Hiç de değil.
Bir haftada trafikte onlarca kaza, yüzlerce ihlal yapan ve beş de ölü veren ve bu felaketi dur durak dinlemeden devam ettiren zihniyete sahip olan bir millet cidden zor adam olur.
Sene başından bugüne trafikte kaç insanın öldüğünü, sakat kaldığını unuttum.
Kesin hatırladığım birşey varsa, o da ölenlerin, daha doğrusu öldürülenlerin ve kendi kendini öldürenlerin arasında gözünü daha dünyaya doğru dürüst açamamış çocuklar da var.
Kurulalı kırk sene olan bizim eğreti devlet bu konuda tedbir almak için kılını bugüne kadar zerre kadar kıpırdatmamış!
Üstüne üstlük, daha düne kadar bu devlete çocuğunu trafiğe kurban vermiş bir Başbakan da hükmetmiş!
Medya denen ne idüğü belirsizler ordusu sadece “bilmem kimin cenazesinde gözyaşları sel oldu aktı...” demeyi adet aline getirmiş, hiçbir caydırıcı yayın yapmıyor, tam tersine, trafikte ortaya çıkan faciaları olabildiğince acite ederek rant elde etmeye uğraşıyor!
Polis altyapısını tamamlayamamış, etkin trafik kontrolü yapamıyor, tek bildiği köşe başlarında pusuya yatarak radar tumak!
Yıllar yılıdır bu konuyu dilimize pelesenk ettik, ancak her yola çıktığımızda kelle koltukta gidiyoruz ve yolda ne kadar çok tımarhane kaçkınıyla birlikte bu küçük ülkeyi paylaştığımızı da tekrar tekrar görme şansına sahip oluyoruz!!!
Polis demişken, burada değinmeden geçemeyeceğim bir olaya şahit oldum.
Geçen hafta içinde Lefkoşa’dan Girne’ye gidiyorum, Boğaz kavşağında iki polis bekliyor, hem de kızıl güneşin altında, biri yolu ayıran bariyerlere dayanmış vaziyette, diğeri Dikmen’e dönen yolun ağzında...
İki saat sonra aynı güzergahdan geri geliyorum, aynı iki polis, biri yolu ikiye ayıran bariyerlere hafiften dayanmış vaziyette, diğeri Dikmen’e dönen yol ağzında dikili bekliyorlar, nerdeyse hiç yer değiştirmemişler.
Hava cehennem sıcağı, adamlar ben giderken tam olarak aynı noktadaydılar, yaklaşık iki saat sonra dönerken yine aynı noktadalar.
Mesele şuymuş: Türkiye’den bir komutan geldi, polisler de yolu beklemek üzere komutanın geçeceği güzergahda yola dikildi...
Üstelik de aç ve susuz, düpedüz güneş altında bir işkenceye maruz bırakılacak şekilde.
Ne birinin elinde, ne de ötekinin elinde bir yudum su vardı, zaten o sıcakta olsa ne yazardı...
Adam sıcaktan beyin kanaması geçirse, yere yığılsa, film orada bitti işte...
Dahası, bu adamlar kızıl güneşin altında bekledikleri noktalardan geri çekildikten sonra, sıcaktan pestil olmuş, sinirleri gerilmiş vaziyette nasıl göreve devam edecekler, düşünen var mıydı acaba?
Buna benzer durumlara daha önce de defalarca şahit oldum.
Belli ki bazıları, sırtında polis üniforması olan bazı insanları acıkmayan, susamayan, sıcaktan etkilenmeyen taştan heykeller, ya da mekanik robotlar sanıyorlar.
Ve dahası, Türkiye’den üst düzey biri geldiğinde yolların her köşesine polis dikme ve saatlerce bekletme ihtiyacı da nerden doğuyor???
Kimin umurunda Türkiye’den bilmem kim gelmiş???
Ne gereği var polisleri yağmurun, güneşin altında saatlerce bekletmenin???
Türkiye’den gelen ziyaretçilere suikast düzenlenecek korkusu mu var yoksa???
Yoksa gelenlere şov yapma, onlara ne kadar değer verildiğini sokaklara polis dikerek gösterme derdi mi var???
Trafikte onca sorun varken, insanlar trafikte kendi kendilerini ve başkalarını öldürürken polisi kamu düzenini sağlamak ve insan hayatını korumak için verimli çalıştırmak buna mı denir???
Vazgeçin bu kafalardan, vazgeçin be kardeşim, günahtır...