UBP gerçek rakibini unuttu…

Son yazımda şu satırlara hayat vermiştim;
Son yazımda şu satırlara hayat vermiştim;
“…maalesef çok çirkin ve seviyesiz geçeceği belli olan bir seçim süreci yaşayacağız.
Bu noktada herkese çok önemli görevler düşüyor.
Herkesin ağzından çıkanla, kulağının duydukları arasında çok iyi bir denge kurması gerek.
En başta istenen ve artık özlenenler listesinin başını çeken beklentilerimiz var.
Ki bu beklentiler çok mümkün olmayacak kadar uzak da değiller.
Bütçe ve ekonomik durumla ilgili de değildir bunlar.
İnsanca yaşamak ve hak ettiğine hak ettiği oranda sahip olma arzusudur.
Dürüstlüktür, sosyal adalettir, özgürlüktür, fırsat eşitliğidir, kendinden olmayanlara karşı saygıdır ve en önemlisi toplumsal dayanışmadır.”
Yine maalesef diyerek devam edelim.
Görünen o ki son üç yılın iktidar gücü de, bu güçle mücadele etmeye çalışanlarda yaşananların hiçbirinden ders almamış.
Suçu ve sorumluluğu hep başkasında arama telaşı gibi bir psikoloji içinde haklı çıkma mücadelesi var üstelik amansızca.
Pazar günü yaşanan olayı tekrardan konuşmak ve yazmak istemem.
Hatta bu konuda kendime sözüm var.
Yine söyleyeyim, bu olaya ve yaşatanlarına hak ettiklerinden fazla değer vermemek gerek.
Asıl endişe bu olayla devam eden ve son üç yıldır ibretle izlediğimiz kin, nefret, öç alma gibi tehlikeli unsurların artık kuzey Kıbrıs’ta siyaset denen çirkefin en belirgin özelliklerinden olmaya başlamış olmasıdır.
Peki, bitti mi?
Asla, daha yeni başlıyor.
Rüşvet iddiasıyla ilgili ortalıkta dolaşan ses kayıtlarının yenilerinin, olayın diğer tarafında olanlar tarafından açıklanması an meselesi.
Bizzat Sayın Serdar Denktaş elinde ses kayıtlarının olduğunu ve günü gelince bunları açıklayacağını söylemişti.
Ve önümüzdeki tabloya bir bakınca şunu görmek çok kolay;
Ulusal Birlik Partisi yönetimi ve Sayın İrsen Küçük seçim stratejisini ve kampanyasını tamamen Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu ile DP-UG üzerine kurdu.
Bu strateji ve kampanya kurultay dönemini aratmayacak.
Ulusal Birlik Partisi yine kendi ile kavga edecek bir yerde.
Aslında UBP iktidar yolunda mücadele etmiyor.
Sadece bir yanını sindirmenin ve tarihin hesabını görme adına odaklandırmış tüm enerjisini.
Adeta kurultay bitmemiş gibi bir süreç yaşanıyor.
Sayın Küçük’ün mücadelesi UBP ve yeniden iktidar için değil.
Sayın Küçük kendi iktidarı için mücadele ediyor.
UBP ve DP-UG sağın iki önemli ve birbiri içinden çıkmış, üstelik hala daha birbirinden ayrılamayan partiler olarak birbirinin ayağını kaydırmak için uğraşıyor.
Bu uğraş 28 Temmuza doğru hızlanarak artacak.
28 Temmuz seçimi her anlamda farklı olacak bunu defalarca dile getirdik.
Daha önceki seçim dönemlerinden önemli bir fark daha var.
Ulusal Birlik Partisi her seçimde ilk iki içinde olan bir alışkanlığa ve güce sahip.
Fakat bu defa kurultaydan kalan hesaplar bir şekilde kapatılamadığından ve hala daha parti içi iktidar hesapları yaşandığından siyasi arenadaki gerçek rakip unutuldu.
Unutulan sadece gerçek rakip değil elbette.
Yapılan yanlışlıklar, başarısızlıklar, siyasi çıkar için kullanılan devlet olanakları, istihdamlar, vatandaşlıklar, LTB olayı, petrol dolum tesisi ısrarı, Türkiye ile bozulan ilişkiler ve daha neler neler.
Hepsi unutuldu ya da unutulmak isteniyor.
Şuan UBP yönetimi dışındaki herkes suçlu konumunda.
Bir “dış mihraplar sendromu” yaşanıyor.
Bir paranoya durumu hâkim UBP yönetiminde.
Uygulanacak seçim kampanyalarında hedef Cumhurbaşkanı ve partiden ayrılan yedi milletvekili olacak.
Amaç ise başarısızlıkları örtüp iktidar değil ama hiç olmazsa bir köşesinden ortak olmak.
Bu partinin bölünmüşlüğünden, hükümet olarak başarısızlıklardan, kurultay sürecindeki ayrılıkçı tutumlardan, partililer arasında uygulanan çifte standarda kadar birçok fiyaskoyu herkes görmezlikten geliyor.
Özeleştiri ve yapıcı bir tutumla zararın en karlı yerinden dönmek varken, her türlü etik değer yerle bir edilerek önce rakip yaratılıyor sonra da o rakip yok edilmek için her şey mubah sayılıyor.
Gerçek rakip unutuldu demiştim ya.
UBP’nin siyasi anlamdaki gerçek rakibi CTP’dir.
Rakip derken anlatmak istediğim elbette siyasi arenadaki mücadeledir.
Ve bugün yaşananlarla Sayın Küçük ve ekibinin sadece DP-UG ve de Sarayla uğraşması iktidar yolunda tek rakip olarak bu unsurları görmesi parti olarak büyüme iddiasında soru işaretleri yaratıyor.
UBP üst kademesi şimdiden iktidarı ya da iktidarın büyük ortaklığını sanki CTP’ye bıraktı.
Sarayla uğraşmanın Saray tarafı elbette var.
O nokta da elbette pek masum değil.
Ama bu süreçte Sarayla uğraşmak erken genel seçimlerden çok Sarayın seçimine odaklanmayı gösteriyor.
Bu kavganın yarattığı yıkım sadece kendi sınırları içinde kalmadı.
Yediden yetmişe, taraflı tarafsız herkes bu kontrolsüz kavganın zararını gördü ve halen daha görüyor.
Tüm bunlar ilerleyen günlerde artan dozlarla devam edecek.
Kurultay sürecinde yaşanan ve hemen hemen herkesin her kesimin bir köşesinden içinde olduğu seviyesiz, bel altı, sınır tanımayan karalama operasyonları gündemden düşmeyecek.
Yargıya, kurumlara, basına her gün yeniden ve yenilenerek artan baskılar, spekülasyonlar ve söylenmekte sınır tanımayacak sözler, açıklamalar bizzat tecrübe ettiğimiz çirkinliklere çirkinlik katacak.
Söylediğim gibi UBP üst kademesi CTP ile yarışı başlatacağına kendi kavgasını büyütmenin ısrarını devam ettiriyor.
Bu durumdan şikâyetçi olmayan tek parti şüphesiz CTP’dir.
Bu haber 844 defa okunmuştur
  • yılmaz dinç  lefkoşa - 28.06.2013 Kendi başarısızlıklarını yıkacak ve seçimde almaları olası kötü sonuca suçlu bulmak ve bunları eroğlu ile kaşif gurubuna yıkmanın yöntemini bu şekilde buldular.

:

:

:

: