Kıbrıs’ım Güzel Adam…

Bir ülke neden, nasıl bu kadar sevilir…
Bir ülke neden, nasıl bu kadar sevilir… İnanın hiçbir fikrim yok… Bazı duygular, çok içten gelir ve biz onun neden’ini, niçin’ini sorgulamayız bile…
Aslında neden aşık oluruz’a benzedi değil mi? Duygular, mantığa vurulduğunda yavanlaşır ya hani… Aynen öyle…
1975 yılının eylül ayında bu topraklara bastığım zaman, büyük bir ciddiyetle yüreğimden söz vermiştim: Yurt edineceğim, nefes alacağım, suyunu içeceğim bu yerleri ve insanını ÇOK SEVECEĞİM diye… Sözümde de durdum. Benimsedim, hoş gördüm, emek verdim… Bunların sonucunda da gerçekten hep huzurlu ve hep mutlu oldum.
Aslında biz gittiğimiz yerlere KENDİMİZİ götürürüz… Duygularımızı, düşüncelerimizi, hayallerimizi… Oraya kök saldıkça da yeni yerine alışan bir AĞAÇ gibi, büyürüz, güzelleşiriz…

BIRAKIN BENİ
bir şafak vakti
Afrodit’in adasına
ak köpüklere bırakın beni…
sandal ağaçlarından olsun
mutluluk salıncağım
portakal güneşleri doğsun yüreğime…

yaseminlerden taç yapın
tuz kokan saçlarıma
fesleğen kokulu çamaşırlar sallansın
serin evlerin taşlıklarında
eski meselleri anlatsın Ali Dayı
hasır sandalyesinde…

bir öğle uykusunda
çıt çıkarmadan dolaşırım
Arasta sokaklarını
şurası Büyükhan hele bir bakın
gölgesinde dinleneyim Selimiye’nin
Sarayönü’nde yem atayım güvercinlere…

uzayan gölgelerinde ikindi serinliğinin
Arabahmet’te kapı önünde
Cemaliye Aba’nın orta şekerli kahvesine
konuk olayım gönlümce…

gecetütenlerim dansederken
Beşparmaklar’dan insin çam kokuları
Akdeniz Akdeniz olalı
böyle sevilmedi yürekten, bilsin…

bırakın bırakın beni
gözlerim ADA’mda kapansın sonsuzluğa
masmavi göğün altında
ebedi yolculuğa
çıkayım bu topraklarda…

ŞİİR YOLCULUKLARIM…

Çocuk yaşlarda başladığım şiir yolculuğum, Kıbrıs’ta anlam kazandı, büyüdü, olgunlaştı ve meyveye durdu… Bugün sayısı 13 ü bulan kitaplarımı burada yaşarken hazırladım… Üstelik dünyada 17 dile çevrilmiş şiirlerim, çeviri kitaplarım var… Ne mutlu bana… Cennet gibi bir ADAda, AFRODİT’in ADASI’nda yaşama ve yazma fırsatım oldu…
Yaşamın rüzgarlarına kapılıp, razı gelip de hayatınızı sürdürürseniz; hayatla kavga etmek yerine onunla DANS ETMEYİ öğrenirseniz, eninde sonunda siz kazançlı çıkıyorsunuz… Bunu deneyerek, yaşayarak öğrendim…

KIBRIS
Aşkın bitmeyen söylencesinde
Bebeklerini uyutur
Yüzyılların annesi…
Yakıp tüketir
Gizemsel ateşi AFRODİT’in
Eritir Kıbrıs topraklarını
Tensel dokunumda ürpertiler…

Doğa
Tanrı’nın doğurgan kızıdır
Beşparmaklar’da…
Ey zaman!
Bir ağıt da sen yak…
Belki duyar sesini
Paslı uykusunda yüzyıllar…
Sağır gözler
Kör ağızlar…
Zincire vurulmuş sevgiler…
Uyan ey insanlık!
Uyan!..

Kıbrıs’ta uzun yıllar Lefkoşa’da yaşadım… Her sokağını, her taşını neredeyse ezbere bildim. Üç yıldır da Girneliyim… Çok da mutluyum…
LEFKOŞA GECELERİ
El ayak çekilince
Kuşbakışı bakarım sana…

Yüzyılların paslı uykusunda surlar
Ruhlar dolaşır kuytularında…
Bir el
Yıkıldım yıkılacağım diyen
Eski konakları okşar…
Merdiven basamakları gıcırdar
Uzun eteği sürünür
Çağ öncesi gelinin…
Gizlice süzülür sokaklara
Dudaklarında gizemli bir melodi…
Ay ışır gökyüzünde
Gecenin bilmecesini döker
Lefkoşa’nın üstüne…
Bir kuytuda aşıklar fısıldaşır
Aynı öykülerdir Ademle Havva’dan gelen…
Perdesi uçuşan evde
Bir bebek ağlar…
“ Hişt!...” diyen sakin sesi annenin
Uzanır sıcacık eli…
Bir kol sarılır uykusunda
Sarmalar
kucaklar
Sıcacık bir bedeni…
Gölgeler
Birken iki olur…
Yıldıza keser gökyüzü
Ayın yüzüne tülünü çeker bulut
Yarınların buğusundan…

Bir yer nasıl anlatılır? Sevdiğiniz, değer verdiğiniz, sizin olan…

LEFKOŞA’DA SABAH

Gün
Beşparmaklar’ı
Bir arpa boyu aşıyor…
Sabah dinginliği
Sarıp sarmalıyor ruhumu…
Serinliğinde ürperiyor içim
Gözlerimi kapatıyorum
Kirpiklerimde portakal renkli güneş…
Uzaktan
Serçelerin sabaha “Günaydın” ları…
Yeşile çıkıyor
Güne “ Merhaba!...” diyen ağaçlar…
Çığlık çığlığa yalnızlık…
Yaşamın ayak sesi duyuluyor
Hafiften…
Gölgesi düşecek az sonra
Sokaklara
Lefkoşamın…

ÖĞRETMEN OLMAK…
Öğretmenseniz, daha ilkokula başladığınız günden beri, ömrünüz hep okulda geçmiştir. Siz başka türlü bir mekan, başka türlü bir zaman dilimi, başka bir iş düşünemezsiniz… “Ben ellerinsiz düşünemem…” demiştim bir şiirimde… Aynen onun gibi ÖĞRENCİSİZ bir hayat da hiç düşünmedim, son nefesime kadar da düşünmeyeceğim…
Emekli olduğum halde, her yaş grubunda gençlere ulaşmanın yolunu buluyorum… MERHABAlarınız çoksa, bu hiç de zor olmuyor…
Üniversitelerde, liselerde hatta ortaokul ve ilkokullarda onlara yönelik gönüllü konuşmalar yapıyorum… Kitaplarımdan dağıtıyorum…
Mezun ettiğim iş-güç sahibi gençlerin merhabaları için işyerlerine gidiyorum. (Davet almışsan elbette…) Bazen bir şey satın almak için, bazen de bir kuruluşa destek amaçlı…
Elektrik ve su faturalarımı kendim gidip ödemeyi seviyorum… Oralarda yıllar öncesindeki dostluklara rastlıyorum… Öyle mutlu oluyorum ki! Sözlere sığmaz…

AKŞAM
Gün battı
Beşparmaklar’ın ardından
Akşamın tülü
İniverdi limana…
Hırçınlaştı deniz
Huysuzlaştı rüzgar…
Cami minaresine
Gölgesi düştü kilisenin…
Gecenin türküsü Girne Kalesinde…
Sahilde ışıklar
Ölgün…
Sarı…
Kışın hüznü
Sarıverdi ortalığı…

Lefkoşa’da yaşadığım 35 yıl boyunca yüzlerce kez, canım sıkıldığında, mutlu olduğumda, özlediğimde hep GİRNE’ye koştum ben… Eski limanda oturduğum köşeler bile izlerimi taşır… Hemen her yazımda, sokağından, rüzgarından, insanından izler var…


GİRNE’DE AKŞAM
Işık yakamozları
Çığlık çığlık…
Denize iner bulutlar
Tekneler uyuklar
Sırılsıklam ay
“ PAYDOS…” demeli ayrılıklara
Buram buram güzellikler varken…


Ben hep kendimi AKDENİZLİ saydım… Bunda Çanakkaleli olmamın ne kadar payı var, bilemiyorum… Evet deniz çocuğuyum… Atalarım da BALKANLI… Mavi- yeşil arası gözlerim, beyaz tenim, sarışınlığım ele verir beni her zaman…
Belki de, görünceye kadar, sadece romanlarda okuduğum portakal ağaçlarına görür görmez aşık olduğumdandır… Yaseminlere, önceleri alerjim olsa da, inatla, tutkuyla bağlanmam… Gece tütenleri bu kadar sevmem… Toprağında yetişen her şeyi taparcasına koruyup kollamam…

AKDENİZ ÇOCUĞU
Ben
Akdeniz çocuğuyum
Avuçlarımda portakal kokusu
Saçlarımda limon çiçekleri…

Barışı severim
Kocaman güneşimle
Zeytin dalları yüreğimde bir çelenk
Turuncular durur dal uçlarında…

Ben
Akdeniz çocuğuyum
Geçmişim düşlerde dinlenir
Yaseminlerim gece tütenlerim
Yağmurunda ıslanır
Sevgi denizlerim…

Bir arkadaşım, her fırsatta bana burada, bu topraklarda büyüdüğümü söyler. 16 yıllık gazeteci ve köşe yazarıyım. Çeşitli dergilerde de bir o kadar yazdım. Bugün 13 kitaba sahibim…Kanalım ADA Tv. de 7 yıldır SANAT Programı yapıyorum ve yine 7 yıldır STAR KIBRIS gazetemde keyifle yazıyorum… Bunlar elbette az şeyler değil…
İnsani boyutta düşünürsek, 38 yıldır eğitimci olarak bu topluma hizmet verdim. Ortalama bir rakamla 25.000 öğrenci okuttum. Bu kadar öğrencini yüreğinde PARMAK İZİM var… Onlar da beni eğitti elbette… Onlardan inanılmaz şeyler öğrendim… Genç bir ruhum varsa, onlar sayesinde… Onlar gibi geleceğe gülerek bakıyorsam, böyle bakmayı onlardan öğrendim…
Bu arada bir şeyi daha dillendirmek isterim. Her kitabımın ilk sayfalarına şu cümleyi gururla eklediğimi bilin…Benim için ne kadar değerlisiniz anlayın…
“ Bu ülkede, bu güzel topraklarda yaşadığım 37 yıl boyunca beni seven, bana değer veren, sevgi dolu yüreklerini açan tüm gönül dostlarıma; düşünceleriyle beni zenginleştiren okuyucularıma; yetiştirdiğim ve sevgiyle emek verdiğim binlerce öğrencime, en derin saygı ve sevgilerimle…”

SEVGİ’nin AŞK’ın ve ERDEMLERin şairi ve yazarı olarak belleklere kazınmışsam, bu da bana değer veren sizleri sayesinde… Her zaman gülümseyişinizi göreyim; MERHABALARınızı benden esirgemeyin… SAYGILARIMLA…

6 Temmuz 2013/ Girne
Bu haber 349 defa okunmuştur
  • Memleket Hasteri vedat yorucu  Belcika-BRUGGE - 07.07.2013 Insan gurbette olunca bir baska ozluyor memleketini. Hele boyle guzel ve duygu dolu siirlerle bizi Girne'ye, Lefkosa'ya tasiyan sanat saheseri Aysel Tural'in sayfasina konuk olursaniz, bir baska olur memleket heyecani. Elinize, yureginize saglik Ayse hocam...Saygilarimla, Vedat Yorucu

:

:

:

: