“Geçmişi unutacaksınız”

Pazartesi günü yayınlanan yazımın girişi şöyleydi;
Pazartesi günü yayınlanan yazımın girişi şöyleydi;
“Gündemimiz çok çabuk değişiyor.
Bugün iç konulardayız, bir önceki gün bizim dışımızda gelişen olayları tartışıyorduk, yarın Allah bilir neyi konuşacağız.
İç sorunlar gündem olurken herkes kendi tarafından bir değerlendirme yapıyor.
Esasta kimse gerçek anlamda üretmiyor.
Yapılan sadece kolaycılık.
Başkasının yaptığını terse çevirme, bununla sadece günü kurtarma gayreti.
Üretilen yeni bir şey yok.
Üretmek denince sadece fabrikaların, işyerlerinin, insan gücünün yaptıkları anlatılmıyor.
Kuzey Kıbrıs’ta genel bir üretimsizlik, her anlamda verimsizlik var.”
Evet, daha yazdıklarımızın mürekkebi kurumadan nur topu gibi yepyeni bir gündemimiz oldu.
Hükümet adına Sayın Başbakan, Türkiye hükümetine bir mektup yazıp bir önceki hükümetle imzalanan ekonomik protokolün aynen uygulanacağının garantisini vermiş.
İki haftada bunu tartışırız.
Nede olsa bizim zamanımız da avaracımız da çok.
İmzalanan protokol keşke zamanında iyi niyetle uygulansaydı.
En azından bugün öğretmen de, hemşire de, polis de istihdam edilebilirdi.
Protokole zaten karşı çıkan yok.
İtiraz noktası, uygulanma noktasında sıkıntıların olması.
Zamanında yapılmayanların bedelini toplumun ödemesi.
Bilindiği üzere Kıbrıs sorununa çözüm bulma adına yarım yamalak devam ettirilmeye çalışılan bir süreç var.
Ve esas gündem olması gereken konu da bu.
Tarafların temsilcileri Birleşmiş Milletler Genel Kurul çalışmaları sırasında temaslar gerçekleştirecek.
Bu sebeple Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu da New York da ve BM Genel Sekreteri ile de görüşmesi planlanmış.
Ayni şekilde güney Kıbrıs temsilcileri de New York da.
Zamanın esir aldığı Kıbrıs sorununda, müzakere sürecinin planlandığı gibi önümüzdeki ekim ayında başlaması bile şuan için şüpheli.
Kıbrıs Türk tarafı bu süreci canlı tutmaya ve söz ola değil gerçek anlamda istekli davranmaya mecbur.
Sayın Eroğlu ile Dışişleri Bakanı Sayın Özdil Nami’nin süreçte yan yana yer alması elbette Türk tarafı için önemli bir kazanımdır.
Sayın Nami’nin ikinci Cumhurbaşkanı Sayın Talat döneminde müzakere heyeti içinde yer alırken, Sayın Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığını kazanması ile bu görevden ayrılmasını ve de deneyimlerinden faydalanılmamasını her ortamda eleştirdim.
Bu durumun değişip olumlu anlamda bir işbirliğine dönüşmesi söylediğim gibi önemli bir kazanımdır.
Kuzey Kıbrıs elbette günlük yaşamı tartışacak.
Yapılan yanlış ve doğruları konuşacak.
Ama artık ders alarak enerjisini boşa harcamayacak.
Ulusal çıkarlar her türlü çıkarın üzerindedir.
Ve yaşadığımız zamanda her coğrafya kendi ulusal çıkarlarına göre tavır belirliyor.
Güneyin yaptığı da bu değil mi?
Müzakerelere sıfırdan başlamak, Maraş’ı istemek ama doğal gazı çözümden sonraya bırakmak, zaman sınırı olmasını reddetmek, bunları tabi ki kendi çıkarlarını düşünerek istiyorlar.
Güneyde Başkanlık koltuğuna oturanların bir tek ülküsü var.
Yani bir statüko da güneyi esir almış durumda.
ANNAN planı döneminde Başkan Papadopulos’un gözyaşlarıyla söylediği;
“Bizden devletimizi kapatmamızı istiyorlar, ben bunu yapmam, yapamam. Tanınmış bir devlet devraldım, toplum devretmeyeceğim. Evet, ile hayır tartıldığında, evet’in çok daha ağır ve bağışlanamaz sonuçları olacak”.
Güneydeki siyasi mekanizmanın korkusu bu tanınmış devleti değiştirmek.
Her türlü getirisinden Kıbrıslı Türklere de pay vermek.
Tek çözüm yolu Kıbrıs Cumhuriyetinde yeniden buluşmak.
Bu aşamada en fazla iş uluslar arası güçlere düşüyor.
Her iki tarafı da niyet anlamında zorlamak, gerekirse radikal kararlarla değişiklikleri göze alıp özellikle kuzey Kıbrıs’a açılımlar yapmak.
Kuzey Kıbrıs’ın ve elbette Türkiye’nin etkin dış temas ve lobiciliği bu açılımları sağlayacak güçtedir.
Elbette niyet varsa.
Geçtiğimiz günlerde Akdeniz’in bir diğer adası Malta’da bir organizasyon düzenlendi.
Buraya katılan dostlardan edindiğim bilgilere göre;
Kıbrıs adasının her iki tarafından da sivil toplum örgütü temsilcileri, siyasiler ve gazetecilerden oluşan katılımcılarla müzakere sürecinin nasıl olması gerektiği üzerinde yoğunlaşan bir dizi toplantı yapılmış.
Sorunlu olan ve sorunlarını çözen başka coğrafyaların örnekleri ile nasıl bir altyapı oluşturulduğu ve başarıya ulaşılmasında nelerin önemli olduğu anlatılmış.
Öne çıkan iki önemli başlığa dikkat çekmişler.
İlk önce bu sorunun çözülmesi için söylenen; “Geçmişi unutacaksınız” önerisi olmuş.
İkinci konu ise sürece tüm kesimlerin katılımının sağlanması.
Bu iki adımın bu coğrafyada atılması mümkün mü?
Yani her iki toplum da geçmişi unutur mu ve her iki kesimde de müzakere sürecine toplumsal katılım sağlanır mı?
Tabloya şuan için baktığımızda görünen şu ki;
Daha çok yolumuz var.

Bu haber 607 defa okunmuştur

:

:

:

: