Duygu Paletim…

Merhaba! Dilerim, hafta sonunuz mutlu, huzurlu ve güzel geçer…
Merhaba! Dilerim, hafta sonunuz mutlu, huzurlu ve güzel geçer…
Her biten yazının ardından, “Bu hafta ne yazabilirim?” i düşünmeye başlarım, elde olmadan… Her aklıma geldiğinde bir şeyler eklenir ve ben hafta ortası yavaş yavaş yazmaya başlarım. Hani yazarın birine sormuşlar: Yeni kitap var mı, ne zaman çıkacak, diye… O da “Yazılması kaldı. “ demiş. Aslında aklınızda tasarlamak işin yarı yolu sayılır, biz yazarlarda böyleyizdir…
Her zaman planlı, programlı yaşamayı sevmişimdir. Başarımdaki en büyük pay, zamanı doğru kullanmayı bilmemdir. Yapmam gerekenlerin listesi hep günlük, haftalık hatta bazen aylık bile olur. Aksi halde işin içinden çıkamam… Aslında bunlar yakınma sözcükleri değil, kesinlikle değil, memnuniyet ifadesidir.
Bilin ki, zaman zaman aklıma eseni yapmayı da severim. Programlarımda aksama olmuşsa hiiiiç üzülmem… Hemen yeni bir durumu hayata geçiririm… Arabama atlayıp aklıma esen bir yere giderim. Bilmediğim yollardan geçmeyi severim mesela… Yeni yerler keşfetmeyi, yeni yüzlere MERHABA demeyi…
Nasılsınız? diye soranlara öyle mutlulukla “ Çok yoğunum, çok işim var…” deyişim de bundandır. Bayılırım her an bir şeyler yapabilmenin telaşını yaşamaya… Zamanların yetmeyişi beni çocuklar gibi sevindirir. Bu yüzden 25. Saatleri isterim, tıpkı şımarık çocuklar gibi…
BEN
Ben
Zamanlara asılmaya bayılıyorum
Bana en güzel hediye
Yirmi beşinci saatler olmalı
Hep
Olmayanları
Oldurmak için…

Yaşamın içinde duruşum biraz naif görünse de aslında çelik gibi güçlü bir iradem vardır. Alabildiğine romantik ruhumu, realist düşüncelerle denetlemekten hoşlanırım. Yıllar önce bir röportajımda kendimi tanımlarken şöyle demiştim:
“ Ben başı bulutlarda, ama ayakları yere sağlam basan bir romantiğim…” Bence doğru bir saptama olmuş.
Kitap okumayı çok severim. Okumak… Hayatımın ayrılmaz parçasıdır… Evimin her odası kitaplarla doludur. Başucumda en az dört- beş kitap bulunur. Yeni okunanlar, romanlar, şiir kitapları… Daha önce okunanlara da ara sıra bakılır… Her yerde kalemler, kağıtlar, notlar…
Şiiri çooook severim, huyum kurusun… Ondan asla vazgeçemem… O, benim yaşama sebebimdir, hayat kaynağımdır… Hayal ülkemdir… Orası benim mutluluk ülkemdir… Masallarımla, düşlerimle, ayın kucağında uykuya dalmaya bayılırım… En güzel şiirlerimi orda yazarım…
ŞİİR
İpekten olur şiirin ipliği
Kozalarda
Binbir emekte kelebek
Sözcüklerin altın kanadı
Uçurmalı yüreği bulutlara…

Geleceği düşlemeye de bayılırım… Geleceği keşfetme adına çocuklarla daha çok zaman geçiririm. Onların düşünce tarzlarını öğrenmek isterim. Gelecek hayallerinde neler var, merak ederim… Onlarla her şeyi paylaşmaya bayılırım. Yüzümdeki içten, çocuk gülümsemeleri onlardan armağandır bana…
Televizyonda bile onlara ait gençlik dizilerini seyrederim, onları daha yakından tanıma adına…Olaki bir gün benden yardım isterlerse, yardım etme adına…
MUTLULUK İÇİMİZDE…
Yaşamı delice sevmemin de genlerimle ilgili olduğuna inanırım. Bir sürü kişinin özelliğini taşıdığımıza göre gökkuşağı gibi olmalıyız her birimiz… RENGARENK yani… Doğal olarak da bu özelliğimiz, yaptığımız her işe yansır. Mesela, dediğinizi duyar gibiyim…
Evim rengarenktir mesela… Gül işlemeli perdeler, güllü yastıklar… Mor ve tonlarına bayılırım. Kahve ve çay fincanlarım çiçeklerle bezelidir… Onlardan çayımı ya da kahvemi yudumlamak bana inanılmaz haz verir…
BİR DE BANA
Bir güneş istiyorum
Çiçeğe, böceğe ve bana…

Bir yağmur istiyorum
Toprağa, denize ve bana…

Bir kanat istiyorum
Kuşa, yelkene ve bana…

Bir BARIŞ istiyorum
Ülkeme, dünyaya ve bir de bana…

Evimi eşyalarla doldurmayı sevmem… Tahta olan her şey de beyazdır üstelik…Her şey düşünerek, o yere yakışacaksa alınır… Hiç acele etmem… Ansızın küçük bir dükkandan minicik bir yemek çanı alabilirim, üstü gül işlemeli… Bir sandalye alacak olsam ya pembe olanını seçerim ya da sarı… Minik biblolara bayılırım. Benim alacağım şeyin pahalı olması gerekmez. Hoşuma gitsin yeter. En son ne aldım, düşüneyim bakayım. Evet… evet… Oturan bir kadın figürü… Sarı saçları toplanmış, mini eteği mor, boynunda kolyesi, gayet seksi pozda güzel bir kadın… Minik beyaz sehpanın üzerinde duruyor… Gidip gelip ona bakarım, içim mutlulukla dolar…
Evime taşınmadan daha üzerinde “Jardiniere” yazılı iki sandalye ve masayı aldığım günü hatırlarım. Yağan yağmura aldırmadan onları arabadan eve taşıdım, sırılsıklam olmaya razı… Çocuklar gibi sevinçliydim… Onlara baktıkça aynı duyguları yaşar, neşelenirim…
GÖNÜL BAHÇEM
Yaşamı
Dedemin marangoz rendesinde tanıdım
Hiç taze tahta kokusu duydunuz mu?
Ne güzel kokar
Büyükannemin katmerli karanfilleri
Hala düşlerimdedir…
Akşamsefaları yaz ikindilerinde
Yaşama kulaklarını uzatır
Uyku çiçekleri uykuya hazırlanır
Bir solucan siner toprağa
Usul usul…
Tırtıl boylu boyunca dut yapraklarındadır…
İpek ipek örülür zaman
Dal uçlarında…

En önemlisi de bahçem… Zamanımı seve seve verdiğim çiçeklerim, ağaçlarım… Tüm ağaçlar neredeyse çiçek açanlardan seçilmiştir. Mor, sarı, pembe, mavi…Evime ilk kez geleceklere tenbihim, bana çiçek ya da ağaç getirsinler, olur… Başka hediye istemem…
Şu beyaz yasemin Hediye’dendir, sarısı Şenay Abladan… Çiçeğini dökmeyen cemile Eliz’in hediyesidir… Mor çiçek açan iki ağacımı Gülten getirdi. Duvara yakın badem ağacı Ezcan’dandır, yeni dünya Mehmet’ten…Pembeli cemile Cemaliye’dendir, sarı açan kocaman ağacım da Özge’den… Pembe minik güller Özel’indir, çam ağacım Halil’den… Saymakla bitmez, bahçeye çıkmalıyım…
Günün her saatinde bal arılarının ve rengarenk kelebeklerin bahçemi ziyaret etmelerine bayılırım… Onları görünce çocuklar gibi sevinirim, onlara” Bahçeme hoş geldiniz… Siz nerden çıktınız bakalım…” derim. Gözlerimle severim…
ÇİÇEK
Merhaba minik çiçek!
Dokunabilir miyim yapraklarına
Koklayabilir miyim seni
Okşayabilir miyim gözlerimle
Gökkuşağı renklerini…

Mor zambakları büyükannem için ektim… Açma zamanı gelince, gururlu duruşları, mor renkleriyle ve mis gibi kokularıyla bahçeme ayrı bir güzellik katarlar… Elbette yaseminlerimi gece tütenlerim, güllerim, mercanlarım, ateş çiçeklerim ve fesleğenlerim de var… Kısacası yok yoktur…Bir de her mevsim değişen petunyalar, dildamaklar ve hercai menekşeleri…
BUGÜN
Bugün
Kuyruğu rengarenk uçurtmayım…
Gökyüzü benim
Binlerce kanadım var Samanyolu’ndan…
Yürek yürek sevgiyim
Gözlerde…
Vazgeçilmez tutkuyum kalbinde…

Bahçedeki her şey sarmaş dolaştır, sevgiyle birbirlerine sarılmıştır… Onlarla konuşurum, onların dilinden anlarım: Dallarını budarken, sararmış yapraklarını ayıklarken… Çiçeklerini açmakta geç kalanlara kızarım, yanlış yere ektiklerimden de ben özür dilerim… Doğru yere götürüp ektiğimde, kucak dolusu çiçek açıp bana teşekkür ederler.
Elbise dolabımda tüm renkler yer alır. Pembeler, morlar, sarılar, kırmızılar, beyazlar… Hangi rengi seversiniz deseniz, HEPSİNİ derim.
YAŞAMANIN ANLAMI…
Yaşam çok değerlidir benim için… Aldığım her nefese, içtiğim bir bardak suya, ağzıma attığım her lokmaya teşekkür ederim… Arabamla biraz uzunca bir yola çıkmışsam, ilk işim Tanrı’ya şükretmek olur… Bildiğim duaları okurum… Beni duyan, düşünen, hisseden bir varlık olarak yarattığı için ona şükrederim…
Yaşam her zaman, bir gökkuşağı bilmecesi gibi gelir bana… Yaşamaktan keyif alırım. Olumsuz düşünenlere de kızarım… Mademki yaşam süremiz belli değil, onu en güzel şekliyle yaşamak varken, küçük şeylerle karartmanın bir anlamı olmaz derim.
YAŞAM
Gün batımlarında
Yanıp sönüyor zaman
Bir saksıda boy veriyor fidan
Buz mavisi kalplar
Işıltısız sönük
Sevgileri nerede tutsak ettiler
Ak güvercinler unutmuş özgürlüğü
Soğumuş yürekler nicedir atmıyor
Sen, suskun bülbülü gönüllerin
Şakı, uyandır dünyayı
Sevgiye, yaşamaya çağır…


ÇOCUK SEVGİM…

Anlatılmaz ve anlaşılmaz bir duygudur benim için… Sanırım ben doğarken içimde var olan çok güçlü bir duygudur… Düşünüyorum da büyüdüğüm ailem geniş bir aileydi ve onlar 16 torunu da çoook severlerdi… Sevgiyle büyüyen insan sevgi dolu oluyor… Her ne yapılsa önce çocuklar düşünülürdü. Bizim mutlu olmamız onları gerçekten mutlu ederdi. Hepimizin gönlü alınır, fikri sorulurdu.
Düşünün çocuk yaşınızda, sizi ilgilendiren konularda görüşlerinizin alınması, önemli bir birey yerine konulmanız, değerli olduğunuzun hissettirilmesi az şey midir?
ÇOCUKLUĞUM
Hercailerim bahçede
Bahçe çocukluğumda
Çocukluğumsa
Masallarda kaldı…

(Böyle dediğime bakmayın… Ben çocukluğumu hep cebimde taşırım…)
Ertesi günün yemeğine bizler karar verirdik, arada sürprizler de bulurduk elbette… Gülüş cümbüş yenen yemeğin tadı damakta kalırdı… Mutlaka öğle uykusuna yatırılırdık…Denize gitme saatlerimiz ayrılmıştı…
Çok renkli bir çocukluktu o…Tarladan öküz arabalarıyla getirilen karpuzlar elden ele verilerek samanlığa yerleştirilirdi… Bağa gitmek için güneş doğmadan kalkmamız gerekirdi… Uyku sersemi Bremen mızıkacıları gibi Ahmet Ağabeyimin arkasına dizilir, ancak mola yeri kuyunun başında gözümüz açılırdı… Elimizi, yüzümüzü orda yıkar, yanımızda getirdiğimiz ekmek, domates, peynir, zeytin ve salatalıkla kahvaltımızı yapardık…Ardından kuyunun mis gibi, buz gibi suyundan içer, elimizi, yüzümüzü yıkardık….
Orası yarı yoldu… Bağa vardığımızda dedem, çoktan üzümlerin, elmaların, armutların ve incirlerin hatırını sormuş olurdu… Bizi gülerek karşılar her birimize yolda neler gördüğümüzü anlattırırdı… Madalyalı dedem, Kurtuluş savaşında dokuz yıl kalmış dedem… Gururla Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü, Fevzi Çakmak’ı anlatan dedem… Beyaz sakalını sıvazlayarak torunlarıyla neşelenen Recep dedem…
Beni çok sevdikleri için, ben de kendi çocuklarımı, bir tanelerimi ve öğrencilerimi çooook sevdim…
ÇOCUKLARIM
Sevgim size çocuklar
Gönlüm size
Barışı sevin
Mutluluk tacı olsun yaşamınızın
Gülücükler uçurun birbirinize
Sevin, sevilin
Hoş görün yanlışlıkları
El ele verin
Yeniden yaratın dünyayı
Çünkü
Bir pırıltıdır yaşamak…

DOSTLUKLARIM…

İyi ve sağlam dostluklarım vardır, her zaman… Sırdaşımdır, çözümler bulmaya çalışırım… Eğlenceli bir arkadaşımdır… Renkli kişilikli insanları severim… Kısa zamanda her konuda konuşmak isterim… Çok eski dostluklarımın yanında yenilerine de yer veririm ama eski dostlarımın değeri paha biçilmezdir benim…
Dürüstümdür, olabildiğince kırmadan doğruları söylerim. Aydınlık bakışlıyımdır, çünkü yüreğim aydındır… Bilirim düşünceler yüze yansır…
Çevreme elimden geldiğince destek olmaya, yardım etmeye çalışırım. Kötülüğün kimseye faydasının olmadığını öğrettiler bana… Kıskanç değilim, sadece kendimle yarışırım… İyi insan olmaya çalışırım…
İnsanlar hakkında başkalarının sözlerine, görüşlerine asla iltifat etmem… Benim tanımam önemlidir… Ben tanıyıp hakkında fikir sahibi olmalıyım. Zaman zaman yanılgıya düşerim. Keşke söylenilene kulak verseydim, zaman kaybım olmazdı derim…
DOST

Dost
Dosta dosttur…
Dost dostu korur
Dost
Dostu arkadan vurur…

Bazı dostlukların böyle de olabildiğini gördüm, bu nedenle dikkatli davranırım. Her insanla aramda belli bir mesafe bırakırım…
İNSANLAR YILDIZLARA BENZER…

Dünyadaki insanları yıldızlara benzetirim. Her insanın köşeleri vardır… Her köşeniz birisiyle iyi anlaşır. Elbette bir özelliğiniz demek istiyorum… O yönünüzle dost olursunuz… Anlaşamayan iki insanın aksine bir diğeri çok güzel uyum sağlayabilir…
Çevrenize göz atın… Dediklerime hak vereceksiniz… Zaman zaman kişiliğinize uymayan kimi insanlarla farklı konularda çok iyi anlaştığınızı görebilirsiniz…
Dünyamızdan barışın, huzurun ve sevginin eksilmemesini diliyorum… SEVGİLERİMLE…
Ayşe TURAL, 12 Temmuz, Girne




Bu haber 326 defa okunmuştur
  • ms hastalığı osman mağusalı   lefkosa - 16.07.2013 sayın duygu hanım bu gunlerde bır secım hevesıdır gıdıyor ancak bızım gıbı ms hatalarına hastahanelerde bır neznekolaylık saylayacak mercı yok derneğimız hıkaye ıynelerımızı yazdımak ve almak bır dert bızım dıbı hastalar sabahın erken saatlerınde hastahaneye gıdemez bızım gıbı kronık hastalara bır kart cıkarılsın ıstedıgımız saatlerde doktora gıdıp bakına bılelım bu zormu ancak kımın umurunda kose yazınıza bızım dertlerımızı eklersenız sevınırım

:

:

:

: