Naci Talat’ın sözleriyle kıyas…

Zaman zaman daha önce yazdığım yazılara bir daha bakarım. Yazının okuyucuya ulaştığı tarihte gündemi hatırlamak, bir yerde bugünle kıyas yapmaktır.
Zaman zaman daha önce yazdığım yazılara bir daha bakarım.
Yazının okuyucuya ulaştığı tarihte gündemi hatırlamak, bir yerde bugünle kıyas yapmaktır.
Kıyas yani karşılaştırma, nereden nereye gelindiğini ya da olumlu veya olumsuz yol alınıp alınmadığını gösteren bir yöntemdir aslında.
1975 doğumluyum ve daha önceki yıllarda ülkemde yaşanılanları merak ediyorum.
Mesela 1974’ün 20 Temmuz gecesi neler yaşandı.
Nasıl bir ortam vardı bu ülkede.
Ya da 1974 öncesinde, hatta daha da gerisinde Kıbrıslılar yani Türkler ve Rumlar nasıl bir ilişki içindeydiler.
Söylediğim gibi yaşamadım bilmiyorum.
Eski yazı ve düşünceler bir yerde eskiye, tarihe tanıklık ediyor.
Cumhuriyetçi Türk Partisi eski Genel Sekreteri ve Kıbrıs Türk siyasi yaşamının mücadeleci ismi rahmetli Naci Talat 12 Aralık 1975 de Yenidüzen gazetesinin yayın hayatına başladığı gün kaleme almış olduğu “Niçin Çıkıyoruz?” başlıklı yazısının bir kısmında şunları paylaşır;
“İşsizlik ve pahalılık canavarı ülkede kol gezerken toplumumuzun dar ve sabit gelirli çalışan ve çalışkan sınıf ve tabakaları herhangi bir güvenceden yoksun ve örgütsüz bir durumdadır. İşçi sınıfımız sarı sendikacıların elinde işverene peşkeş çekilmekte, köylümüz sömürge artığı kooperatiflerin tutsağı durumundadır. Yurttaşlarımız üretimden kopuk mutsuz ve umutsuz yığınlar halindedir. Toplum eldeki geniş imkânlara rağmen üretici duruma geçirilememiş ve bir lüks toplumu olmaktan kurtulamamıştır.”
Rahmetli Naci Talat’ın bu cümlelerinden bugün için değişen bir şey var mı?
Bu satırları sadece tarihini değiştirerek yeniden gündeme taşısak 38 yıl önce yazıldığını kimse anlamaz.
Sonuç çıkaracak olursak;
38 yıl önce yepyeni bir düzen ve yaşanası bir ortamla yaratılacak bir ülkenin adımları bu şekilde atılmış.
Yani biz en başından kaybetmişiz de farkında olmamışız.
Şimdi geride kalan otuz sekiz yılın ağırlığını kaldırmak kolay değildir elbette.
İşin kötüsü üstü örtüldükçe ve başka kazançlar öncelikli oldukça bu ülke için adeta kangren olan birçok sorun artık yaşamın bir parçası noktasında.
Naci Talat 10 Kasım 1987 tarihinde yazdığı yazısında ise özetle şu cümlelere hayat vermiş;
“Bize bir şeyler oluyor. Hem de fena şeyler. ANAP( Anavatan Partisi) eli yüreğimize uzandıkça çok fena şeyler oluyor. Daha utangaç, daha sıkılgan insanlar oluyoruz. Hakkını aramayan, en basit yurttaş haklarını almak için bile bin bir rica minnetle iki büklüm milletvekillerimizden, bakanlardan ve iktidar partilerinden hizmet dilenen insanlar oluyoruz.
Bu işte sanki zaman ayarlı bir kronometre gibi çalışan planlı bir organizasyon var. Toplumun kimliği, onuru, sanki dev bir törpünün her hareketinde bir parça alıp götürüyor. Artık her kuruşluk yardımın yüzümüze vurulduğu günlere geldik. Bir zamanlar çarşıda, alış verişte, basit ziyaretçilerin yüzümüze vurduklarını şimdi ANAP iktidarınca resmen alnımızın şakağına patlatılıyor. Koltuklarını ve iktidar güçlerini Türkiye’deki açık ve gizli iktidar merkezlerine bağlayan bizim efendiler kendilerini bu ayıba iyice uydurmuşlar. Bu uyuş siyasal yaşama bir de şükran edebiyatı kazandırmış. Gittikçe azıtan yüz vurmalar ve ona koşut şükran edebiyatı insanımızı sarıyor, rencide ediyor. Ama değil mi ki bir kez bu toplumun kimliğini, kişiliğini, onurunu törpüye vermişler. Onlar yine bildiklerini yapıyor.”
Şimdi sorarım size bu düşünceler ve cümleler içinde bulunduğumuz süreçte de seslendirilmiyor mu?
Dünün Türkiye iktidarı ANAP’ı ve bugünün AKP’si için ayni serzeniş yok mu?
Bugünde kuzey Kıbrıs’ta iktidar olanlar ayni şikâyetten muzdarip değil mi?
Yine bir siyasetin temsilcileri ayni düşüncelerle kazanç sağlamaya çalışmıyor mu?
Yine bu ülkenin seçilmişleri büklüm, büklüm değil mi?
Türkiye ile en başta bozulan ve sağlam bir altyapıya oturtulmayan ilişkiler illaki bir siyasete ayrıcalık göstermek zorunda mı?
Değişmeyen Türkiye’nin Kıbrıs’a mı, yoksa kuzey Kıbrıs’ın Türkiye iktidarlarına bakışı mı?
Yeni bir hükümet kuruldu.
Yine ayni nakarat dillendirilmeye başlandı.
“Türkiye bu hükümeti onaylamadı. 13 maaşlar ödenmeyecek hatta maaşlar bile ödenmeyecek”.
İşin ilginci Türkiye hükümeti de bu tantanaya ortak oluyor.
Bırakın denesinler, bu halk için hizmet etmek istiyorlarsa bunun neresi kötü.
Toplum bir önceki dönemden memnun olsaydı iradesini nasıl yansıtacağını elbette bilirdi.
Yok, önceliğiniz halk değilse o başka.
Bu toplum işine gelmeyeni değiştirmeye alıştı.
Artık yapamayan kim olursa olsun ömrü sadece bir iktidar dönemi kadardır.
Bu haber 653 defa okunmuştur
  •    - 04.09.2013 Şimdi sorarım size bu düşünceler ve cümleler içinde bulunduğumuz süreçte de seslendirilmiyor mu?

:

:

:

: