Bunlar başka bir ülkede olsaydı…

Çok kötülükler yapıldı bu talihsiz adaya.
Çok kötülükler yapıldı bu talihsiz adaya.
En büyük kötülük ise sahiplenmemek oldu.
Bizzat biz, hiçbirimiz gerektiği kadar sahip çıkmadık.
Kişisel kazançlar peşinde ülkemizi kaybettik.
Bu topraklara sahip çıkıp her anlamıyla korumak yerine bu topraktan ne kazanırız derdinde olduk hep.
Ellerimizin arasından adeta kayıp gitmekte memleketimiz ve tükenen heba olan her türlü değerimizden kalanları da yitiriyoruz gün ve gün.
Dağlarımız yağmalandı ki hala yağmalanıyor.
Topraklar, yarım yamalak kuzey Kıbrıs’ta dağıtıla dağıtıla bitirilemedi.
İnsanlar, yurt dışına göçenler daha fazla yurdunda kalanlardan.
Şehirler, sokaklar teslim artık yalnızlığa, yabancılaşmaya, adaletsizliğe ve kanunsuzluğa.
Ne bitmek bilmez bir denizmiş paylaşılan.
Evet deniz, o güzelim Akdeniz.
En sonunda oldu.
Kalecik’te faaliyet gösteren AKSA Elektrik Santrali’nde yakıt ikmali sırasında denize petrol sızdı.
Sonuç elbette çevre felaketi.
Önlem alınır, sorun yaşanmaz, ceylanlar gezer, kuşlar öter deniyordu ya itirazımıza karşılık, petrol dolum tesisi ve kirli sanayi bölgesi gibi düşüncelere.
Keşke böyle olmasaydı ama karşı duruşumuza bir emsal oldu yaşadığımız ve tablo ortada.
100 ton yakıt karıştı denizimize.
Bu bir ihmal sonucu mu oldu, yoksa olağan bir kaza mı?
İşte bu soruyu Turizm Çevre ve Kültür Bakanı Sayın Mehmet Harmancı’ya sordum.
“Böyle bir olay olağan olabilir mi? Elbette ihmal var. Şimdi temizlemek için neler yapılabilir? Bunu ne kadar başarabiliriz, bunlara bakıyoruz. Küçümsenecek veya basite alınacak bir olay değil. Raporlar çıktıktan sonra gereken yapılacak.”
Gereken tabi ki yapılmalı.
Herkes devletin ciddiyetini ve kanunların bağlayıcılığını bilmeli.
Bu noktada şunu da sorgulamak gerek;
Bu gibi olayları önleyecek önlem anlamında veya cezai müeyyide uygulanmasında nasıl bir altyapımız var, ya da var mı?
Malum seçimimiz var ya hani tüm zamanın durduğu, memleketteki tüm yolların çıktığı irademizi yansıttığına inandırıldığımız seçimimiz.
Hani memleket giderse gitsin yeter ki koltuk gitmesin diye her yapılanın mubah olduğu seçim.
İşte bu seçim için adaylar, siyasi parti temsilcileri televizyonlarda halka hizmet için neler yapacaklarını anlatıyorlar ya günlerdir.
Bir programda denk geldim.
Teknecikteki filtre olayı konuşuluyor.
Ulusal Birlik Partisi milletvekili ve milletvekili adayı eski bakanlardan Sayın Ertuğrul Hasipoğlu konuya şöyle bir çözüm bulmuş;
“Nasıl olsa Türkiye’den suyla beraber elektrikte gelecek. Böylece filtre sorunu da çözülmüş olacak.”
İşte bu kadar basit.
Daha öncede söylemiştim.
Bu devlet “guduru” yönetiliyor.
Üstelik bakkal dükkânını bile yönetemeyenler tarafından.
Peki, yönetenin suçu var mı?
Elbette var ama beni sen yönet diyenin günahı daha fazla.
Sadece vergi toplayıp, siyasi iktidarlar için sandık kurmakla devlet olunmaz.
Devlet kurmakla, devleti sahiplenmek, kurumsal anlamda mekanizmaları bağımsız çalıştırmak, taşından, toprağına, insanından, doğasına her türlü değerine sahip çıkmak ayrı şeyler.
Korunması çok zor uçsuz bucaksız denizlerimiz, sahillerimiz, dağlarımız, ormanlarımız, havamız, suyumuz mu var?
Hayır, elbette öyle değil.
Peki, nedir?
Umursuzluktur, vurdumduymazlıktır, sahiplenmemedir, sorumluluk almamaktır.
İsmi her ne olursa olsun bu devlet yapısı en başta bu coğrafyada yaşayan bizlerin, insanca yaşamasını düzenleyecek organizasyondur ve en başta bize lazımdır.
Fakat kuzey Kıbrıs maalesef sahipsiz.
Yazımın bu noktasına gelmişken ve bitirmek üzereyken bir felaket haberi daha geldi.
Dipkarpaz da Beyaztaş ormanlık alanı alevler içinde.
Ve yine aciz kalışımız ve saatlerce bu olayı seyredişimiz.
Gerçek anlamda üzücü.
Daha kötüsü ise yaşananlardan ders alınamaması, kısa sürede yenileri yaşanana kadar unutulması.
Özellikle toplumsal tepkinin gerektiği zamanda ve gerektiği kadar gösterilememesi.
Her olumsuzluk karşısında aklımdan geçen ayni soru yine aklımda.
Bu yaşananlar başka bir ülkede olsaydı neler olurdu acaba?
Bu haber 605 defa okunmuştur

:

:

:

: