Genç kime denir?

Gençler! Gelecek sizin!
Gençler! Gelecek sizin!

Sözlükleri açıp bakıyorum… Genç kime denir? Yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı… Bu konuda yine TDK sözlüğü Anayasa’dan çok güzel bir örnek vermiş:
“ Devlet, istiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin, müspet ilmin ışığında yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.” (s. 836)
Daha alt satırlarda tanıma devam ediliyor.
GENÇ: Gençliklerindeki özellikleri koruyan, dinç…
Bir başka tanımsa şu: Yeni gelişmekte olan, kısa geçmişi olan: Çok güzel de bir örnek var.
“ Atatürk’ün tabutu arkasında ağlayan on beş milyon Türk’ün yaşadığı genç Türkiye mutluydu.” Burhan Felek
Bu konuda herkes birbirine yakın tanımlar yapabilir elbette… Sonuç gençler, gençlerimiz…
Onlar yaşamımızın her anında, her evresinde yanı başımızdalar. Ailemizde, işyerimizde, hayatımızın içinde… En önemlisi de geleceğimizdeler…
Bizim için anlamları büyük… Her yerde onlar adına durmadan planlar yaparız… Daha bebekken hayallerimizin yüzü onlara dönüktür:
Büyünce ne olmalı?
Erkekse hangi takımı tutmalı?
Ne giymeli?
Nasıl davranmalı?
Nerede okunmalı?
Hatta, bizden sonra nasıl yaşamalı?
Hangi evde oturmalı?
Mümkün olsa cam bir kavanoz içinde tüm dert ve sıkıntılardan uzak yaşatmayı kurarız.Elbette onları çok sevdiğimizden…
YILLARCA GENÇLERLE…

Öğretmenliğimin tam 41. yılındayım. Dile kolay tam kırk bir yıl… Siz anne- baba olabilirsiniz… Ama hem anne olmak hem de öğretmen olmak ayrı şeydir… Hele de benim gibi mesleğine aşık bir öğretmenseniz işin rengi daha da değişir.
Sizi yetiştirenlerle, sizin yetiştirdikleriniz arasında kıyaslamalar yaparsınız… Çağa bakarak onları bilmediğiniz bir geleceğe taşıma görevi sizi tedirgin eder. Her adımda :
Doğru mu yaptım?
Eksik bilgim mi var?
Gençlerin davranışları daha güzel nasıl olmalı?
Hayata atıldıklarında nelerle karşılaşabilirler?
Onlara güzel örnek olabiliyor muyum?
Benzer sorularla boğuşup durursunuz… Her yıl sınıfınızda yer alan yeni öğrenci için tasalanırsınız… Hem de kendi çocuğunuz için duyduğunuz kaygıya benzer şeylerle…
YILLAR SONRA GENÇLER…

Aradan geçen onca yıla rağmen görür görmez tanıyıveririm. Gülümseyişlerinden, bakışlarından, toparlanıverişlerinden… Bazen soyadlarından bazen adlarından… Bazen yürüyüşlerinden bazen saçlarını savuruşlarından, ya da seslerinden…
Onlar da beni… Ben çok değişmemişimdir, onlara göre… İltifatlar ederler… Gözlerim dolar… Onlarla gururlanırım… Onurlanırım… Karşılaşma sonrası birkaç gün hep onu ya da onları anlatırım mesela…
Her birinde bir ya da birden çok anı bırakmışımdır…
Bellapais’teki bir konser arasında eşini kolundan tutup bana getiren, beni gururla tanıştıran kızım Bahar mesela… Gerçek nezaketin, ışığı söndürüp yatağa girdiğinde esnerken ağzını kapatmak olduğunu benden öğrenen kızım…
Ankara’da doktor İlknur, ona çöpten adamlar çizerek anlattığım dilbilgisi derslerini ne kadar çok sevdiğini anlatır durur…
İsveç’te yaşayan Taner, çocuk hayranlığını bugüne taşımayı bilmiş, dilimin anası öğretmenim der durur…
Avukat Kemal, hala sık sık arayıp hatırımı sorar, bana mesleğimin 40. yılında tören hazırlamıştır arkadaşlarıyla…Bugün Çankaya Belediye Başkan Adayıdır… İnsan haklarının baş savunucusudur…
Ne zaman alo desem, telefonu “Sizin için yapabileceğim bir şey var mı Ayşe Hocam?” diye açan Alişan’ım…
Aklına geldiğinde binbir özürlerle hatırımı soran Pınar kızım…
Yıllar önce “Size teşekkür borcum vardı, Ayşe Hocam…Oğlumu çok iyi yetiştirdiniz…” diyen bir öğrencimin annesi…
Facebook’ta her fırsatta sevgilerini yazan, anılarında olduğum yüzlerce öğrencim…
“Beni hayata bağladınız…Yüreğimde parmak iziniz var…” diyen yüzlerce üniversite öğrencisinden biri Fatma…
“ Ben salep içmeyi sizden öğrendim…” diyen Bahar kızım…
“Yaşama sevincinizi bize aşıladınız…” diyen Eliz…
“ Sizi annem kadar severdim, o da kıskanırdı…” diyen Cahit
“ Ayşe Öğretmenime benzeyen bulmazsam asla evlenmem…” diyen Hasan…
Bunlar sadece birkaçı… Ve ben bunları anlatırken gözlerim doluyor… Sevginin gücü inanılmaz çünkü… Tıpkı onlara bakarak yazdığım şiirler gibi…
ÇOCUKLARIM
Sevgim size çocuklar
Gönlüm size
Barışı sevin
Mutluluk tacı olsun yaşamınızın
Gülücükler uçurun birbirinize…
Sevin, sevilin
Hoş görün yanlışlıkları
El ele verin…
Yeniden yaratın dünyayı…
Çünkü
Bir pırıltıdır yaşamak…
( Sevgileri Yarına Bırakma, 1998)
Ballandıra ballandıra anlatılır, o yıllara duyulan özlemle…Neler yoktur ki!
Anlattığım öyküler…
Verdiğim akıllar…
Hayatlarına çektiğim çizgiler…
Yüreklerinde kalan parmak izlerim…
İşte böyle anlarda toplumunu seven, gençleri yetiştirmekten mutluluk duyan, Atatürkçü, idealist Ayşe Öğretmeni yetiştiren öğretmenlerimle, ailemle, bende izi kalan herkesle içten içe anlatılmaz bir gurur duyarım…

YAŞAMA BAKIŞ AÇIMIZ VE GENÇLERİMİZ…

Şimdi sahnede siz olmalısınız gençler! Sıra sizin…Yaşamınızı şekillendirin bakalım… Bizler size ne öğrettikse şimdi uygulama zamanı…
Hepimiz, yaşamın bir ucundan tutuvermişiz uçurtma misali… Bir o yana bir bu yana uçarak hatta savrularak yaşama tutunmaya çalışıyoruz.
Ne kadar insan varsa, neredeyse bir o kadar da yaşama bakış ve yaşamı farklı algılayış var. Yaşarken içinde bulunduğumuz toplumun kurallarını, sosyal yapısını ve öz değerlerini hiçe sayamayız. Onlara da olabildiğince saygı göstermek zorundayız.
Öte yandan yaşamımızın güzellikler içinde geçmesi için, huzur ve maddesel zenginlik arayışımız da sürüyor…
Unutmayın ki, her zaman toplumsal çıkarlarınız kişisel çıkarlarınızın önünde yer almalı… Kararlarınızı alırken buna çok dikkat etmelisiniz… Bizler hatalar yapmış olabiliriz… Onları da fark edin ve eleştirmekten korkmayın… Eleştirmek de saygıyla yapılmalıdır ama…
• Lütfen bu şiiri birkaç kez okuyun… Yüreğinizle okuyun ama…
ÇOCUKLARINIZ
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Yaşamın kendisini özleyişinin kız ve erkek evlatlarıdır.
Sizin aracılığınızla dünyaya geldiklerama, sizden gelmediler.
Yanınızda olmalarına karşın, sizin malınız değil onlar.
Onlara sevginizi verebilir, oysa düşüncelerinizi veremezsiniz:
Çünkü kendi düşünceleri var.
Eviniz onlara barınak olabilir
Ama ruhlarının barınağı olamaz;
Çünkü, onların ruhları YARINın evinde yaşar
Ve siz bu evlere konuk bile olamazsınız
Düşlerinizde bile…
Onlar gibi olmak için büyük çaba harcayabilirsiniz, ama
onların sizin gibi olmalarını istemeyin;
Çünkü yaşam ne geriye gider ne de oyalanır,
dünün olaylarıyla…
KAHİL GİBRAN
ÖYLEYSE SİZ GENÇLER!
Bu yaşam denizine, hatta yaşam okyanusuna balıklama dalamazsınız. Önce donanımlı olmalısınız. İşte bu noktada önce kendinizi gözden geçirmelisiniz. Aile, okul ve çevre üçgeninde gelecekte size gerekli olan deneyimlerinizi arttırmalısınız. Neler mi bunlar? Öncelikle kendinizi tanımak… Eksiklerinizi bulmak ve o yönünüzü güçlendirmek…
“ BEN KİMİM? “
sorusuna cevap aramakla başlayabilirsiniz işe…
Benim hangi özelliklerim var?
Bunların kaçını geliştirebilirim?
Geliştirmek için hangi çalışmaları yapmalıyım?
Ben nasıl bir insan olmak istiyorum?
Toplumda söz sahibi olan, hedeflerine odaklı, kararlı, sevecen, özverili…
Hedeflerim neler?
20 yaşıma geldiğimde, ne yapıyor olacağım?
Hangi üniversitede eğitim görüyor olacağım.
Ya 30 yaşımda mesleğimin zirvelerine doğru yol alıyor olmalı mıyım?
40 yaşımda nelere sahip olacağımı ŞİMDİDEN tasarlamalıyım. Kısacası hayatınızı programlamalısınız. Tıpkı bir bilgisayar programcısı gibi…
Ana çizgileri belirlediğinizde, başarıya odaklandığınızda, onu renklendirmek o kadar kolay ki! Bu neye benziyor biliyor musunuz? Kocaman bir eve sahipsiniz… Size, evin içinin döşenmesi, renk seçimi, aksesuarlarını almak kalmış… Zaten işin en zevkli yanı da burası…
BAŞARI, size mutluluğu da zenginliği de, ruhsal ve bedensel gücü de getirecektir inanın bana. En çok da YAŞAMA SEVİNCİNİ…
BİLİNİZ Kİ:
Biz aileleriniz, öğretmenleriniz, yaşamınızda şu ya da bu şekilde etkili olmuş, size şekil vermiş herkes sizinle GURUR duyuyoruz…
Her zaman AKILLI,
BİLGİLİ,
İNSANI SEVEN,
KENDİYLE ve
ÇEVRESİYLE BARIŞIK GENÇLER… olmanıdan gurur duyacağız. Sizi çoook seviyoruz ve size güveniyoruz…..
Bu haber 324 defa okunmuştur

:

:

:

: