Son dört yıldan iyi kılavuz mu olur?

Seçim süreçlerinin değişmez görüntüsüdür.
Seçim süreçlerinin değişmez görüntüsüdür.
Her yerde bayraklar, afişler.
Sloganlar, süslü sözler, yeni yeni eklenen genç siyasetçi söylemleri ve değişim propagandaları.
Televizyon ekranlarında kravatlı, takım elbiseli ve çok konuşan insanlar.
Gazetelerde ve haber sitelerinde adayların, partilerin reklamları ve reklam kokan icraat sözleri.
Reklam panosuna dönmüş habercilikten uzak, satılan, kiralanan, gazete sütunları.
Daha önce söyledik ya şimdi zaman sadece “kazanma zamanı”.
Fakat nasıl olacağı önemli değil.
Seçim sürecinin anlamını yitirdiği, yeni bir piyasanın ve ekonominin oluştuğu yepyeni bir sektör.
Sabahtan, akşama kadar kanal, kanal dolaşan televizyon ekranlarında başka hiçbir konunun gündem olmadığı sanal bir süreç yaşıyoruz.
İşte bu kadar, bu ülke için önemli olan tek nokta şimdi içinde olduğumuz süreç ve benzeri zamanlardır.
Dilin kemiği yok.
Kuzey Kıbrıs’ın tüm sorunları halledildi şimdilerde.
Ekonomi mi, eğitim mi, sağlık mı, adalet mi, insancıl bir sistem mi, özel sektör mü, hangisine neşter vurulmadı ki?
Proje ve programların yer aldığı kitapçık ve broşürlere bağlı kalan bir iktidardır aslında özlenen.
Bunun yanında plan ve projelerini en çok gerçekleştiren ve seçmenin bu gibi verileri göz önüne alarak her dönem gönül bağıyla değil, akıl ve mantık düzlemiyle yönetimler belirlediği gerçek demokrasinin beslenmesidir beklenen.
İnsan odaklı devlet yapısı, kamuda etkinlik, göç gerçeği, siyasetçinin karar verdiği değil, devletin politika ürettiği ve uyguladığı vatandaşlık sistemi, parti-devlet ilişkisi değil, devletin esas olduğu, partinin ve temsil ettiği siyasetin araç olduğu bir mekanizmadadır umut.
Kendi bütçesini dengeleyen, iktidarının devamı için gereksiz, keyfi, adaletsiz ve kişisel çıkar için devlet olanaklarının kullanılmadığı dönemlerdir esasen beklenen.
Kamu kurum ve olanaklarını eşit ve gerekli yerlerde kullanan, keyfi ve şahsi işler için bu olanakları harcamayan, KTHY ve LTB’yi borç batağına sürükleyen, kapattıran, hala daha hesap vermeyen ve hiçbir kimsenin sorumluluk anlamında elini taşın altına koymadığı olayları süratle sonuçlandıracak, arsaların, arazilerin, partililerin bankalara olan borçlarının, devlete ve de vatandaşa yükleyenlerden yasalar, kanunlar önünde tecelli ettirilen bir adalettir istenen.
Ve bunların yanında her şeyin örtbas edilip, kendi kendilerini aklayanların adalet karşısında yargılandığı bir düzendir artık yaratmaya mecbur olduğumuz.
Maalesef bugünkü ortamda laf kalabalığından öte gidemiyoruz.
Ortada çok önemli bir örnek var.
Son dört yıl elde tutulacak, kılavuz olacak bir dönemdir.
Son dört yılda yaşananlardan hiç olmazsa nelerin yapılmaması gerektiği sonucu çıkarılıp bazı dersler alınabilir.
İlk başta devlet-parti bütünleşmesine bu denli tanık olduk.
Bunu normalmiş gibi içselleştirerek yaşadık.
İktidardaki partinin kendisini devletin sahibi gibi algılayıp her türlü olanağı kişilerce ve de kişisel amaçlarla kullanmasını gördük.
İlk önce bunların yarattığı ve yıkılması gereken ciddi bir güvensizlik ortamı var.
Bu devlet yapısı eleştirilebilir.
Eleştirilecek yanı da çoktur mutlaka.
Kıbrıs sorununda bulunacak federal bir çözümün bizi ilgilendiren ayağı olacak bugünün KKTC’si.
Dolayısı ile bu devlet işlevsel anlamda her ne kadar partiselleştirilse de hiçbir partinin tekelinde değildir.
Kurultay uğruna yapılan istihdamlar, dağıtılan devlet olanakları.
Yine ayni nokta kişisel amaçlar uğruna partileştirilen devlet ve kaynakların hoyratça kullanılması.
Hem de ayni parti içinde bile bölünerek.
Yani devlet-parti-desteklenen kişi üçgeninde acayip bir ilişki anlayışı.
Bu ülke gerçeklerine uymayan ekonomik uygulamaları önce sırf deniz ötesini memnun etmek ve kendi iktidarının devamını sağlamak için kimseye sormadan danışmadan ortaya çıkarmak daha sonrada “fedakârlık yapmalıyız” diyerek, yapılması beklenen fedakârlığa kendini katmamak, bunu da yaşadık son dört yılda.
Bu durumu eleştirenler şimdi ise “iki devletin imzası var. Devlette devamlılık esastır” diyor.
Eleştirdiği noktayı, değiştirme yönünde çabadan korkuyor.
Özelleştirmeler ve ERCAN konusu.
On kişinin karar vereceği konular değil bunlar.
En başta bir bütün olarak toplumu temsil eden Meclis ve sivil toplum örgütleri bu sürece dâhil edilmeliydi.
Defalarca söyledik ve yazdık.
Olmadı.
Bundan sonra olmalı.
Son dört yılda yapılanların tümünü, bugün bu köşeye sığdırmak mümkün değil.
Süreç devam ettikçe bunları yazmaya ve konuşmaya devam edeceğim.
Bu haber 696 defa okunmuştur

:

:

:

: