Yazmayı seviyorum.

İstediğimiz iyi sağcı veya iyi solcu değil

İstediğimiz iyi sağcı veya iyi solcu değil

Yazmadığım zamanlarda kendimi bir şeyleri eksik bırakmış gibi rahatsız hissediyorum.
Bilgisayar karşısında klavye, tuşlar, harfler, cümleler ve hayat bulan düşüncelerle ve de bu düşünceleri başkalarıyla paylaşmak bambaşka bir şey.
Son günlerde yaşanan bazı olaylar gerçek sorunlarımızın önüne o kadar geçti ki artık yazmaktan da şüphe etmeye başladım.
Gündemden uzaklaşmak belki çare olabilir.

Fakat nasıl ve nereye kadar?
Umutlarınızı, beklentilerinizi, hayatınızı ve geleceğinizi emanet ettiğiniz bu ülkenin durumu ortadayken bunu düşünmeden yaşamayı becermek kolay mı?
“Siyasetteki çürümüşlük…” diye başlayan cümleler kurmak istemiyorum.
Hatta mümkünse başka konularda kelimelere hayat vermeyi deniyorum.
Aslında açık ve net olarak sözün bittiği noktadayız.
Bir siyasi partinin kurultayıyla başlayan seviyesizlik ve entrikalarla, oyunlarla devam eden iktidar kavgası en sonunda rezalet noktasında şimdilik durdu.
Son yaşanan olayı, ismi geçenleri ve dedikodu mekanizmasına takılanları anmayacağım.

Onlara hak ettiklerinden daha fazla değer vermeyeceğim.
En önemlisi kendi değer yargılarının onlar için verdiği hükümdür.
İlgili olayda biraz saygı ve insan sevgisi olan kim olursa olsun derhal olduğu makamı bırakır ve kendini yargıya teslim eder.

Bu noktada herkes mutlaka ki haklı olamaz ama adı geçen herkes derhal istifa etmeli ve 28 Temmuz da bu halkın karşısına hiç olmazsa başı daha dik çıkmalı.
Umarım yargı en erken zamanda kararını verir.
Ve yine en büyük dileğimdir ki bu olayın sonu da daha önce yaşananlar gibi olmaz.
Sözün bittiği yerdeyiz dedik ya bundan sonraki süreç her anlamda eskisi gibi olmayacak.
Olmamalı da.

Ulusal Birlik Partisinde ki kurultay ve güç kavgasının yarattığı iktidar kaybı, yeni oluşumlar ve kişisel çatışmalar ortamı büyüyerek devam ediyor.
Ve maalesef çok çirkin ve seviyesiz geçeceği belli olan bir seçim süreci yaşayacağız.
Bu noktada herkese çok önemli görevler düşüyor.
Herkesin ağzından çıkanla, kulağının duydukları arasında çok iyi bir denge kurması gerek.

En başta istenen ve artık özlenenler listesinin başını çeken beklentilerimiz var.
Ki bu beklentiler çok mümkün olmayacak kadar uzak da değiller.
Bütçe ve ekonomik durumla ilgili de değildir bunlar.
İnsanca yaşamak ve hak ettiğine hak ettiği oranda sahip olma arzusudur.
Dürüstlüktür, sosyal adalettir, özgürlüktür, fırsat eşitliğidir, kendinden olmayanlara karşı saygıdır ve en önemlisi toplumsal dayanışmadır.
Bunları inşa edecek gerçek iradelere ihtiyacımız var.

İyi sağcı veya iyi solcu istemiyoruz artık.
Modern, çağdaş, ne konuştuğunu bilen, ne konuştuğunu duyan ve anlayan, geçmişte yaşayan değil, geleceğin analizini yapabilen cesur insanlar istiyoruz.
Bunları talep ederken de adam yerine konmak istiyoruz.
Öncelikle bizleri adam yerine koyanların, gittikleri yerde adam gibi muamele görmelerini istiyoruz.
Siz kendinizi, kitlenizi bir bütün olarak insanınızı insan diye saymaz, değer vermez, adam yerine koymazsanız, kimsenin de sizi ya da kitlenizi veya toplumunuzu adam yerine koyma niyeti olmaz.
Bunlar için çabalamak varken, sırtını deniz aşırı talimatlara, anlamsız hamaset nutuklarına, anavatan-yavru vatan edebiyatına bağlamanın modası artık geçti.
Dünya değişiyor, insanlar, nesiller, beklentiler değişiyor.
Ve belki de bunu bizlere fark ettirenlere, bu rezilliklerin yaşanmasına sebep olanlara teşekkür etmeliyiz.
Siyaset denen ve yılların biriktirdiği pisliği dibinde barındıran bu bulanık çirkef artık tüm pisliği suyun üzerine çıkarıyor.
Bizzat bu çirkef suyunun içinde kirlenenler tarafından.
Bu yapının son şansıdır 28 Temmuz seçimi.
Bir sonraki böyle olmayacak.
Yaşadığımız bir sancı sürecidir aslında.
Yaşadığımız bu sancılı süreçte, sancı devam ederken, doğacak bebekte görülüyor.

Bu haber 607 defa okunmuştur

:

:

:

: