bir iddiayla saldırıldığını anlamaması gayet doğal...
Çünkü Kıbrıs’ın kuzeyinde son yıllarda çok şey değişti...
Eğer Kuzey Kıbrıs’ta 1+1=3 kuralını bilmiyorsanız...
Bunlarla karşılaşmanız doğaldır...
Mesela; İbrahim Fadıl Benter, müdür olarak atandığı vakıflarda bugüne kadar amacına uygun işler yapılmadığını dillendirmeseydi...
“Vakıflar İdaresi'ne ilişkin her türlü raporu talep ettim. Çok kısa sürede elimde olacak raporlarla, buradaki yapıyı göreceğim” demeseydi...
“Yurtdışında yaptığım faaliyetleri burada da arıyorum, yapılmadığını gördüm. Yurt dışında yapılan vakıf çalışmalarını bilmedikleri için de burada yaptıklarının vakıfçılık olduğunu düşünüyorlar. Çünkü, geçmiş tüm yöneticiler bu şekilde davrandı, bu kötü niyetli oldukları için değil, siyasetin şekillendirmesinden de kaynaklandı' şeklinde konuşmasaydı...
'En büyük amacım Vakıflar İdaresi'nin siyasi erkin kullanım alanı olmaktan çıkarılıp, esas amacına hizmet etmesidir. Hiçbir siyasi partiye üye değilim, en büyük hassasiyetim de budur ' kelimelerini kullanmasaydı...
“Vakıf mallarının kullanımında bundan sonra öncelik zenginlerin değil ihtiyaç sahiplerinin olacak” görüşünü ortaya atmasaydı...
İnanın, odasındaki resimler kimsenin dikkatini çekmeyecekti...