Biz farklıyız!

Zamanın önünde engel yok. Öylesine geçiyor. Kısa bir süreliğine bu köşeden uzak kalmıştım. Yarım kalan işlerimi tamamlamak anlamında bir düşüncem vardı. Yine olmadı, yine birçok uğraş yarım kaldı.
Zamanın önünde engel yok.
Öylesine geçiyor.
Kısa bir süreliğine bu köşeden uzak kalmıştım.
Yarım kalan işlerimi tamamlamak anlamında bir düşüncem vardı.
Yine olmadı, yine birçok uğraş yarım kaldı.
Ve yine bu köşeden sesleniyorum.
En son yazımdan buyana yaklaşık 17 gün geçti.
Belki çok uzun bir zaman dilimi değil ama bu sürede yaşadığımız gündeme bakarsak pek de hafife alamayacağımız bir “ağırlık” yaşandı ve halen yaşanmakta.
Mesela Türkiye de Ergenekon davası ile ilgili kararlar açıklandı.
Darbe sözcüğünün Türkiye de ne anlama geldiğini ve verdiği zararları biliyoruz.
Sadece demokrasiyi değil insanlığı da gerileten süreçler yaşandı bu girişimlerle.
Türkiye kendi kendiyle yüzleşmeli elbette.
İşin tehlikeli kısmı askeri vesayet yıkılırken, bunun yerini sivil vesayetin almasında.
Yine baskıcı, yine merkezleştirilen bir hayat tarzı dayatılıyor insanlara.
En somut örnek “Gezi parkı olayları” diye bilinen süreçte yaşandı.
Beni destekleyenler ve onların karşıtları diye ayrıştırıldı Türkiye.
Ergenekon davasında verilen cezaların ağırlığı bu sürecin sonuna damga vurdu.
Yıllarca baskı altında kalmış, siyasi örgütlenmeleri bastırılmış, kapatılmış bir kesim devlet olanaklarını kullanarak bir hesaplaşmanın sonuna geldi.
Diğer taraftan binlerce insanın faili olarak bilinen ve bugün “barış elçisi” muamelesi gören İmralı da ki zat adeta Türkiye’ye yön veriyor.
Türkiye basını da en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor.
Önemli, tecrübeli ve eleştiri yönü ağır basan gazeteciler işlerini kaybediyor.
Türkiye AK Parti dönemiyle ortaya çıkardığı ilerici “yeni dönem” imajını yine AK Parti siyasetleriyle bozuyor.
İç hesaplaşmalarla şekillenen politikalar son noktada özellikle dış siyasette fiyaskoları ortaya çıkardı.
Zaten sorunlu olan coğrafyasında Türkiye’nin sıkıntılı olmadığı ülke yok.
Bunlar hep başka ülkelerin amaçları doğrultusunda ortaya çıkan sonuçlar mı?
Hayır, öyle değil.
Söylediğim gibi Türkiye hükümeti bütün enerjisini iç hesaplaşmalara harcıyor.
Birazda kendi içimize dönelim;
Etrafımızda, son örnek olarak Mısır’da akıl almaz gelişmeler yaşanıyor.
Bölgemizde hemen her yerde olaylar, an ve an gelişmeler var.
Ama biz farklıyız!
Biz dünyayı televizyonlardan takip ediyoruz.
Bizim sorunlarımız, duyarlılıklarımız sadece bize özgü ve bizimle sınırlı.
Kuzey Kıbrıs’ın tek gündemi var.
İktidarcılık ve mubah sayılan yolları.
Sırf siyaset ki bu siyaset sadece çıkar ve çıkar guruplarının yönlendirmesine göre çalışıyor.
Adına “hizmet aşkı” denen ve bizde artık çağdışı kalmış oyunlarla yapılan siyaset, gerçek sorunlarımızı erteledikçe erteliyor.
“siyaset sorun çözme sanatıdır” demiştim daha önce ama bugün siyasetin kendisi sorunlu.
Son derece kötü geçen bir üç yıl yaşadık.
En sonunda düşen bir hükümete, üstelik kendi içsel sorunlarının yıktığı bir iktidar dönemine tanık olduk.
Sonrasında geçici hükümet ve 28 Temmuz erken seçimleri derken yaklaşık üç haftalık bir süreçte sadece koalisyon dedikoduları yaşandı.
Sanki kimin ne istediği belli değilmiş gibi ya da sanki çok seçenek varmış gibi görüşmeler yapıldıkça uzuyor.
Sanki coğrafyamızı değiştirecek, bütün sorunlarımızı yerle bir edecek iradeler çıkacak ortaya.
UBP hükümeti evet çok yanlış yaptı.
Yanlıştan öte kötülükler yaptı.
UBP’nin iktidar döneminde UBP’ye de yapılmayan kalmadı.
Önce iktidardan gitti, daha sonra sandıkta son bulan bir hüsran yaşadı.
Üstelik başta Genel Başkanı ve Genel Sekreteri bunun yanında birçok önemli ismi de sandıktan çıkamadı.
UBP’yi iktidardan götürenler “yolsuzluk yaptı hesap soracağız” diyenler şimdi bu parti ile hükümet ortaklığı görüşüyor.
Hatta “hem fikiriz” diyor.
Bir başka tarafta ise “UBP ile CTP aynidir. Bunlar siyam ikizidir” diyenler biri ile birleşmeyi düşünürken bir diğeri ile hükümet olmak için yine iç konularda hem fikiriz diyebiliyor.
Peki, nerde seçim öncesi söylenenler?
Hani halkın hizmete ihtiyacı vardı?
Nerde etik, temiz siyaset?
Toplum hepsi ayni dediğinde lütfen artık alınganlık göstermeyin.
İşte açıkça ortada;
Seçim bitti, sözler gitti.
Bir kere CTP-UBP koalisyonu erken seçimin doğasına aykırı.
Bu seçim neden yapıldı?
Bu halk UBP iktidarından memnun olsaydı seçimlerin sonucu çok daha farklı olurdu.
UBP-DP birleşmesi ve bunun seslendirilmesi;
Amaç sadece CTP-DP koalisyon olasılığında bir adım önde olmak ve pazarlık gücünü elinde tutmak.
Bu tabi ki işin bir kısmı.
Hesap yapan başka kesimlerde var elbette.
Atılan her adımın arkasında 2015 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi var.
UBP’yi iktidardan götüren de, Sayın Talat’a tüm ideolojisini ve duruşunu unutturan ve CTP-UBP ortaklığını savunur noktaya getiren de, Sayın Eroğlu’nun sağda tek güç, tek isim amacına yönelik türlü hamleleri yaptıran da sadece Cumhurbaşkanlığı amacına yönelik.
28 Temmuz seçimi sonuçlarına göre tabi ki bir hükümet oluşumu ortaya çıkacak.
Fakat kimse çok bir şey beklemesin.
Ki yine bu köşede beklentilerin çok üst düzeyde olduğunu yazdım defalarca.
Ama siyasi elit seçimden haftalar sonra umutların boşa çıkacağını gösterdi.
Şimdi birçok siyasi merkez en fazla iki yıl içinde bir erken seçimi daha işaret ediyor.
Tek partili iktidarlarında, koalisyon hükümetlerinin de normal hizmet süresini tamamlayamadığı bu siyasi mekanizmanın nerede “stop” diyeceğini göreceğiz.
Bu sığ tartışma ve gündemler en başta topluma kaybettiriyor.
Tek motivasyonunun sorun çözme ve hizmet etme olması gereken seçilmişler önceliklerini kendi sorunlarına ayırdıkları sürece bu ülkenin ne ekonomisi, ne eğitimi, ne sağlığı, ne de en basit sıkıntıları çözülür.
Bu haber 487 defa okunmuştur

:

:

:

: