Üveys gibi

Yine hac mevsimi yaklaşıyor.
Yine hac mevsimi yaklaşıyor.
İslam dünyasından, Haccın o doyulmaz manzarasını yaşamak isteyen insanlar kafile kafile Mekke’nin yolunu tutmuş aşk ve heyecanla ilerliyorlar.
Her yıl Hac mevsimi geldiğinde beni tarifi imkansız bir heyecan kuşatır.Giden hac kafilelerinin ardından gıptayla ve hüzünle bakıp kalırım.Gidenlerin arasında olmayı o kadar çok hayal ederim ki, onların peşinden bakarken sanki tüm yolculuklarında berabermişim gibi olur, adeta tüm kafileyi adım adım izlerim.
Hac ,İslam dininin beş temel ibadetlerinden biri olarak her Müslümanın hayalini süsleyen,hiç olmazsa ömürde bir defa yaşamak istedikleri o tatlı heyecan o ulvi manzaralar manzumesi, her noktada temsili olarak gerçekleşen, her aşamasında insana ruhi yükselişler kazandıran ve sonucunda da bir arınmışlık hissiyle ferahlatan eşsiz bir ameldir. Hac ibadetini yerine getiren bir müminde bu arınmışlık hissinin yaşanması gayet tabiidir.Çünkü Peygamber Efendimiz,”Mebrur bir haccın karşılığı ancak Cennettir” buyuruyor. Mebrur hac, kabul edilmiş hac demektir.Bir haccın mebrur olabilmesi için de bütün kurallarına riayet edilmesi gerekmektedir.
Haccın çok çeşitli manaları vardır.
Dünyaya ait mevki makam servet şöhret ne varsa hepsini geride bırakıp herkesin aynı olduğu, aynı şeyleri söyleyip aynı mekanlarda yan yana omuz omuza olmaları İnsan olarak Allah katında herkesin eşit olduğunun bir ifadesi, renklerin, dillerin, coğrafyaların gerçekte hiçbir öneminin olmadığını gösteren,”Müminler kardeştirler” ilahi mesajının somut olarak örneklendirildiği tarifi imkansız duygu atmosferi elbette her mümin gönülde yaşanmak ister.
Yıllardır peşlerinden bakıp, Hicaz yollarına düşse bir kervan/Peşlerinden bakar bakar ağlarım./Medine görünür sanki uzaktan/Gözümden yaş döker döker ağlarım. diye şiirler yazdığım o kutlu kervanda bulunmayı Rabbim nasip etti. İkibin üç yılında görevli olarak görevli olarak hacca gittim. Elhamdülillah.Kısaca şunu ifade etmeliyim ki hac yaşanır anlatılmaz.Her anı ayrı bir duygu sağanağı ,her noktada ayrı bir güzellik. Yıllardır kitaplardan okuduğumuz izlenimlerin, teorik olarak öğrendiğimiz bilgilerin orada ete kemiğe bürünmesi gerçekten tarifi imkansız bir durumdur.Ancak orada olup yaşarsanız anlaşılabilir. O anlara dair her ne anlatsak mutlaka bir tarafı eksik kalır biliyorum.Ve bir defa gidenlerin tekrar tekrar gitme arzusunda olmalarını şimdi daha iyi anlıyorum.
Kabe’de tavafı birkaç dörtlükle şöyle anlatmaya çalışmıştım



KABE’DE TEFEKKÜR.

Yazmaya başlarsa hikmet kalemi,
Bak neler görülür Güzel Kabe’de.
Açar kapıların mana alemi,
Çok sırlar derilir Güzel Kabe’de

İmanlı yürekler buraya bakar,
Nasibi olanlar sel olup akar
Amin nidaları semaya çıkar
Huzura varılır Güzel Kabe’de


Tavafta pervane gibi uçunca
Susayıp ta soğuk Zemzem içince
Mültezem’de ellerini açınca
Beratlar verilir Güzel Kabe’de
.
Tüm canlar Hacer-ülesved’e koşar
Tarifi imkansız heyecan yaşar
Yürekler kabarır gözlerden taşar
Murada erilir Güzel Kabe’de

Kul Hakkı Can kuşun salar engine,
Seyre durur nefsle ruhun cengine
Ruhlar boyanırken Hakkın rengine
Nefs yere serilir Güzel Kabe’de

Tavafın bu engin manasını düşünerek ibadetle meşgul olmakla birlikte,Peygamber efendimizin doğup büyüdüğü,İlk vahyi aldığı, İslam’ın ilk ve en çileli yıllarının yaşandığı bu topraklarda Ondan bir iz bir hatıra bulabilme hayali de insanı farklı alemlere taşıyan bir gönül iklimidir.Onu hayal ederek O’na olan hasreti dile getiren,orada yazılmış birkaç dörtlük

NARA DÜŞTÜ

Bir seher vaktinde Kabe’ye vardım
Yıllarca gördüğüm düşleri yordum
Yanımdan geçerken dost seni sordum
Ya Muhammed dedi kuş nara düştü

Selam kapısında seni bekledim
Belki vardır diye Hatm’i yokladım
Senin hatıranla varıp kokladım
Elini sürdüğün taş nara düştü

Zemzem’le doldurdum kırık testimi
Kana kana içtim yudum üstümü
Dedim buralara ayak bastımı
Mermerin üstünde yaş nara düştü


Yürüyerek vardım doğduğun yere
Yollarına dönüp baktım kaç kere
Titreyen vücudum batarken tere
Yürek alev aldı baş nara düştü

Sevr mağarasını gördüm ağladım
Arafat’da biraz durdum ağladım
Nur dağına seni sordum ağladım
Çırpındı can kuşu döş nara düştü

Baştan başa heyecan,aşk ve feyiz dolu hac günlerinden sonra yolumuz Medine’ye yöneldi. “Arayı arayı bulsam izini/İzinin tozuna sürsem yüzümü/Hak nasip eylese görsem yüzünü/ Ya Muhammed canım arzular seni” diyen Yunus misali yollardayız.Alınan her nefes, zamanı, gidilen her adım, yolu O’na yaklaştırıyordu.Yüreklerde ayrı bir heyecan,seslerde bir titreme gözlerde hakim olunamayan yaşlar…Ve yıllardır hasretiyle yandığımız Medine şehri karşımızda!
Sabah saat dokuz gibi kalacağımız otellere vardık. Hacılarımızı daha önceden bize bildirilen plan üzere odalarına yerleştirdik.Sıra Peygamber efendimizin kabrini ziyarete gelmişti.Hacılar hazırlandılar Mescid_i Nebi’ye doğru giderken ben,bir kaza sonucu ayağını kırmış olan bir hacımızla ilgilenmek üzere geride kaldım.Onu hastaneye götüreyim işlemlerini yaptırayım derken ziyareti bir hayli geciktirdim.Oysa yıllardır o anın hayalini kurmuşum.Ama bu gün hacılarımdan sonra belki de günün sonunda ancak ziyaret edebileceğim.Bütün bu koşturmalar içerisinde Üveys el Karani aklıma geliyor.Hani Yemen’den Medine’ye kadar gelmiş de Peygamber efendimizi göremeden geri dönmüştü ya.O stresli ve yorucu koşuşturma içerisinde beni alıp uzaklara götüren şu şiir çıkıp geldi gönlüme ve bütün yorgunluğumu alıp götürdü. Dilerim sizi de bir anlık olsun o diyarlara götürür.

ÜVEYS GİBİ

--------------------------------------------------------------------------------
Dertli gönüllerin solmayan gülü
Zulmeti nur eden hakkın kandili
Alemlere sultan olan sevgili
Salat sana ey Rasül-ü zül celal
Selam sana ya Muhammed Mustafa

Adını duyardım önce dillerden
Kokunu sorardım esen yellerden
Üveys gibi geldim uzak ellerden
Salat sana ey Habibi kibriya
Selam sana ya Muhammed Mustafa

Geçtiğin yollara düştüm de geldim
Aşılmaz dağları aştım da geldim
Aşkınla çağlayıp coştum da geldim
Salat sana ey Hatemennebiyyin
Selam sana ya Muhammed Mustafa

Mekke’de çıktığın dağlara sordum
Taif yollarında bağlara sordum
Bu günlere değil çağlara sordum
Salat sana gönlümüzün süruru
Selam sana ya Muhammed Mustafa

Medine derler de bir güzel şehir
O gülün hayali burada zahir
Ten ölür de aşkın bulur mu ahir
Salat sana derdimizin dermanı
Selam sana ya Muhammed Mustafa

Kuba mescidinde seni yad ettim
Uhut’da acını duymak niyetim
Seni seven bir yaralı ümmetim
Salat sana ey seyyidelmürselin
Selam sana ya Muhammed Mustafa

Şu fani ömrümün dertli anında
Boynumu bükmüşüm Ravza önünde
Şefaat bekleriz mahşer gününde
Salat sana ey şefialmüznibin
Selam sana ya Muhammed Mustafa


Garip Hakkı uzaklara dalıyor
Uzun yollar beni senden alıyor
Beden gitse gönül burda kalıyor
Salat sana ey güzeller güzeli
Selam sana ya Muhammed Mustafa
Bu haber 394 defa okunmuştur
  • hacı   - 22.09.2013 tanrı sana ölüm garantisi vermiş merak etme,bundan dolayıda bu dünyaya fazla umut baglama,masrafını et de haca git bu senin yapman gereken vazifen,allah kabul eder etmez bilinmez.
  •    - 22.09.2013 hacı haccın kabul edilip edilmeyeceğini nerden bilecem cennete gitmek için boşuna masraf niye yapayım ki tanrı bunun garantisini vermemiş

:

:

:

: