Hem ekmek bütün hem karnımız tok olmaz

Dün sabah Lefkoşa da bir markete girdim.
Dün sabah Lefkoşa da bir markete girdim.
Lefkoşa da en büyük ve en köklü marketlerden biri.
Alış veriş sırasında hemen yanımda duran birisinin telefon konuşmasına tanık oldum.
Elbette birilerini gizlice dinlemek gibi bir alışkanlığım yok.
Bu dinleme istemeden meydana geldi.
Şöyle diyordu genç adam “Abi ben buradayım. Annem gelmedi. Ben oy verebilirsem seve seve. Birlisin seni severiz, istersen kimliğimi getirebilirim.”
Telefon konuşması “görüşürüz abi” sözleriyle sona ererken ben de marketten çıkmak için önce kasaya oradan da çıkış kapısına doğru yöneldim.
Seçmen kesiminin sandığa gidip gitmeme noktasında ikilem yaşadığı 28 Temmuz seçim sürecinde birileri harıl harıl çalışıyor diye düşündüm.
KKTC’de şuan geçici bir hükümet var işbaşında.
Daha öncede hem söyledim hem de yazdım.
Geçici hükümetten çok fazla beklenti haksızlıktır.
Yıllardır yapılmayanları bir anda yapacak sihirli değnek kimsede yok.
Geçici kabinenin toplum nazarında kısa süre olmasına rağmen kredi notu açık ve yüksek.
Sebebi ise sadece Sayın Başbakan dışında hiç kimsenin seçim ve seçmen derdinin olmaması ve bunu da sınırlı icraata yansıtmalarıdır.
Popülizmden ve iş yapma anlamında atılacak her adımda birilerini kırmama düşüncesi ile hareket etme zorunlulukları yok.
Elbette şeffaflık noktasını da es geçemeyiz.
Devlet çalışanlarının maaş ödemelerinin yapılıp yapılmayacağı konusunda önemli bir tartışma yaşandı geçici hükümetin göreve gelmesiyle.
Maaşlar sıkıntılı bir süreçten sonra ödendi.
Bir taraf bu süreci belden aşağı vurma ve bir eleştiri konusu yapmaya çalışırken birileri de bunun savunmasını yapma noktasında karşı bir atak geliştirdi.
Ne kadar gülünç durumdayız.
Kendini devlet çalışanlarının maaşlarını ödemeye adamış bir devlet yapımız, bizim dışımızda hazırlanan ekonomik paketleri uygulayıp, uygulamama tartışmaları ile şekillenen parti programlarımız ve bunları başarı sayan hükümet anlayışlarımız var.
Maaşlar bir gün gecikmişse ne var ki bunda?
LTB çalışanları aylarca maaş alamadı ki halen iki aylık alacakları var.
Banka kredileri mi, kredi kartları mı, çeşit çeşit taksitler mi, neler geri kalmadı ki?
Sonra bu ülkede sadece devlet çalışanları mı var?
Asgari ücretliden, esnafa, özel sektör çalışanına halinden memnun olan yok.
Hayvancılar, çiftçiler, süt parası bekleyenler hiç akıllarda gelmiyor.
“Kendi kendimizi yönetip, evimizin efendisi olmak istiyoruz” diyen bir toplumun maaşını gününde almamaya da bundan fedakârlık etmeye de hazır olması lazım.
“Kıbrıs Türk toplumunun parasına dokunulduğu zaman sesini çıkartır” düşüncesini yıkmak herkesin görevidir.
Hem ekmek bütün hem de karnımız tok olmaz.
Sürekli seslendiriyoruz ve 28 Temmuz seçimine kendi açımızdan anlamlar yüklüyoruz.
Bu şekilde gitmiyor ve gitmeyecek.
Bilinen bir hikâyedir;
Zamanın birinde zengin bir köy ağası yanına kâhyasını da alıp şehre gitmek için yola çıkar.
Araçları at arabasıdır.
Ağa kasıla kasıla “bu at bu araba kimde var be?” Diye düşünür.
Kâhya ise bambaşka bir âlemde ve düşüncededir.
Ömrünün sonuna kadar uşaklık yapacağı düşüncesi hiç aklından çıkmaz.
Köyün dışına çıkınca ağa arabayı durdurur ve kâhyaya sorar;
“Kâhya bu arabanın senin olmasını ister misin?”
Kâhya “benim param yok ağam” diye cevap verir.
Ağa “para istemiyorum bu atın dışkısını yersen sana bu arabayı vereceğim” der.
Kâhya atın dışkısını yer ve arabaya sahip olur.
Ağa elbette pişman olur ve arabayı geri almaya kararlıdır.
“Kâhya bana bu arabayı satar mısın?” Diye sorar.
Kâhya “arabayı satmam ama bu atın dışkısını yersen arabanı geri veririm ağam” der.
Ağa atın dışkısını yer ve arabasını geri alır.
Kahya gülmeye başlar.
Ağa bunun sebebini sorunca;
“Ağam köyden çıkarken araba senindi, şimdi köye dönüyoruz araba yine senin o zaman biz bu haltı niye yedik?”
Yani bir seçim süreci yaşıyoruz ve hala tatmin edici bir plan ve düşünceye tanık olmadık.
Erken erken seçim diyerek kapımıza dayanan bu süreç geçmişle aynı olacaksa ne anladık bu durumdan.
Maaş ödemesi ve paket uygulanması arasında şekillenen ve başka argümanı olmayan siyasi partiler bir çıkmaz sokakta bile bile gider gibi bir noktada.
“Bizim zaten kendi programımızı kendimiz yapmamız gerek. Bunu söylüyoruz. Bu süreçte eğer erken seçim öngörülürse ki biz bunu zorlayacağız. Bu paketi çekmeleri gerek. Yani hükümetten gitme durumu olan bir partinin kendinden sonraki hükümetleri bağlayacak bir davranışta bulunmaması gerek. Bu paketi Kıbrıslı Türklerin yapması lazım. Aksi takdirde uygulanması mümkün olmayacak. Tüm kesimlerin katkı koymadığı bir programın uygulanması sıkıntılı olacak. Kıbrıslı Türklerin her daim sıkıntılı dönemler yaşamak gibi bir mecburiyeti mi var? Bana göre yoktur.”
Bu sözler CTP Başkanı Sayın Özkan Yorgancıoğlu’nun.
Daha önce bir mülakat yapmıştık.
Açıkça sormak lazım Ercan Havaalanı yeniden bu topluma verilecek mi?
Özelleştirilme karşısında ki tavrınız net ve toplumsal duyarlılığa cevap verecek noktada mı?
Bu sorular akılları kurcalayanlardan sadece bazıları.
Ve aynilerini sırası geldikçe tüm siyasi partilere soracağım.
Özet olarak değişmesi gereken ve de beklenti olarak karşınızda duran sorunları düzeltemeyecekseniz biz bu işten ne anladık?
Bu haber 526 defa okunmuştur

:

:

:

: