Roller değişti

“Siyasi erk için yaratılmış bir kamu düzeni kurulmuştur. Sistem tıkanıp işler sarpa sarınca, Türkiye ile paketler hazırlayıp bunu topluma empoze etmişlerdir.
“Siyasi erk için yaratılmış bir kamu düzeni kurulmuştur. Sistem tıkanıp işler sarpa sarınca, Türkiye ile paketler hazırlayıp bunu topluma empoze etmişlerdir. Yani kendi hatalarının cezasını topluma kesmişlerdir. Kimse bu paketlere neden? Nasıl ihtiyaç duyulduğu sorularını sormaz. İstenilen tek şey “Kemer sıkma” bunu da kim yapacak, tabi ki toplum.”
Bu cümleler 2010 yılında yazdığım bir yazımındandır.
Yazımın başlığı “Kemerler Sıkılacak”.
Bu yazımın üzerinden üç yıl geçmiş ama hala güncelliğini koruyor.
Yani hala “kemer sıkma” durumumuz ayni tazeliğini koruyor.
Siyasi yönetim anlamında istikrarsız bir dönem yaşadık.
Bu cümlenin benzerlerini de son yazılarımda sıkça kullanıyorum.
“İstikrar” kelimesini toplumsal yaşamımızdan çıkaralı çok oldu.
Bu kelimeyle beraber elbette “birliktelik” denen erdemi de yitirdik.
Koskoca bir umutsuzluğun içinde yeni bir dönem diyerek toplumsal bir beklenti vardır bugün.
Bunu boşa çıkarmayarak, şeffaf, adil, yalansız bir tavır konmalıdır ortaya.
Artık kimsenin önünde engel yok, en azından şimdilik.
Güvenoyu almış fakat zaman isteyen bir hükümet var.
Elbette haklıdırlar.
Fakat sorunlar biliniyor ve çareleri de seslendiriliyordu.
Ekonomiden çok anladığımı iddia edemem.
Zaten bu ülkede ekonomi var mı, ondan da şüpheliyim.
Ama hayata ve insanca yaşama dair, fiyat anlamda her şeyin günden güne uçtuğu bu ülkede sarsılmayan ev kalmamıştır her halde.
Bugünün ana muhalefetini eleştiriyorum.
Eski, sırf muhalefet etme anlamıyla sergilediği tutumdan dolayı.
Peki, dünün ana muhalefeti ve ondan sonra gelen muhalif partisi ne söylemişti daha önce ve bugün ne yapması gerek?
İşte esas mesele budur.
28 Temmuz seçimi boşuna yapılmadı.
Bundan tam bir yıl önce yaptığım iki söyleşiyi bu sayfalarda paylaşmıştım.
Sayın Özkan Yorgancıoğlu ve Serdar Denktaş’la ülke sorunlarını ve sorunların kendi siyasetleri ile çözümlerini konuşmuştuk.
“Bugün çalışanlar mutlu mudur? Mutlu olmadıklarını söylüyorlar. Çünkü üç yıldır herhangi bir ilave gelirleri olmadığı için satın alma güçleri düşmüştür. Bunun yanında harcamaları arttı. Akaryakıt parası, elektrik faturası, tüp gazın fiyatı artıyor. Bu mutsuzluk göstergesidir. Durumdan memnun olmama ifadesidir. Esnafa bakıyoruz. Esnaf bugün ortamdan mutlu mudur? Basına da yansıyan odur ki esnaf günlerinin çoğunu siftah bile yapmadan tamamlıyor. Bir başka alana bakıyoruz. Sanayicilerimiz mutlu mu? Onlarda ürettiklerini satamamanın sıkıntılarını yaşıyorlar. Peki, ticaret adamlarımız mutlu mu? Daralan bir ekonomide geliri azalan ve fiyatları artan bir yapıda insanların satın alma gücü azalırken, iş insanlarının da satışı azalıyor. Dolayısıyla onlarında gelirlerinde azalma oluyor. Esnafın bir başka derdi resen vergiler. Biz geçtiğimiz günlerde sanayi bölgelerini dolaştık. İnsanların ödediği vergi kazandıklarının çok ötesinde ve anlam veremeyecekleri derecede gelen resen vergiler. Bugün hayvancılarımız mutlu mu? Emeklerinin karşılığını alabiliyorlar mı? Yada alacaklarını gününde alabiliyorlar mı? Alacağınızı aylar sonra almışsınız pek de anlamı yok. Bankalardan alınan kredileri günü gününe ödemek zorundasınız. Ama devletten alacağınızı aylar sonra aldığınızda siz faiz almıyorsunuz. Dolayısıyla devletten aylar sonra alacağınızı aldığınızda gelir kısmınız bankalara faiz olarak gidiyor. Ülke gerçek anlamda fakirleşiyor. Narenciyeci, patatesçi mutlu mu? Yani siyasetçi biraz da bu gözle bakmalı. Ve biz parti olarak bu gözle bakıyoruz. Biz bunları sırf muhalefet olsun diye söylemiyoruz. Bir başka açıdan da bakarsak bankaların verdiği krediler ne ölçüde geriye dönüyor. Piyasada karşılıksız çekler ne kadar? Her şey yaşadığımız hayatın ekonomik yönden zorlaştığını gösteriyor. Bu tabloya baktığımızda ülkenin durumunun pek de iç açıcı olmadığı görülüyor.”
Sayın Yorgancıoğlu o gün için sorunları çok güzel özetlemişti.
“Şuan ülkede hükümet yok. Eskiden kötü yönetiliyoruz diyordum ama artık yönetilmiyoruz. Uygulanan paketin süresi bitti uygulanan program yok. Ekonomi dibe doğru gidiyor. Sosyal hayatta patlama var dur diyen yok.”
Sayın Serdar Denktaş da bu sözlerle anlatmıştı ülkeyi kendi penceresinden.
Bugün Özkan bey Başbakan, Serdar bey ise Başbakan yardımcısıdır.
Ve bu sorunlu ülkenin yönetimindedirler, iktidardırlar.
Sorunları konuşmak ve söylemek mi, yoksa çözmek mi zordur?
Esas mesele elbette budur.
Şimdi roller değişti.
Artık konuşmak ve söylemenin kolaylığı mı, sorun çözmenin zorluğu mu bunu görme zamanı.
İhtiyaç olunan kudret, hükümette olmaktaki erkte mevcuttur.

Bu haber 552 defa okunmuştur

:

:

:

: