Sorgulanan istihdamlar

“İşten atılan 14 gencimiz hakkında küçük bir yorum yapmak istiyorum.
“İşten atılan 14 gencimiz hakkında küçük bir yorum yapmak istiyorum.
Derin bir muhasebe hissiyle konuya yaklaştığımızda durdurulan insanlarımızın hayatı, umutları bir anda darmadağın oldu. Durduran Bakanımızın vicdanının sızladığından eminim. Vicdanını yoklamadan insan yol almamalı. Her iki konumdan biri olmak istemezdim.
Eminim ki kimse istemez. İşten atan ve atılan ikisi de insana acı veriyor. İnşallah bundan sonra insanlar bu şekilde bir olayla karşı karşıya kalmaz. Bu gençlere mutlaka işleri iade edilmeli.
Partiler artık sadece bu konuda olsun uzlaşmalı. Umarım bu konuyu gündeme getirirsiniz.”
Bu şekilde bir mesaj aldım geçtiğimiz günlerde.
Ülkenin kanayan yaralarından en başta geleni, en çok canımızı acıtan “partizanlık” konusu.
Yurt dışına olduğum zamanlarda en çok muhatap olduğum sorular;
“Kıbrıs ta iş var mı? Nasıl geçiniyorsunuz? Kaynak nereden geliyor?” şeklindeki bilenin bilmeyenin, önyargılı şekilde yaklaşarak sorduğu sorulardır.
Ve yine yurt dışında gözlemlediğim olay;
İnsanların para kazanmak için her türlü yolu denemesi.
Çok zor şartlarda, çalışmak, üretmek ve kazanç elde etmek.
Parklara gidiyorsunuz ya da sokaklardasınız elinde bir termos çay satan insanlar.
Kurulmuş bir tezgâh ve su satan bir kadın.
Sokaklarda şarkı söyleyen, kendince eğlenen ve önüne atılacak paralarla geçimini sağlamaya çalışan öğrenciler.
Ayakkabı boyayarak veya sabahtan akşama kadar dikiş dikerek ya da havaalanlarında otobüs duraklarında bavul taşıyarak para kazanan insanlar.
İş, aş önemlidir.
Kendi içimizde bu anlamda sorunlarımız var.
Daha önceleri de yazdım.
Kuzey Kıbrıs’ta herkes, siyaset denen ve sadece iktidar olma yolunda gün geçirme anlamı taşıyan ve esasında hizmet etmekle ilgisi olmayan mesele, sadece çıkarlar örtüşmesidir.
Seçmen denen profil çıkarı neredeyse oradadır.
Günün şartlarına göre güçlünün yanında olmak en önemli özelliklerimizdendir.
Böyle olunca hep kazanan olma şansımızın arttığını düşünürüz.
Desteklediğimiz siyasi partinin düşüncesi, ,ideolojisi, yaptıkları veya vaat ettikleri önemli değildir.
Önemli olan bizim çıkarlarımızın öncelikli olmasıdır.
Yani bir şekilde herkes siyasetle ve bir siyasi partiyle bağ kurmak zorunda bırakılmıştır.
Sıradan vatandaştan, iş adamlarına, doktorlardan, avukatlara bu iş böyledir.
Herkesin bu ilişkilerden beklentisi farklıdır.
Fakat en çok göze batan, seçmen rolünde olan kesime devlet olanaklarının başka kimsenin hakkı yokmuş gibi sırf rant uğruna dağıtılmasıdır.
Bu seçim dönemlerinde normal görülmeye başlamışken daha farklılarını da yaşadık.
Ulusal Birlik Partisinin izleri hala daha duran kurultayında, devlet olanakları acımasızca kullanıldı.
Özellikle istihdamlar konusu vicdanlarda yara oldu.
Adeta bu kadarı da olmaz dedirten örneklerle dünya tarihine geçecek ve ancak hukukun, adaletin, denetimin, devlet ciddiyetinin, devlet adamlığının, vicdanın olmadığı yerlerde yaşanması muhtemel bir istihdam furyası yaşandı.
Geçici hükümetin, UBP hükümeti yerine göreve gelmesiyle bu istihdamların akıbeti da fazla sorgulanmaya başlandı.
Bu istihdamlar gerekli miydi? Gereksiz miydi?
Aslında bu sorunun cevabını herkes biliyor.
Bilindiği gibi Turizm Çevre ve Kültür Bakanlığına istihdam edilen 14 kişinin görevine son verildi.
Bu bir yerde son verme değildi aslında.
Bu çalışanların 3 aylık sözleşmeleri 7 Ağustos itibarı ile sona ermişti ve yapılan, bu sözleşmelerin yenilenmemesiydi.
Bunun olacağı biliniyor ve bekleniyordu.
Bu noktada sorumluluk;
Bu ortamı yaratan, söz konusu insanlara bu umudu sonunu bile bile aşılayan dönemin iktidar sahipleridir.
En güzeli bu amaç için var olan Kamu Hizmeti komisyonunu siyasetten arındırıp amacı uğrunda çalıştırmak ve herkesi becerileri ve vicdanı ile baş başa bırakmak değil midir?
Hep değişimden bahsederiz, hatta bu anlamda 28 Temmuz seçimlerinde bir irade ortaya çıktı.
Peki, değişimi sadece siyasetçi değiştirmekle mi yapacağız.
Bu arkadaşlar görevlerine geri dönsün ki Sayın Mehmet Harmancı’nın söylediği gibi işini çok iyi yapan insanlar vardır bu çalışanlar içinde peki sonrası.
Bu işlerin bir sonu yok mu? Ya da olmamalı mı?
Dün seçim zamanları, bugün kurultay sonuçlarına yönelik, önü alınmazsa yarın örgüt başkanı seçimlerinde devlet olanaklarının kullanılması engellenemeyecek.
Üstelik bu her gelen iktidar için geçerli olacak.
UBP kurultayında, sonuca etki etmek için işe alınan insanların sonu ne olur bilemem ama bildiğim tek şey bu gidişata bir dur denilmesinin zamanının geldiğidir.

Bu haber 615 defa okunmuştur
  • CEMAL DAĞLIKOCA  GÖNYELİ - 28.08.2013 ÇOK GÜZEL BİR YAZI, AĞZINIZA SAĞLIK...

:

:

:

: