İşte ayrıldığımız nokta…

Geçici hükümet güvenoyu aldı. Aslında “güven mi, oy mu aldı?” diye sorulsa sanırım cevap sadece “oy aldı” diye açıklanabilir.
Geçici hükümet güvenoyu aldı.
Aslında “güven mi, oy mu aldı?” diye sorulsa sanırım cevap sadece “oy aldı” diye açıklanabilir.
Ülkenin yönetim mekanizmasının çarkları bir kez daha rezillik için döndü.
“Güven” kelimesinden çok “oy” kelimesi önemseniyor bu ülkede.
Dün Sibel Siber geçici hükümetinin güven oylaması sırasında yaşananlar, adına siyaset denen fakat esasen bu ülkede siyasetle yakından veya uzaktan ilgili olmayan çıkar kavgası, kendi kendini bir kez daha deşifre etti.
Sayın Ejder Aslanbaba yine sahnedeydi.
“Bana güven oylamasında olumlu oy vermem için 7700 dolar verildi” dedi.
Ve daha neler neler söyledi.
Suçlu olarak gösterdiği taraftan ise “bizden borç istedi, komplo kurmuş” diye bir savunma geldi.
Bu tür söylemleri her dönem, her seçim ve her vekil transferinde duymak mümkün.
Ama bu derece bu olayı yaşamak bugünlere kısmetmiş.
Geçer, geçer buda geçer.
Unutulur, unutulur bunlarda unutulur.
Neler unutulmadı ki?
Engin demokrasimiz bunları da içinde hapseder.
Son zamanlarda sıkça vurguluyorum.
İlkleri yaşıyoruz diye.
Aslında yaşadıklarımız ilk değil ama çokça yaşananların su yüzüne çıkmasına tanık oluyoruz.
Bu olayla ilgili çok bir şey söylemek istemem.
Ama tüylerim diken diken oldu.
Moralim bozuldu, bütün günüm ayni düşüncelerle şekillendi.
“Neler oluyor bu ülkeye, bu rezilliklere daha ne kadar tahammül edeceğiz?”.
İnsanları arkasından sürükleyen, belli bir görüşe inandıran ya da en azından böyle olması gereken ideolojiler hiç olmazsa birbirlerine saygı duysalar olmaz mı?
Bu yarım yamalak ülke ve demokraside iktidar olmak için her türlü değeri yerle yeksan etmek, çiğnemek, birbirini ezmek, tüketmek, kutuplaştırmak ayrı bir ideoloji midir?
Kusura bakmayın ama kurduğunuz ve kiminizin ilelebet yaşatma, kiminizin de çözüm sürecine kadar kendi içimizi düzenleme adı verdiği bu yapının adı rezilliktir.
İnanın kelimeleri kullanırken seçici davranmakta zorlanıyorum.
Dün yaşanan olayın bir alış-veriş var mı? Kim istedi? Kim ne verdi? Yargıya taşınır mı? Sonuç ne olur? Hiç umurumda değil.
Nasıl bir yüz, nasıl bir ahlak, nasıl bir anlayıştır ki çıkıp bu toplumdan her tarafı dökülen, tutar yanı kalmayan, gerçek iradeyi bastıran, sadece temsili olan ve hiç ağzınızdan düşürmediğiniz demokrasi kelimesini sadece kelime olmakla bıraktığınız noktada güven isteyeceksiniz?
En başta bu ülkenin kaderini zaten sizler yönlendirmiyorsunuz.
Yapacağınız iki kuruşluk işleri de balı tuttukça yüzünüze gözünüzü ve her yerinize bulaştırdınız.
En kötüsü yine hiç yüzünüzü yere eğmeden insan içine çıkacak olmanızdır.
“Kıbrıslı Türkler” genel tanımına bu kara lekeyi sürdüğünüz ve hala daha bu durumu sürdürdüğünüz için ben kendi adıma utanıyorum.
Ve de tarafsız, objektif ve bu köşeyi kullanmaktaki esas amacımdan uzaklaşmamaktan açıkçası zorlanıyorum.
Son birkaç yılda gördüklerimiz, duyduklarımız ve tanık olduklarımızdan gerçek anlamda midemiz bulanır oldu.
Ne acıdır ki bu yaşananlar ve önümüzde duran tablo toplumun da aynasıdır.
Tüm söylem ve yazdıklarım için genelleme yapmıyorum.
Fakat işin gerçeği bu yaşanan rezil ve utanç abidesi olaylar toplumunda önemli bir kesimini temsil ediyor.
Herkes bir şeyleri koparmanın peşinde.
Tanınmayan bir ülkede rant kavgası.
Kırk yıldır bitmeyen denizinden hala daha pay alma uğraşı.
Biz kendi içimizde iki bala samanı iki eşeğe pay edemezken bir de Kıbrıs’taki haklarımızdan, eşit egemenlikten, yönetimde söz sahibi olmaktan dem vuruyoruz.
Özgür ve hür yaşıyoruz ya sözde, geriye dönmemek ve yıllar öncesinde yaşanan acıları tekrar yaşamamak için kurduğumuz düzene bak!
Bu düzen için yıllarca acıyı bal eğleyenlerin kemikleri sızlıyor bugün.
Keşke onlar gibi onurlu bir amaç uğruna acı çekseydik.
Hiç olmazsa acılarımızın ve yaşadıklarımızın bir anlamı olurdu.
Son yıllarda iktidar denen eğreti yapı iradenin başkasında ve benden olanlar-olmayanlar ayırımının bu ülkenin gerçeği olduğunu ortaya koyarken içine düştüğümüz çirkefin de iliklerimize kadar sızdığını göstermiştir.
Hamasetin, kahramanca nutukların, ideolojik kandırmaca oyunlarının maskesi düştü artık.
Artık krallar da onların yaverleri de çıplak.
Üzücü olan bu yazının yazıldığı yerde kalacak olması.
Bu toplumun bunları hiç yaşanmamış gibi yenileri yaşanana kadar unutacak olması.
Üzücü olan Rumlar dediğimiz Kıbrıs Cumhuriyetinin bugün Türkiye de uluslar arası spor organizasyonlarında temsil edilirken ve bundan kimse rahatsızlık duymazken, bu ülkenin çare üreticisi konumunda olanların saçma sapan koltuk kavgalarına bir ülkeyi heba etmesidir.
Kavganız hepinize hayırlı uğurlu olsun.
İşte ayrıldığımız nokta burada.
Bizler bu ülkenin, taşı, toprağı, insanı, denizi, dağı, doğası, yolları, köyleri, şehirleri için üzülürken sizler bunlara kendi çıkarlarınız için hükmedemediğinize üzülüyorsunuz.
Ve tek kelimelik bir son söz “yazıklar olsun”.
Bu haber 608 defa okunmuştur

:

:

:

: