Kutlu Adalı

Kutlu Adalı 17 yıl önce, 6 Temmuz da evi önünde katledildi.
Kutlu Adalı 17 yıl önce, 6 Temmuz da evi önünde katledildi.
Gazeteciydi.
Araştırıyor, yazıyor ve sorguluyordu.
Cinayet olayının bunca yıldır çözülmemesi hatta çaba anlamında bir şeylerin hep eksik kalması, bu ülkenin utancıdır.
Geçtiğimiz Pazartesi günü Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı ile yapmış olduğum söyleşiyi sizlerle paylaşmıştım.
İlkay hanımla önce telefonda konuşup söyleşi için saat konusunda anlaştık.
Kutlu Adalı’nın yıllarca yaşadığı, ailesi ile beraber olduğu, mutluluklarını, hüzünlerini paylaştığı, çalışmalarını yaptığı ve vurulduğu eve gidiyordum.
Çok farklı duygular ve düşünceler içinde kendimi bu evde buldum.
Arabamı park ettim.
İlkay hanım kapıda bana doğru geliyordu.
Merhabalaştık ve mutfak kapısından içeriye girmek için arka tarafa doğru yöneldik.
Evin önünden geçerken balkona ve olayın yaşandığı mekâna baktım.
Çok garip bir ruh haline büründüm.
Kutlu Adalı’nın eşi İlkay hanım yorgun, kırgın fakat mücadele azminden bir şey kaybetmemiş.
Ve beni çok etkileyen sözleri “ben ve çocuklarım yemin ettik, hiç ağlamadık ve kimseden bir şey istemedik”.
Evde Kutlu Adalı’ya ait eşyalar, kitaplar, resimler vardı.
Duvarlar çok şey anlatıyordu.
Olay henüz aydınlatılmadı, net olan hiçbir şey yok.
Fakat kesin olan şu;
Bir gazeteci, düşünceleri, yazıları, araştırma, bilgi edinme ve bunları kamuoyuyla paylaşma sebebi birilerini rahatsız ettiği için hayatını kaybetti.
Çok şey yazıldı, çok şey çizildi.
Kıbrıs’ta, Türkiye de ve daha birçok yerde.
Mesela;
Radikal gazetesinden Erdal Güven 03.04.2005 tarihinde konuyla ilgili şu satırları paylaşmış;
“…Ve nihayet karar AİHM tarafından geçen perşembe günü açıklandı: Temel suçlama, yani, cinayetin bir 'devlet işi' olduğu iddiası 'hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde' ortaya konulamadığı için 'spekülasyon ve varsayımdan ibaret' sayılarak yedi kişilik mahkeme heyeti tarafından oybirliğiyle reddedildi.
Adalı'nın, gazeteci kimliğinden ötürü öldürüldüğü iddiası da mahkeme heyeti tarafından inandırıcı bulunmadı. Buna karşılık mahkeme heyeti 6'ya karşı 1 oyla (aleyhte oy kullanan yargıç Rıza Türmen), Türkiye'nin, Adalı'nın öldürülmesinin arkasındaki nedenleri yeterince araştırmadığına, cinayetin siyasi nitelik taşıma ya da gazeteci kimliğinden kaynaklanma olasılığının gerektiği ölçüde göz önünde tutulduğunun ortaya konamadığına, tam tersine bu olasılığın sorumlu yetkililerce daha soruşturmanın başında ve zayıf gerekçelerle göz ardı edildiğine, cinayet nedenine ışık tutabilecek kanıtlar bulmak amacıyla Adalı'ya ait yazı ve diğer belgeler üzerinde hiçbir inceleme yapılmadığına kanaat getirdi ve sonuç olarak hukuki deyişle 'cinayetin yeterli ve etkin biçimde soruşturulmadığına, gazetecilik deyişiyle örtbas edildiğine hükmetti.
Bu yüzden Türkiye'ye üç ay içinde 20 bin doları manevi tazminat olarak İlkay Adalı'ya, 75 bin doları da mahkeme masrafı olarak iddia makamına verilmek üzere toplam 95 bin avro para cezası kesti.
İlginç bir karar. 50 sayfayı buluyor ama baştan sona okumakta yarar var. (Meraklıları, www.echr.coe.int adresinden tam metnini bulabilir). Öyle bir karar ki, suçlanan, yani Türkiye'deki 'devlet' ve KKTC'deki uzantısı hem temize çıkıyor, hem töhmet altında kalıyor. Cinayetle ilişkisi kanıtlanamadığı için masum, ama cinayeti aydınlatmak için üzerine düşeni yapmamaktan suçlu bulunuyor. Öyle bir karar ki, suçlama, masumiyete gölge düşürüyor...”
Olayın ve sürecin özeti ve de gidebildiği nokta bu.
Tam belirgin olmamakla beraber herkes bir şeylerden söz ediyor.
Faili meçhul demek, devleti ve devletin kanun, yasa koyucu ve koruyucu yönünün şüpheli olması demektir.
Urup avuç, yarım yamalak bu memlekette böylesi önemli bir olayın bunca yıla rağmen ilerlememesi, sonuç alma noktasında geri kalması kabul edilecek bir durum değil.
Kutlu Adalı, gazeteci ve yazar kimliği yanında ayni zamanda şairdi.
Şiirlerinde elbette Kıbrıs’ı ve Lefkoşa’yı da anlatmıştı.
Anısı adına bir örnek;

PARAMPARÇA

Bir sofa üstünde küçük odalar
Asma ağaçlı küçük avlusu
Ve etrafında koştuğumuz su kuyusu
Çatlamış kerpiç duvarlarında
Eve benzemez yorun evleri
Hangi güvercin dönmüş ki geri?
Hangi bahar saklamış çiçeğini?
Paramparça olmuş bin bir yerinden
Savaşlardan yorulmuş
O güzelim Kıbrıs...
Atım dizginsiz huysuz
Gözyaşı döker kadınlar
Yayını göğe gerip de korkusuz
Mavilere türkü yakar...
Bitmeyen yokuşlara vurup da
Döner sancılı zaman yumruğuna
Paramparça bir ayna Lefkoşa
Savaşların yorgunluğunda.
Bu haber 751 defa okunmuştur
  • yazıklar olsun   - 24.07.2013 BOŞU BOŞUNA GİTTİ BÖYLE DEĞERLİ BİR İNSAN. PİSİ PİSİNE KIYDILAR AMA BU MEMLEKETTE NELERE DEĞER VERİLİP NELERE VERİLMEDİĞİNİ ZATEN SON SENELERDE GÖRÜYORUZ SÖYLENECEK TEK ŞEY YAZIK ÇOK YAZIK
  • kalender   - 24.07.2013 çok güzel ve anlamlı bir yazı bazıları iktidarcılık oynamak bazıları onlara yaranmak ve tetikçilik yapmak için binbir kılığa girerken farklı bir konu olmuş tebrik ediyorum...
  • celal  karşıyaka - 23.07.2013 Helal olsun be çocuk bir daha gururlandırdın beni eline kalemine yüreğine sağlık.

:

:

:

: