Kıbrıs sorununda dündür

Tarih 11 Mayıs 2008.
Tarih 11 Mayıs 2008.
Güneyde yayın yapan POLİTİS gazetesinde bir mülakat yayınlandı.
DİSİ Başkanı Anastasiadis’in dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın evinde vermiş olduğu davetle ilgili görüşleri bu mülakatta yer aldı.
Anastasiadis katıldığı davetle ilgili şu tespiti yapmıştı;
“Aynı masaya oturarak bir şişe şarap içilemiyorsa Kıbrıs sorununu nasıl çözeceğiz, ülkeyi birlikte nasıl yöneteceğiz”.
Evet, bugünün KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile sadece bir yemek için bunca zahmeti çektiren Anastasiadis böyle söylüyordu 2008 yılında.
Anastasiadis, Kıbrıs sorununun çözümünde en önemli şeyin zaman olduğunu da belirtiyordu bu mülakatta.
Ayni Anastasiadis Başkan Hristofyas’a halka bazı gerçeklerin söylenmesi gerektiğinin de çağrısını yapıyordu.
Ve bu gerçeklerin en önemli olanlarından birinin de kuzey Kıbrıs’taki idarenin Kıbrıslı Türklerde olduğu ve yıllardır Kıbrıs Rumlarına vaat edilen kuzeye dönme umutlarının da aslında çok kolay olmadığıyla ilgiliydi.
Bu mülakatın başlığı ise çok aşina olduğumuz bir cümleden oluşuyordu;
“Mevcut girişim son şans”.
ANNAN planın da destekçisiydi DİSİ Başkanı Anastasiadis.
2008 yılında müzakere süreci için son şanstır diyor ve bu anlamda zamanın iyi kullanılması gerektiğinin önemini vurguluyordu.
İçinde bulunduğumuz süreçte güney yönetiminin Başkanı olan Anastasiadis bir takım açıklamalarla Kıbrıs sorununa yön vermeye çalışıyor;
“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin haklarının güvence altına alınması, otomatikman bütün sakinlerinin haklarını da güvence altına alır.
Elbette Kıbrıs sorununa çözüm bulunması şartıyla. Kıbrıslı Türkler, ayrılık eğilimindeyken veya iki devlette ısrar ederken menfaat bekleyemezler. Büyük ölçüde yardımcı olacak şey Kıbrıs sorununun çözümüdür”.
Çokça seslendirdiğimiz haklarımız var ya, 1960 antlaşmalarına sığınarak.
Buna atıf yapıyor Anastasiadis.
Kıbrıslı Türklerin ayrı yönetim, ayrı devletle yeni bir Kıbrıs modeli düşüncesi ve Kıbrıs Cumhuriyetinden farklı bir yapıyı savunmasının sonucunda menfaat beklememeli diyor.
Yani kısaca hem ayrı devlet ısrarı hem de Kıbrıs Cumhuriyetini oluşturan anlaşmalardan hak iddia edilmez.
Aslında haksızda sayılmaz.
Acaba biz ne istediğimizi biliyor muyuz?
Bilindiği gibi Anastasiadis bir müzakereci atadı.
Bu faydalı olur mu?
Olmayacağı ortada amaç zamana oynamak.
Bu durumunda içsel yoğunluktan dolayı müzakerelerin ara vermeden ve engellenmeden devam etmesi ile atanan müzakerecinin devlet yetkilisi olmadığından Türkiye ile daha iyi ilişki kurabileceğini söylüyor.
Yani bir yerde de Sayın Eroğlu’nun muhatap benim çıkışını çok da gerçekçi bulmadığını gösteriyor.
Kıbrıs konusundaki çözümsüzlüğün çaresizliğini, esasen bu ülkenin her anlamdaki yükünü çeken insanlar tarafından yaşandığı son yıllarda açık seçik ortada.
Elbette güney daha rahat bir konumda.
Zaten beş yıl önce zaman boşa harcanmamalı diyerek dönemin yönetimini yapıcı olmamakla suçlayan Anastasiadis Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra eleştirdiği noktaya kendisi gelmezdi.
Bildik ve sadece bize özgü bir tutum olduğunu düşündüğümüz bir gün başka, bir başka gün bambaşka söylemler ve dündür, bugün bugündür mantığı “zaman boşa harcanmamalı” temennisinin doğasına aykırıdır.
Bugün Kıbrıs’ta çözümü sağlamayı vaat eden yönetimlerin en üst noktasındaki isimleri Sayın Anastasiadis’in söylediği gibi ayni masada oturup birer kadeh şarap içemiyorsa bu sorunu nasıl çözüp bu ülkeyi nasıl beraber yönetecekler.
Daha öncede başka bir konu için söylemiştim;
Konuşmak ve söylemek mi, çözmek mi?
Ya da çözmek için ortaya niyet koymak mı?
Hangisi daha doğru veya daha zordur?
“Ön hazırlık yapılmadan müzakerelere oturmamak”.
Neyin ön hazırlığı, kırk yıldır devam eden çözümsüzlüğün ön hazırlığı mı kaldı?
Sayın Anastasiadis Başkan seçilmeden önce söyledikleriyle kendi kendini çeliştiriyor.
En küçük bir temas ve ilişkiye bile adım atmıyor.
Zamanı boşa harcamayalım eleştirisinin bugün kendi için yapılmasının zeminini besliyor.
Bu noktada süreci zorlayacak iradesi olmayan Kıbrıs Türk tarafı da aslında bunu farkında ve çok da şikâyetçi değil.
Peki, ne yapılabilir sorusu akıllara gelirse, şöyle bir düşünce seslendirilebilinir;
Bu sorun oturarak, bekleyerek, birileri yapsın, birileri, çözsün diye zamanı çalarak çözülmeyecek.
Bu belli.
Uluslar arası baskıyı artıracak ve geç bile kalınmış Kıbrıs’ın kuzeyinden “ses verme” adına her alanda, her fırsatta girişim yapma yorgunluğuna ara vermeden devam etmek.
Tabi ki birbirimizle didişmekten bunları yapmaya zaman bulabilirsek.
Bu haber 649 defa okunmuştur

:

:

:

: