Türkiye eski Türkiye değil

Türkiye gerek iç dengeleri gerekse bulunduğu coğrafya sebebiyle çok zor dönemler yaşadı ve de yaşıyor.
Türkiye gerek iç dengeleri gerekse bulunduğu coğrafya sebebiyle çok zor dönemler yaşadı ve de yaşıyor.
Demokrasi anlamında, sivilleşme ve bireysel haklar anlamında zaman zaman kesintiye uğrayan süreçler de yaşandı.
Çok partili sisteme geçiş ilk başlarda çok sesliliğe katkı yapmadı.
TBMM 23 Nisan 1920’de açıldı.
Meclis üyelerinin ortak yanı tam bağımsızlıktı.
Fakat ilerleyen zamanda yönetim şekli nasıl olacaktı?
İşte bu noktada fikir ayrılıkları vardı.
Cumhuriyet Halk Partisi 9 Eylül 1923’de ilk önce “Halk Fıkrası” adıyla kuruldu.
17 Kasım 1924’de ise TBMM’nin ilk muhalefet partisi “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” kuruldu.
Bu parti Haziran 1925’de kapatıldı.
Şeyh Sait isyanını teşvik etmek iddiasıyla.
1930 yılında bizzat Atatürk’ün girişimleriyle hükümetin denetlenmesi amacıyla “Serbest Cumhuriyet Fırkası” hayat buldu.
Ancak yine ayni yıl içinde bu siyasi parti de fesh edildi.
Başka parti kurma girişimleri de oldu fakat yine sonuç değişmedi.
Uzun ömürlü siyasi partiler bir şekilde yeni Türkiye siyasetinde yer edinemedi.
En nihayetinde 7 Ocak 1946 tarihinde “Demokrat Parti” Türk siyasi hayatında nefes almaya başlar.
1954 seçimlerinde DP iktidara gelir.
Çeşitli nedenlerle toplumun desteğini kaybetmeye başlasa da DP 1957 seçimlerinde iktidarını devam ettirir.
27 Mayıs 1960’da DP iktidarı askeri darbeyle yıkıldı.
16 Eylül 1961’de Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, bir gün sonra da Adnan Menderes idam edildi.
Bu olayların izleri halen devam ediyor.
12 Mart 1971’de ordu yeni bir hükümetin kurulmasına olanak sağlamak amacıyla dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e bir muhtıra verdi.
Yeni bir hükümet kurduruldu.
12 Eylül 1980’de yine bir darbe girişimini yaşıyordu Türkiye.
1961 Anayasasının verdiği haklar geri götürüldü.
Sivil insanlar kayboldu, hayatını kaybetti, işkence gördü, çocuklar yaşları büyütülerek türlü acılar çekti, baskıcı, otoriter, sendikal haklardan, inanç haklarına kadar her türlü yaşam hakkının sınırlandırıldığı bir sürece girildi.
Sonrasında 1983 yılında ANAP tek başına iktidar oldu.
İslami kesim her daim tehdit unsuru sayıldı.
İrtica tehlikesi hep canlı tutuldu.
Nitekim 28 Şubat 1997 olayı yaşandı.
Görevde olan Refah-Yol hükümeti düşürüldü.
Refah Partisi ve sekiz yıllık kesintisiz eğitimle İmam Hatip Liselerinin orta kesimleri kapatıldı.
Gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler gözaltına alındı, tutuklamalar oldu.
Tüm bunlar Türkiye siyasi hayatının sadece bir özetidir.
Dünün iktidarları DP, ANAP, DYP, RP, DSP ve yöneticileri zamanın Başbakanları siyasetin önde gelen isimleri artık siyasetin tozlu raflarında yerini aldı.
Türkiye darbelerden çok çekti.
Demokrasi adına çok yara aldı.
Yıllarca geriye doğru gitti hep.
Şimdilerde ise Türkiye eski Türkiye değil.
Bir vesayeti, bir tabuyu yıkmış, yılların acısı ve baskısı ile bastırılmış bir kesimden gelen yöneticiler tarafından yönetilen yeni Türkiye var artık.
Yeni Türkiye’nin yöneticileri yıktıkları korkularını, bizzat kendileri yaşatmaya başladılar.
Türkiye’nin değiştiğini görmediler, göremediler, görmüyorlar.
Türkiye de yeni nesil, kavga, baskı, şiddet istemiyor.
Özgür olmak, inancını da, değer yargılarını da kendisi belirlemek ve yönetmek istiyor.
Gezi parkı olayı ile patlak veren hareket esasen baskıya karşı bir direniştir.
Siyasi istikrarın yakalandığı, coğrafyasında söz sahibi, terör sorununda barışı hedef alarak cesur adımlar atabilen, ekonomisini güçlendiren bir Türkiye bugün yaşananları hak etmiyor.
Ses ve kulak vermek lazım.
Uzlaşıcı olmak, empati yapmak şart.
İç savaşa zorlar gibi “benim destekçilerim evlerinde zor duruyor” diye ayrılıkçı, bölücü, kutuplaştırıcı ve son derece tehlikeli adımlardan uzaklaşılmalı.
Bunların Türkiye’ye hiçbir faydası yok.
Bunlar sadece provokatörlere, illegal düşüncelere hizmet eder.
İnsanlar ve özellikle gençler bir park ve ağaç tepkisi olarak başlattıkları eylemlerinden esas olarak bekledikleri özel hayatlarına, kişisel taleplerine saygı.
Kesin olan noktada inatla hiçbir yere varılamayacağı.
Konu ekonomiden, turizme, iç huzurdan, dış ilişkilere kadar inanılmaz boyutta zarar verdi.
Gezi heyetiyle görüşen Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan Gezi Parkına düşünülen projenin İstanbullulara referandumla sorulması seçeneğini işaret etti.
Referandum konusunda çeşitli taraflardan, çeşitli görüşler var.
Sonuç ne olur bilemem ama bunca yaşanan sadece park düzenlemesi, ağaç sökülmesi olarak algılanmaya devam ederse yenilerinin yaşanması çok da uzak değil.
Bu haber 650 defa okunmuştur

:

:

:

: