Beste Sakallı kimdir?

Dr. Beste Sakallı, yıllarca sınırlar içerisinde boğuşan coğrafyadan,şiirlerini dünyaya taşımayı başarmış Kıbrıslı Türk şairlerdendir. Kopenhag Uluslararası Şiir Festivali (Mayıs 2013), Büyük Balkan Buluşması (Haziran 2012, Türkiye), Jan Smrek UluslararasıEdebiyat Festivali (Eylül 2011, Slovakya), Drini Poetik (Haziran2011, Kosova), Sarajevski Dani Poezije (Mayıs 2011, Bosna Hersek),VI. Uluslararası Şairler Festivali (Temmuz 2010, Türkiye) Hazar ŞiirAkşamları (Haziran 2010, Türkiye), İstanbul Kitap Fuarı (Kasım 2009,Türkiye), Struga Şiir Akşamları, (Ağustos 2008, Makedonya), Sınırsız(Temmuz 2008, Almanya), Gaziantep 1. Sanatçılar Buluşması (Kasım2007, Türkiye), Ditet E Naimit Uluslararası Şiir Festivali (Ekim 2007,Makedonya), V. Uluslararası Tarsus Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları(Eylül 2006, Türkiye) katıldığı bazı festivallerdir.
Dr. Beste Sakallı, yıllarca sınırlar içerisinde boğuşan coğrafyadan,şiirlerini dünyaya taşımayı başarmış Kıbrıslı Türk şairlerdendir. Kopenhag Uluslararası Şiir Festivali (Mayıs 2013), Büyük Balkan Buluşması (Haziran 2012, Türkiye), Jan Smrek UluslararasıEdebiyat Festivali (Eylül 2011, Slovakya), Drini Poetik (Haziran2011, Kosova), Sarajevski Dani Poezije (Mayıs 2011, Bosna Hersek),VI. Uluslararası Şairler Festivali (Temmuz 2010, Türkiye) Hazar ŞiirAkşamları (Haziran 2010, Türkiye), İstanbul Kitap Fuarı (Kasım 2009,Türkiye), Struga Şiir Akşamları, (Ağustos 2008, Makedonya), Sınırsız(Temmuz 2008, Almanya), Gaziantep 1. Sanatçılar Buluşması (Kasım2007, Türkiye), Ditet E Naimit Uluslararası Şiir Festivali (Ekim 2007,Makedonya), V. Uluslararası Tarsus Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları(Eylül 2006, Türkiye) katıldığı bazı festivallerdir.

Kitap yazmaya başladığı yıllardan itibaren televizyon ekranlarında,kitabıyla aynı adı taşıyan ‘Papatya Seferleri’ isimli şiir programınıyapmaya başlamış ve altı yıl boyunca bu programını devam ettirmiştir.

Bunun ötesine dünyanın dört bir yanından şairlerin katılımıylagerçekleşen Uluslararası Şiir Buluşması projesini tasarlamış ve dörtyıl boyunca bu projenin organizasyonunu gerçekleştirmiştir. Buprojeyle birlikte kırkın üzerinde şair Kuzey Kıbrıs’ta buluşmuştur.
Bunları takiben, hem Kıbrıs’ta hem de dünyadaki farklı gazetelerdekültür-sanat sayfaları hazırlamış, şiirleri, yurtiçinde ve yurt dışındaçeşitli dergilerde yayımlanmıştır.

Şiirleri birçok dile çevrilen Dr.Beste Sakallı, Azerbaycan’da yayımlanan‘Sevda Hatırına’ isimli şiir kitabıyla, Bakü’de, Genç YazarlarBirliği Edebiyat 2006 ödülünü almıştır. Bununla birlikte, hemülkesindeki şiire hem de sanata yaptığı katkılardan dolayı, 2008yılında Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği, Türk Dünyası Hizmetödülüne layık görülmüştür.

Yayımlanmış kitapları:
İhlal (Şiirler,2009)
Bir Sen Vakti (Şiirler,2006)
İnadına Sevdalı (Şiirler,2003)
Kar Yanığı(Şiirler,2002)
Papatya Seferleri (Şiirler,2001)
Barış Tüten Mavilik (Şiirler, 2000)




Beste Sakallı ile röportaj

Bu hafta, sayfama, geçtiğimiz günlerde programıma da konuk olan Kıbrıs Türk şiirinin temsilcilerinden Dr.Beste Sakallı konuk oluyor. Onunla son kitabı dip’i, dip’i konuşurken de hayatı ve şiiri konuştuk. Benim sayfayı hazırlarken aldığım keyfi, sizlerin de okurken paylaşacağına eminim. Şimdi sizleri Beste’yle ve ‘dip’le başbaşa bırakırken, bu röportajın yaşantınızdaki şiire ve diplere dair de bir düşünce esintisi yaratacağını hissediyorum.Sevgiyle ve umutla kalın.
Sevgili Beste, uzun bir suskunluktan sonra Dip’i bizimle buluşturdun. Öncelikle hayırlısı olsun yeni kitabın..Dip’ten biraz bahsedersek eğer?Neden dip?
Dip hep aklımda, kalbimde bir yerlerde olan ve yazılmayı bekleyen bir birikimdi. Ancak, ya adı yoktu ya da nasıl bir şekle girmesi gerektiği.Bir de yoğun bir acı ve isyan kalabalığı seslendirdiğinden, içerisinde göz kırpmaya bile ürktüğüm bir oda gibiydi deaynı zamanda.O yüzden biraz bekledi, sonra da zamanı gelince doğuverdi.
Dip ülkelere gidip gelirken, onların tarihlerindeki acıların ve benim kendi tarihimdeki acıların toplamı bir kitap. Kendimi bir insan ve bir şair olarak sorguladığım bir oda orası. Kendimi kenara çekip, kendimden hesap sorduğum ve türlü hüzünle yüzleştiğim bir ayna…
Dip’i bir yer gibi tasvir ediyorum kitapta. İlk bölümde oradayken yaşanan hisleri anlatırken, ikinci bölüm olan ‘iç dökümleri’nde oraya düşüren nedenleri anlatıyorum, son bölümde de o dipten çıkışı anlattığım bir bölüm var. O bölümde şairin ancak okuyucusuna anlatarak tünelin sonunda ışığa çıktığının altını çiziyorum. Burada da okuyucuyla şairi arasındaki ilişkiyi vurgularken, günümüz ilişkilerine de dikkatini çekmek ve güvenle birbirine sığınmanın, sığmanın altını çizmek istedim. Bir de her şeyin herkes için olduğunu da vurgulamak, bunu yaparken de insana yakın, insana sıcak bir şiir duruşunu da doğurmayı amaçladım.
Peki ‘dip’te tüm yazılanlar basıldı mı yoksa belli bir elemeden geçti mi söylenecekler?
Çok uzun bir kitap yazdım aslında, ancak çok kırptım sonrasında. Çünkü eğer kırpmasaydım çok fazla kendi gözümle anlatmış olacak ve her şeyi çok açık söylemiş olacaktım. Bu da okuyucunun kendi adına ve kendi hayatına dair düşünme hakkını elinden alacaktı.Onların benim hikayemi dinlemesini değil, benim hikayemden kendilerini, belki kendi acılarını dinlemelerini istedim. Böylelikle benim şiirim her okuyanda yeninden doğarken, her okuyan da şiirden kendi yaşanmışlığını yakalamış oldu.
Neden yazmak?
Sanırım kağıda ve kağıdın gerisinde beni dinleyen insana, koşulsuz bir güven duyduğumdan. Bir de yazdıkça ve kendimi ifade ettikçe, dünyanın bir ucunda bile benzer düşündüğüm, benzer hissettiğim insanlarla buluşmak bana yalnızlığın anlamını bir daha sorgulatıp, hayatı algılayışımda yeni pencereler açmama neden oluyor. Ayrıca yazdıkça daha çok anlıyorum herkesi ve herşeyi. Keşfediyorum ve yaratıyorum. Bu da beni bildiğim tüm sığlardan ve dalgalanmalardan kaçırıp, dingin bir yaşam düşüncesini ve bir süre sonra da yaşam biçimini sunuyor bana.

Neden şiir diye sorsam?
Yaşadığım, gördüğüm, bildiğim her şeye karşı kendimi sorumlu hissettiğim bir yanım var. Bu hisler, yazıya karşı duyduğum yakınlık ve sorumlulukla da birleşince, şiir doğuyor. Doğan şiirde hayat bir daha doğuyor. Yanından geçip giderken fark etmediğimiz anlar can buluyor, unuttuğumuz bir duygu, hissettiğimiz bir korku, unutamadığımız bir acı, içimize dağılmış isyan pankartları, zifiri gecede orantısız ışığıyla parıldayan ay gibi ortaya çıkarıyor her şeyi, kaydını düşüyor her şeyin, inanılır yapıyor, gerçek yapıyor, yaşanmış yapıyor. Dünyanın en katıksız arşivi, şairin ellerine doğan bir şiirin kalp sesidir o yüzden.
Diğer kitaplarını bilen, okuyan birisi olarak, dip’te başka bir biçimle okuyununun karşısına çıktığını görüyorum. Bu kitaptaki yolculuk tarzın farklı. Bunu neye bağlıyorsun?
Şiirin hep devrimci bir yanı olduğu tartışılır, konuşulur. Bu konuda sonuna kadar hem fikirim. Ancak buna ek olarak ben şairin kendi içinde, kendi devrimini de gerçekleştirmesi gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla benim her kitabım ancak bir önceki şiirden başka bir şey, başka bir biçimde bir şey söyleyecekse yeniden doğar. Benim için şiir bir yolculuktur, bir varış noktası değil.Her yeni yaşanmışlık sonrası yeni bir insan doğarken, o yeni insandan da yeni bir şiir doğar bence.Hayata davranışınız değiştikçe, şiire davranışınız da değişim gösterir diye düşünüyorum.

Yazmanın yeri ve zamanı var mıdır?
Bence yoktur ve olmamlıdır. Hayatın adının geçtiği her yerde şiir doğabilmelidir. Bir röportajımda şiir yazmak için özel bir ortam aramanın şiiri çaığrmak değil şiiri kaçırmak olduğunu söylemiştim.Hala da fikrim aynıdır. Hayat gibi şiir de anlarda doğar ve anlarda doğması kesinlikle onu daha gerçekçi yapar.
Yazmanın yaşamla arasındaki bağı nasıl tanımlarsın?
Benim için yazmak hissetmekten ve empati kurabilmekten ibarettir. Bu da ancak duyarlı olabilmek ve kendinizi hayata teslim etmekle ilgilidir. Hayat içerisinde barındırdığı türlü yaşamla, sayısız şiirler saklar. Hayattan korkmak şiirden de korkmaktır. Ben o yüzden yaşamın içinde olmaktan ve orada saklı, ya da apaçık duran şiirleri bulmaktan yanayım. Bu da ancak farklı yaşamlarla dolayısıyla farklı insanlarla olmak, onları dinlemekle mümkündür.Çünkü var olanın ötesinde yorumlanan da bir dünya, bir hayat var etrafımızda.
Peki şiirlerinde belli bir meaj verme kaygısı yaşar mısın?
Şiirlerimde,öncelikle şiir gibi bir şiir yazmak gibi bir kaygım var. Sonra da anlaşılmak. Onun ötesinde elbette ki şiiirlerin kendi mesajları, demek istedikleri olur ama ben kimsenin anlamak istediğinin ötesine geçemeyeceğinin bilincindeyim de aynı zamanda. Herkesin tecrübesi ve yaşanmışlığı şiirin içindeki görünmez boşluklarda uyanıp hayat bulacaktır diye inanırım.
Şiirinde öne çıkan duygular desem?
Duyguları ayırmak olmaz. Ben anlatırken her duyguyu en yoğun haliyle yaşar ve hissederim. Onu da o hissedişimdeki kadar gerçek ifade etmeye çalışırım. Ancak bunu bana yaptıran tek duygu da cesarettir. O olmasa hiçbiri bu kadar kendini gösteremezdi. O tüm duyguların kendini güvende hissetmesini sağlayan bir babanın eli gibidir şiirde.
Şiiri senin gözünden tanımlarsak eğer…
Şiiri tanımlamak bence onun sınırsızlığına ve anlamına haksızlık olur. Bu konuda ne söylenirse eksik kalacaktır. Kuru cümlelerle yapılan basit tanımların çok ötesindedir şiir çünkü. Bir süreçtir, bir düşün kardeşidir, ve bazen hiç aklımıza gelmeyen bir şeydir. Nasıl bir insan yıllar sonra bile, hayatın gel-gitleri karşısında kendinde hala bir şeyler tanırsa, şiir de onun gibidir. Yarına dair sürekli yeni bir tanım yüklenir. Şiirin olabilmesi için de her alanda ve her açıdan birikim gereklidir. Şiirin şiir olabilmesi için; şairin hayattan, okumaktan, yazmaktan nefes nefese kalması, iyi bir göz taşıması, kalbe giden virajsız bir yola sahip olması ve kendini korkusuzca eleştirebilmesi gerektiğine inanıyorum.


Günümüzde teknoloji her geçen gün gelişiyor. Bununla birlikte internet hayatımızda çok önemli bir yerde. İnternet şiiri nasıl etkiliyor sence?
Bu bence genel bir soru olarak düşünülmeli, şiire ve bize olumlu veya olumsuz katkısı bizim izin verdiğimiz ölçüdedir. Ama mesela şu an benim dünyanın birçok yerindeki şair dostlarımla şiiri konuşmamı, şiir adına gerçekleşen faaliyetleri en kısa zamanda öğrenmemi, birbirimizin şiirinden haberdar olmamı sağlayan muhteşem bir teknoloji diye tanımlayabilirim interneti. Hem şimdi internet gazeteleri de var. Şiirin illaki kâğıtta olması gerekmiyor, önemli olan insanlara ulaşması ve okunması. Ben interneti şiir için olumlu bir gelişme olarak tanımlıyorum. Yeter ki onu doğru şekillerde kullanalım.
Dünyadaki şiir festivallerine katılmak şiirinize yansıyışını nasıl değerlendirirsin?
Farklı ziyaretler, gözünüzü ve gönlünüzü farklı resimlerle, farklı yerlerle ve insanlarla doldurmak, kendi başına önce bir insan olarak sizi öne geçirir. Seslerle, kültürlerle, dokularla, tarihlerle tanıştırır. Bu öne geçiriş elbetteki kişiliğinizle kalmaz, şiirinizin de kişiliğine olumlu şekillerde yansır. Şiirinizi sorgulamayı, şiirinizi harmanlamayı, ve kendi kültürünüze ait evrensel bir şiir ortaya çıkarmanızı sağlar diye inanıyorum.Ancak bu elbetteki ciddi bir çalışmayı gerektirir. Çünkü şiiriniz hem size, hem yaşadığınız yere hem de okuyan herkese ait olacak bir yerde durmazsa, eksiktir.














dip’ten şiir örnekleri…
geçmiş
yüzümü aynaya her uzattığımda
geçmişin kokuşmuş tortularını
uzamış kıllar gibi bulduğum
ve iki ucu birbiriyle tam kavuşmayan cımbızımla
sabırla ama bir o kadar öfkeyle
cesaretle ama bir o kadar kederle
yaşananlardan tek tek temizlenmeye
azar azar arınmaya çalıştığım zamanlar kargaşası burası

sökülseler de
anıların tenimde küçük kırmızı çukurlara
büyük kırmızı yaralara
büyük küçük mor batıklara dönüştüğü anlar bataklığı

yani sevgili beni okuyan
yani bu yazının bir şeyi olmaya soyunan
her şeyin kendisinin gidip
izlerinin bana kaldığı
o yürünmüş karlar burası

bakındığım
daraldığım
hayata üst üste hazırlıksız yakalandığım
midesiz koridorlar sahası






hissedişler
her sesi duyabiliyorum burada
mesela çiçeklerin karbondioksiti içlerine çektikleri
ya da gözlerin kapaklarını indirip kaldırdığı sesi
bir perdenin uçuşma sesi
duyuyorum hepsini

hem kimliğimde yazılı yerdeyim burada çünkü
hem de ufacık bir hücreyim evrende
hem rahmindeyim annemin
hem de dünyayı yüklenen bir anneyim
yani sevgili beni okuyan
neresiyse orası
oranın er’indeyim
öyle bir acemlikteyim
neresiyse orası
oranın en’indeyim
öyle beter bir yerdeyim ki
denilmez iyilikteyim

her şey bana rağmen burada
sormuyorlar ki neyim kimim
hangi profesör hangi mühendisim
italyada medicilerden miyim
ingilterede kraliyetten mi
prada mı giyerim pazarda mı gezerim
güney afrika şarabı içenlerden miyim
sirkeyle şerefe diyenlerden mi
reçelimi kendim mi yaparım
kolumu kıpırdatmak için birini mi ararım sormuyorlar burada

burası nasıl biliyor musun:
odadayım
odada fotoğraf
fotoğrafta hayat
hayatta anadan doğma tükürüğüm

ıslak
bir yüzleşme anı da diyebiliriz burası için
aynayla durup uzun bir bakışma hali
bir türlü geçmeyen

duyuyorum ötelediğim ne varsa
ittiğim tüm gerçekler boynumdan tutup duvara dayıyor beni

dinlenmemiş bir anne sözü gibi
fışkırıyor çıldırmışçasına her kovuktan yaşananlar

bense yağmur altında unutulmuş bir yankı gibi ıslanabiliyorum yalnızca şu yaşananlar yağmurundan
ıslanmayı hak etmiş
ya da ıslanmaktan başka elinden bir şey gelmeyen biri gibi
ıslanıyorum
kimse beni almıyor
kimse beni aldırmıyor
bir tek ‘an’ var o an yanımda
daha önce deneyimlemediğim bir his gibi sarılıyorum o yüzden ben de an’a
an ve ben birleşiyorum
hem doluyorum an’a hem küsüyorum
hem geliyorum an’a hem dönüp arkamı gidiyorum
o an hem kendisiyim kendimin hem de başkasıyım çünkü kaderimin
hem yüzümüm
hem yüzümde bağıran dünüm
hem sevip hem söven
hayatın o ümitsiz düğümüyüm
Bu haber 525 defa okunmuştur

:

:

:

: